Kararmışlığı Temizleme

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

Kaldırımlar-Necip Fazıl Kısakürek

Otuz gündür yazmanın verdiği heyecan ve mutluluğun yanına sorumluluk da eklendi. -her gün olsa da arttı daha.- Yazabilir miyim, devam edebilir miyim süreci geçti. Öyle umuyorum. Yalnızca, otuz gündür yazıyorum ve yazdıklarım ne kadar tatmin etmekte beni, ne kadar düşündürmekte tekrar okuyunca onu sorguluyorum. -tatminkar olamıyorum.- İşin iyi yanı da bu. Otuz günlük yazıyı sorgulayacak bir birikim katmışım kendime. Zamanı gelince -zamansızlığın içinde.- artık bunu düşünmeyeceğimden de korkmuyor değilim. Her gün üretmek -dişe dokunmuyor ama dilde acı bir tat bırakıyor.- sorumluluğunda devam yaşama. -ya.-

İşten dolayı ne yazacağım sorusuna net cevap veremiyorum aslında. Her günün planı belliydi, iyi de hizmet etti o plan bana. Yeni plan da uygulamada ama günlük olay ve anların sorgulaması da yazıma inmeye başladı. -oraya kadar düştü.- Biliyorum ki bu sorgulamaların artması da yazmamın devamlılığı ve -özellikle.- okumalarımın düzenliliği sayesinde oldu. Yine biliyorum ki, planladığım her şeyden parçalar da olacak yazının içinde. Ne kadar anı ve günü yazıyor olsam da. -kendimle konuşmam bitti, teşekkürler.-

Kara, karar, kara parçası, beyaz. Bir arada düşününce hepsine bağlanıyorum. Bugün yeniden yaşadım bu hissi. Yeniden basitleştirdiğim kelime ve hikayelerin derinliğine yenildim. -güzel bir mağlubiyet, hak ediyorum.-Bir yanda aklıma Cemal Süreya’nın tüm kara parçalarında dizesi bir yanda da alıntıdaki bölüm, Üstadın şiiri geldi. -hikayeleri de çok kıymetlidir. bana kattıkları da.- Her iki kavramın içinde buldum kendimi. Kara neyi ifade ediyordu? Karanlık, zıttıyla iç içe olmadan yaşayabilir miydi? -kara bağladığım günler ol/muştuydu.-

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Vasiyet-Nazım Hikmet Ran

Aslında basit bir temizlikti olup biten. -her yerde, düşüncelerde de olması gereken.- Yalnızca kararmış yerleri silmem söyleniyordu. Yalnızca kararmış. Garip ve vasat geldi ve yalnızca kararmamış, üzerine de basılmış yerleri de temizlemekten geri durmadım. -düşüncelerimde de bu kadar titiz davranmak istiyorum.- Neden bilmiyorum demeyeceğim ender anlardan oldu bu yaşadığım. Kararmış yerlerin temizliğini yaparken ne kadar dolu düşündüğüm, dolu muydu düşündüklerim onu da sorgulamadım. -rutin bir sabah kahvaltısı.-

Sonra, mesai bitmeden sakinleşen zamanda -fenerin de maçına rağmen üstelik.- kararmış yerleri kıymetlendirdim. Babamın yüzü, toprağı, gri taştaki kara adı. -nereden geleceği ölüm fikrinin belli olmuyor. bir sabah halbuki.- Dünyadaki en ak karalık olduğunu düşündüm. Yalnızca kara bir boyaydı, karartılmıştı. Yalnızca esmerliğiydi, teniydi. Yalnızca kararmış yerlerdi. Yılları yahut yaşanmışlıkları da dahil değildi. Yalnızca kararmışlar. -yalnız da.-

Onun varlığını yazılarımı eklemekten hep sakınca duyacağım. Saygısızlık olması en büyük korkum. Ancak, basit bir temizlik ihlalinin düşündürdüğü bunca şeyin kıymeti ve bende uyandırdığı his de diri tuttu beni. Karalık yalınlaştı. Yalın haliyle, aydınlığın içinde daha da belli etti kendini.

İşin duygu kısmı bir yana, -yazmaya çalışmalıyım, aciz bir varlık olsam da.- yalnızca kararmış kavramını uzun zaman çıkarmayacakmışım gibi geliyor. Hislerim ve duygularım içinde, sevgim ve huzurum içinde takıldığım tek yerin de oralar olduğunu kavramaya başladım. Güzellikler yerine karanlık noktalara odaklanıyorum. Yalnızca kararmamış da, üzerinde durmuşum, iyi olsun diye uğraşmışım. Yine de sadece onların üzerinde duruyorum. -her duygum, düşüncem sütten çıkmış ak kaşık zaten.-

Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Üvercinka-Cemal Süreya

Yalnızca kara parçaları. Fazlası değil bir ölünün gözünde. Gezmek istediği yerleri gören bir gencin gözündeyse cennet köşe. Ne yalnızlaşırsa onun hakkında konuşmak ve yazmak daha anlamlı hale geliyor. Kişinin yalnızlığında toplumun yalnızlığına kadar. -kimi zaman susturuluyor, orası ayrı değil.-

Canlı kanlı yaşayacağım gün sayısını bilmiyorum, yalnızca yaşayacağım. -umarım yalnız olur bu süreç.- Günlerimin bu kadar anlamlı olmasını ummak da eğlenceli geliyor; bu kadar rutin bir konuşmanın beni ne kadar daha yazdıracağını düşünmek de. -yazdırmak, parasız, çıkarsız. ne mutlu.- Kapımı açık tutmak, diri kalmak istiyorum. Ölüme de yaşamaya da. -ölüme kapalı olsa da faydasız hem.- Yalnızca karartılmış, yalnızca yazmış, yalnızca sevmiş de olmak istemiyorum. Yalnızca insan demeleri yahut yormadan kimseyi yalnızca insanım demek de yeter. -bir lira da yeter, yüz lira da.-

Her parçayı derinleştirmeye başladım. -benim rakımım kaç halbuki?- Nimet olarak da görüyorum bunu. Fayda sağlıyor. Ne kadar sürer, kafam ne kadar kaldırır bilmesem de sürdüreceğim. Benim elimde olmadan ilerliyor ayrıca. Bilinçli sorgulamalar yapmaktayım; sorgulayacağım kavramlar bilinçsizce seçilebiliyor. -sevebiliyorum, kimi ve neyi olacağını seçemiyorum.-

Sen benim kara ömrüme vuran
Suyumu harelendiren sevincimdin.

Girmek mi Yitmektir Kalmak mı?-Birhan Keskin

Sen benim kara/ömrüme vuran. -derinleşti diye kendimi kandırıyorum, özür dilerim.- Karalık, karanlık ve karar. Toplumun kara ve kararlarının paralelliği, kalbimdeki yıkıntıların aydınlığı. Karalık olumsuzluğu ifade etmekte, yüksek ihtimal ben de kullanacağım. Ancak her şeyi karalığa yakıştıracağım artık. Karalığıyla bağlanmak isteyeceğim.

Kumun rengi, tenimin beyazlığı da karalaşabilir. -kararlaşabilir düşüncelerim bir gün. bir.- Onları ve kendimi çirkinleştirmeyeceğim. Onlar da insan yerine, yalnızca kararmışlar, yalnızca diyeceğim. -yalnız ben.-

Ay doldu. -zamanla arkadaşlığım iyi ilerliyor.- Aysar, kıymetini biliyorum. Hediyeler almak istiyorum sana, bir gün. Bir ay. İş, okuma. Kartlarımı doğru açıyorum, bilmiyorum ama poker. -güzel bir şiir dizesi olurdu, kullanıldı artık.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 31. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bir de çok şeyi sevdiğini biliyorum, Ağrı Dağını. Kimse bilmez onu. Şimdi ses oluyor bana, buyurun. Sesimin çirkinliğini anlatıyor bana, teşekkürler Bizon. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Buyur.

otuz-üçten beri

kudret, yatıştırmış annesi
döndüğü tarafta evrimleşmiş
düşünceleri çevresinin. isyanları sayfalardan
öteye geçememiş. yazdığı mektupların örnekleri
tutmakta
-kim sevsin-

enkaz, kentsel yıkımı belediyenin
ilkel konuları konu etmekte sıradan
sarayına -odalı- çiçeği yaratmaktan bahsediliyor
yaşlanınca, itiraflarım kitabını
çıkaramamak. sansür bu kez
susturulacak

hürmet, koltuk devir-teslim
sosyal fikirleri toplumun açılamamış
kesimiyle iletişim. kovalar kendini, yetiş
hevesine. kitapları eline alınmamış
fikirleri
otuz-üçten beri

Zaytung 31. Gün Ses Kaydı

Geçmişe Saygı

Tövbekarın saygınlığını, geçmiş günahlarının büyüklüğü belirler.

Ruhi Mücerret-Murat Menteş

Yirmi bir yılda geçmiş ne olabilir? Kendimi teselli edeceğim yahut umutlanacağım ne yaşamış olabilirim? Yaşanmış olanı nasıl benden bir parça haline getirebilirim? Geçmişin ve başarılı bir şekilde patika atlatmaktaki geçmek fiilinin bağlantısı ne? Hiçbirine cevap verilmeyecek bu yazıda. -ben de cevap veremiyorum, sorguluyorum işte.- Fakat geçmiş hakkında daha önce ne yazdıysam, geçmişimde ne konuştuysam hemen hemen o minvalde ilerleyeceğim. Soluduğum hangi nefes son olmalıydı? -yahut ilk kez fark etmiştim.-

Bir ay öncesinin geçmiş sayılıp sayılmayacağı ile ilgili düşünürken, o düşüncenin başını bile geçmiş olarak nitelendirdiğim geldi aklıma. -osho katkısı.- Olduğum yerdeli, jeopolitik-politik konumumdaki değişim ve geçmişim de büyük hikayelere konu olacak kadar iyi değil. -politika tıkandı, benlik değil.- Elbette değişimler, katkı veren gelişmelere saygısızlık etmeyeceğim. Güzel diye adlandırılacak şeyler de oldu. -yazmak gibi.- Hayatın içinde kötü tecrübe olarak adlandıracağım çok az şey olması bir yandan iyiyken; kendimi ilerletmeme engel olduğunu da düşündürüyor. Eh bugün de yaşadık işte be! demek ne kadar saygılı olur geleceğime? -varsa gelecek herhangi bir güzellik.-

Geçmişimin dolu olması arzusu var her şeye rağmen. Ölümün geleceği yahut bizim ona erişeceğimiz an belirsizken, hangi kitaba dokunursam onu da okuyup ölmüş olacağım. -en azından.- Alıntıdaki ifadeyi de bu şekilde yorumluyorum aslında. Günahkarlık değil konu; o yalnızca bir metafor. -kendime açıkladım, eminim sen ilk okuyuşta zaten çoktan anlamıştın.- Günü geldiğinde başına gelecek her olaya, değişime, ihanete, sevgiye, söyleyeceğin söze karşı oluşturduğun geçmiş. Kaybettiğin anları anlamlandıran -anlam, güzellik değil sonuçta.-, keşkeleri dizginleme ihtiyacını uyandıran gerçeklik ile.

Hayal kurarken “Liza’nın bana sevgisi geçmiş günlerin çamurunu, faydasızlığını affettirecekti” diye düşünüyordu.” Aylak, ahlaksız, ruhen ölmüş eski Velçaninov’un yerine; hayata temiz, mükemmel bir varlık verecektim.

Ebedi Koca-Dostoyevski

Zaman kavramının içine sıkıştığımızı işe başladıktan sonra daha çok hissetmeye başladım. -yine de dostum, saygıdeğer.- O sıkışıklığın kazandırdığı dakikalar anlamlaştı bu kez. Düşüncelerim daha seyreldi. -ilk kez iyiye doğru.- Korkularımı, hayallerimi, ödevlerimi doğru zamana yaymaya başladım. Geçmişimi düzenliyorum bir nevi. -aysar, aralarında en temiz sahne olacak sanırım.-

Yaptığımız her şeyi bir başka davranışa karşı yapma içgüdümüz üzüyor beni. Etkiye tepki veren yalnızca sinirlerimiz aslında; tüm yaşantımız buna göre düzenlenemez. -düzenlenmemeli diye düzelteyim.- Kötü olan düşünceleri bastırmaya odaklıyız, yok etmeyi uygun görmüyoruz; yaradan için var o kavram. Var etmek, olmayan düşüncelere evrilmek -ki doğamız gereği evriliyoruz.- de sakıncalı kalıyor uy-u-mak ve okumak kavramlarının yanında. Geçmiş gün, tam hatırlamıyorum kalıbına saygımızı yitiriyoruz. Evet, hatırlamıyoruz. Yahut hatırladığımız kişiye artık uzaktan, objektif bir gözlem ile yaklaşabiliyoruz. Değişimi ve geçmişi yakınlaştırmak, paralelleştirmek hapis cezası vermeyecekse eğer; geçtiğimiz her gün ufak bir tümsek. Sonraki günler azalmayacak ama aştıkça kurtulacak kimliklerimiz.

Hatalarımı hatırlıyordum en çok geçmişi düşününce. -pek çoğumuz yapsak da benimkiler uyumamışım kadar çok.- Bu bir ayın en kaliteli değişimi de bu yönde oldu. Hata yerine güzellikler de dahil oldu. Doğallık eklendi, hayatın içinde olduğum gerçeği. Bir robottan farklı olduğum. -bazen olmamak da güzel aslında.- Tutunduğum anların olduğunu hatırladım. Unutmamışım, onunla ayaktaydım. Sadece andaki halimi ona yormaktan uzakmışım.

Oysa ne çok geçmiş var, ne çok zaman
Ne çok gelecek, ne az zaman.

Yağmurun Altında-Melih Cevdet Anday

Teşekkürler Anday. Kaliteli isimlerle tanışmak büyük mutluluk. -gemişimi anlamlandırıyor.- Sanırım takıldığım hataları büyütme sebebim buradan geliyor. Geçmişimi boş görmesem de, geleceğim ile ilgili binlerce fikir ve düşüncenin karmaşası -aslında bir yaşansa doları bir lira yapabilirim.- içinde bulunduğum anı o kadar anlamlandıramayacağım korkusunu yaşıyorum. -korkmadan demişken üstelik.- Şu an başlasam 20 yılımı dolduran şeylerin 50 yıl alacağını düşünüyorum bazen. Ve yalnızca 1 senede de olabileceğini. -yarısı boş, diğer yarısı dolacağını umuyor.-

Kıymetli anların ve hataların hatırlanması dışında da günler geçirdim bir yandan da. Hatırlamadığım, detayları beni aydınlatacak bile olsa çoktan benden uzaklaşmış zamanlar da yaşadım. Benliğimi kaç kez sorguladım, paramı -olduğunda.- nereye harcadım, kiminle sohbetim sırasında onu dinlemek yerine çözme çabasına giriştim, hangi maçını Fenerin küfretmeden izledim? -bunlar mı aydınlatacak çok doğru bir soru. hayır.- Olmaya çalıştığım kişiyi seviyorum. Şu anki beni de bu yolda olmasından dolayı hayranlıkla takip ediyorum. Korkum da az, hiçliği biliyorum, yalnızlığı ve parasızlığı da. Sanırım konuk olduğum hayatta sevdiğim sohbetleri bulmayı umuyorum. -çabalıyorum.-

Geçmişi konuşmak ve sorgulamak, hele de takılıp kalmayı sevmeyen bir yapım var. Ama tek kişilik oyun yazdığım -metni halen yaşıyor.-, kitapları her yere götürdüğüm, Nuri Pakdil’i tanıyıp cebime kitaplar koyduğum, insanlarla daha çok konuştuğum, şairane sevgimin olduğu zamanların bugünüme kattığı çok şey var. -sevememek de dahil sanırım.- Onları arada hatırlamak iyi geliyor. Dinlendirmiyor, her anıda hatam var hemen hemen. Ama okumayı sağlıyor. İyiyi öğrenip daha iyi olma çabasına itiyor. -zorlamadan, isteyerek.-

İnsan yalnız başına kalınca neler söyler, ne türküler…
Geçmiş yıllarını hatırlar, gerçekleşmemiş arzularını, daha gençken, aşıkken olup bitenleri…

Beyaz Gemi-Cengiz Aytmatov

İşin üzücü yanı, bu kadar yalnız kalabilmişken sorgulamalarımın azlığı. -ama geçmişe üzülmek de geçti, tam şu an. şimdi şimdi.-

Korkularımı da sevgilerimi de dostluklarımı da hayranlığımı da büyüdüğümü de geçmişime bağlamadan ilerlemem gerekiyor. -gereklilik zor geliyor.- Her gün korkabilir, her gün sevebilirim. Farklı olan gün de olmaz yalnızca; aynı korkuyu yenice yaşayabilirim, aynı kişiyi-şeyi yeniliği içinden sevebilirim. -seveyim de korkayım da. yakın zaten çokça birbirine.-

Çabayı, emeği bir aya sığdıramam. Korkmayı ve sevmeyi, yazmayı ve okumayı, unutmayı ve ölmeyi de. Gelişir. Geliştirir. Geçmiş, ölünce de saygıyı hak eder.

Bir ay. -kısa.- Otuz gün. -kısa.- Otuz yazı, otuz şiir karalaması, 25.000 karakter. -kısa.- İş, okumak, 11 saat köle, işçiye saygı, büyümek uyumadan. -uzun bir.- Aysar, ay dönümüne dahil etti; sevdi, kızdı ama uzaklaştırmadı yanından. Güzelliğini yahut çirkinliğini göstermedi. Zamanı gelince. -zamanı gelecek mi?-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 30. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Çabam kendime, kendi kütüphanemi, akli dengemi korumak ve onlara katkı sağlamak üzere. -üzere, pek mümkün değil.- Ulaştıysa sana, bir ayda bir yahut otuz kez ne mutlu bana. -umarım mutluluk paylaşılmıştır.- Yalnızlığım sürecek, kitaplar ile ne kadar yalnız olunursa -hiç.- o kadar. Sessizlik güzel. Ancak Güzel Ne Güzel Olmuşsun demek istiyorum Aysar’a. Dinlerseniz ne güzel, beraber deriz. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dinlersen.

çal başına

ulak, sensiz yola varmak
tenha, eşdeğer ifadeleri yaşamının
ıssız. örülmemiş saçları, çocukluğunu
esirgemiş yüzü kirlenmiş sakalından
acıtmakta sevdiğini

ferman, ölüm-fetih arası
kanında yok, seçilmemiş tanrı
tarafından ismi. sorgusu çetin
insanlarca. söyle! yahut
asıl, yanmakta
ellerin

çekiç, parmak ağrısı
yeleği sırtına yakıştırıldı. kefeni
de. istendi konuşması, susması gökten
çirkinliği. hem aramakta
işgalini

Zaytung 30. Gün Ses Kaydı

Eşikte

Dilenciden para, deliden akıl, kapitalistten insaf isterken.

Bahane-Köksal Alver

Hayatın içinde umutlu yerler var. Annenin yanı, sevdiğin -mümkünse sevmek.- kişinin düşüncesinde, yalnızlıkta, evinde, metronun boş koltuğunda, okuduğun kitabın içerisinde, dünyanın çalınmamış, popülerleşmemiş noktalarında. -kitap ne mutlu ki hiç popüler olmadı. düşmedi o bataklığa.- Temiz havanın olmadığı ciğerlerimizi bile gül bahçelerine ulaştırabilir. Kesilmemiş nefesimizden de son kez güzellikler döktürebilir. Tüm umutsuzluklar, yalanlar, kesik sesler, cehennemler bahane.

Bu yazıya çok duygusal bir halde başladım. Gözlerim doldu. -ki çok ufaktır beslemek için pınarları.- Nedenini aslında bildiğim ama bilmeme oyununu tercih ettiğim bir halde yazıya başladım. 2015’de imzalamış Köksal Hoca Bahane kitabını. Mektebin -benim tanıştığım.- ilk bürosunda. Kardeşime diye üstelik, dostlukla. Duygunun nasıl bir şey olduğunu, her şeye rağmen, geçmişe dönünce anlıyor insan. -yahut acizliğinden.- Kaleme alması güç bir haldeyim, gerçek anlamda. Ne yazacağımı çok iyi bilsem de -hoş, yol her yere götürebilir.-; yazmamam gereken benlikleri de barındırıyor kitabın hatırası. Ömrümün, beni büyüten güzel bahanelerinden birini. -değinmeyeceğim, teşekkürler.-

Aslında tanıdığım isimleri yazmak çok sorumluluk yüklüyor. Yanlış bir şey yazma düşüncesi ya da çekingenliği değil. Nasıl tasvir edebileceğimle ilgili bir çekince bendeki etkisini. Ancak şöyle söyleyeyim; tutunduğun dal yolda geçen herhangi biri için onlarca ağaçtaki detaylardan biridir. Altınızdaki uçurumun farkında değilse kimse, o dalın da anlamını yalnızca siz bilirsiniz. Sıkı sıkıya bağlanmadan, gücünüzü paylaşarak tutunursunuz. -duygularımı daha çok odun kullanarak ifade edemezdim.-

Aslında alıntıdaki bölüm düşündürücü bir hale büründü okuduğumda tekrar. Gerçekten deliden -toplumsal değil de psikolojik olarak addedilen.- akıl almak ve dilenciden para istemek mantıklı gelmeye başladı. -durum vahim.- Kapitalizm ise insaf kavramını, kendini kral olarak görmekten kurtulmadığı -yahut biz kurtarmadıkça.- sürece tanımayacak bir hal aldı.

Yazdıklarıyla yaşadıklarını sürekli kıyaslar hale gelmişti. Son zamanlarda bunu daha çok yapıyordu. Bir ilham aşkıyla sarıldığı imgeden daha sonra soğuyordu. Hayata değmeyen imgelerle neden boğuştuğunu sorup duruyordu.

Bahane-Köksal Alver s.65-Yorgun Yazar

Okumaktan hiç sıkılmadım Köksal Hocanın kitaplarındaki öyküleri. Her kitabında, Sosyoloji Divanında yazdıklarında sürekli diri kalabiliyorum. Bahane, benim için çok daha başka bir yerde duruyor. -ilerliyor, benden hızlı ve sürekli üstelik.- Okuduğum ilk kitabı olması mı, bendeki duygusal etkisi mi, hayatımda yaşattığı anlar mı bu yeri pekiştiriyor bilmiyorum. Bu yüzden de sürekli canlılığı devam ediyor. -bilmemek özgürleştiriyor.-

Öykü kavramıyla tanışıp üzerinde durmam, okumaktan keyif almam da Mektep ile başlamıştı. Okuyordum, öyküyü biliyordum da. Ancak okuduklarımın anlamlandırılması, sürecin yoğunluğu ve öykü üzerine araştırmalar yapılması hevesine kapılmıştım. -şiirde çok iyiyim ya sanki.- Hocalarımın da kitapları, onlarla sohbetin tadı bunu arttırıyordu. -şairler de, iyi şiir yazdıkları için kıskanıyordum deyip sıyrılayım. eleştirilmeyeyim. ya da buyursunlar.- Bahane de bu sürecin en büyük destekçisi oldu. 11. sınıf öğrencisi bir genci bağlamıştı dünyasındakilere. Bahane kavramının içini dolduruyordu. -benim içimi de dolduruyordu biraz, darlığım ne kadar izin verirse.-

Her okuduğumu beğenmek gibi bir garipliğim de var bir yandan. -ya da hiçbirini beğenmemek.- Her eserin süreci aklıma geldikçe yeniden okuma isteği ve anlamlandırma çabasına girişiyorum. Emek var! gibi bir düşünce ile değil. Her şeyde emek var. Yola hayranlık besliyorum sanırım. -yol bitmez değil mi? ülkede en çok onun ihalesi var sanırım.- Tabii ki Bahane kitabına bir atıf değil bu; benim seçkilerim herkese hitap etmeyecektir. Ben olmayı tercih ediyorum bir kere.

Eskiden öyleydi, idealist gençler vardı ve öğretmen olmak isterlerdi. Memleketine dönüp orada çalışmak gibi düşleri olurdu.

Bahane-Köksal Alver

Bazı bölümlerin sayfalarını yazmamışım. -benim eşekliğim.- Bir de tadını yaşayabilmek için ilk okuduğumda aldığım notlar ile ilerlemeye çalışıyorum.

Bu muhabbetleri yapabilmiş çok anlamlı geliyor şimdi. Nelerin değiştiği, düşüncelerimin evrildiği yer, hayatımdaki eksiklik ve artıların uyuşmazlığı bir yana; o zamanlar ne konuşuyormuşum, şimdi nerede sorusu geliyor aklıma. Hemen hemen her soruya da bir bahane buluveriyorum utanmadan. Sorunsuz bir dünya yerine sorunları konuşabildiğim insanlarla konuşmak anlamlı geliyor sanırım. -sorunun biz olduğunu bilerek. yahut okumamış birkaçımız. tabii, yalnızca bir/kaçımız.-

Hayatımdaki adımlarımı sorgulasam da, neden şimdi buradayım, uğradığım yer daha güzeldi demiyorum kendime. Her yerin, herkesin bir amacı oluyor hayatımda. -yine de oturup saatleri ve konuşmayı unutmak isterdim.- Bu yolun en büyük durağı olmuş Mektep. Ve oradakiler. Her okuduğumda hissediyorum bunu. Köksal Hoca ile çok uzun muhabbet edememiş olsam da; kitapları, özellikle de Bahane ile, onu her gün anıp konuşmak gibi bir nimete sahibim. -şükür.-

Artık oyalı mendiller de yok, herhalde çeşmede onu bekleyenler de.

Bahane-Köksal Alver

Hemen her şeyin basitleştiği, küçük görülebildiği yahut büyütüldüğü bir dönemde yaşıyoruz artık. -bir gençten duyunca basit geliyordur, eminim.- Sanırım bu süreci en iyi anlatan ifade; Bahane. Yokluğumuza da varlığımıza da, inancımıza da inançsızlığımıza da. Canlı olana saygımıza, cansız olana saygısızlığımıza da.

Kurgu olsun olmasın, sanatın içine girebilmiş, sanatla can bulmuş, sanatı sevdirmiş, sanatı sevmiş her kavramın, insanın, düşüncenin gücüne de bir bahane var. Kurtulmayalım o bahaneden. Kurtlar türese de kurtulmayalım. Kurtaracağımız çok bahanemiz var. -toprak atılması için ölmek bahanesine kalmayalım.-

Heybemde kitaplar taşımaya devam. İşe de. Bugün duygusal bir halde -mutluluk kavramına yakışır derecede.- yazıyı bitiriyorum. Ömrümü de bu hal ile sonlandırmak isterim. -yahut erken bir veraset ilanı oldu.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 29. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Ses olma çabam devam ediyor. Çok seviyorum dinlemeyi, bana yazılmış gibi geliyor bu şarkı. Salaksın. Güzel bir özeleştiri. Dinleyip salaklığınızı düşünmek -her an değil, biliyorum. sinirlenme.- hoş olabilir. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Salaklığını.

kırmızı ilah

aşina, ilk adım özgürlüğe
taşıma su, taşacağını umuyor
etiketi yapışmış üzerine, oyunları
meşhur. rol gereği, bu kez sevdiğini
düşünmekte kendini

levha, dikkat yahut öl
beşiği yeni toplanmış, annesi
tutmakta kafasını. engel olunmuyor
yine de. kalbi manifestosuna eklemiş adını
huzurun değil, belki görmekte yalnızca uzaktan
işaret edildiğini sevdiğini

statü, faşizm can sıkıyor
kusursuz ismi. önceleri görmediği
beyazlığı. tenini arzularına kurban etmek
-salakça- hem güvercin besliyor. vergisi yine
memurun. faşizm sıkıcı
canlanıyor

Zaytung 29. gün Ses Kaydı

Korkmadan

Sen aşk şiiri yazamazsın Hasan Hüseyin
Çünkü aşk şiirden önce gelir sende
Oysa şiir önünde gitmelidir her şeyin

Aşk Şiiri-Hasan Hüseyin Korkmazgil

Büyük git-geller içinde seçtim bugünkü yazıyı aslında. -ne yazacağımı seçebiliyor muyum gerçekten?- Bir yanda düşünce yazılarını okurken gücünden etkilendiğim Nurettin Topçu vardı. -iyi ki.- Bir yanda da şiirleri benim için sınırlarımı aşan, bunlar şiirde olur mu sorgulamasına sokan Hasan Hüseyin Korkmazgil. -sanırım şairleri daha yakın hissediyorum kendime.- Bu iki isim arasındaki düşünce farklılıklarına değinmeyeceğim. Yeterince bilindiğini düşünüyorum. Onlar düşündüler, okudular, anlattılar. Bize de okumak kalıyor. -daha güzel miras bırakamazlardı.-

Nerede tanıştım Korkmazgil ile çok net hatırlıyorum: Lise sonda -daha önce de okumuştum ama derinlemesine okuma yapmamıştım.- Nazım Hikmet Oratoryosunu hazırlarken, araştırmalar sırasında Haziranda Ölmek Zor şiirine rastlamıştım. -rastlanmak doğru kelime olmayabilir, ben uğradım o güzel durağa.- Sonrasında heyecanımı sürdüren, dediğim gibi sınırlarımdan ötesini okuma fırsatı veren bir kalemi okumaya devam ettim. Sağ-sol kavgalarının içinde büyümedim. -genelde sağ elini kullanırdı bizim kesim.- Buna karşın araştırma isteğimi arttırmıştı o kavgalara. Yazdıkları bundan ibaret olduğundan değil; tanıştığım şairlerden farklı olduğundan.-

Nazım da okuyordum, okuyorum evet. Ancak ondaki hissiyat bir araştırma ile değil daha çok okuma isteğiyle sürmüştü. Kavgalarını -on yedi yaş güzelliği ile.- sevdalarıyla anlıyordum. Sevdalar kavramının çoğulluğu da rahatsız etmiyordu üstelik. Korkmazgil’de bu durum değişmişti. Onunla beraber Nazımın hikayesini de daha derine incelemek istedim, Zarifoğlu’nun da. Yazıkları, kullandığı kelime ve ifadeler, şiirlerdeki özel hayatı buna sebep olmuştu sanırım. Genelde alışmıştık olmayan şeyleri okumaya, ifade edilmesine. -kötü değil, saf şiirdir elbette.- Bu kadar samimi görmesi şiiri çekmişti beni. -her şeyin önünde gidiyordu hakikaten.-

Artık çocuk değiliz, susarak da konuşabiliriz.

Akarsuya Bırakılan Mektup-Hasan Hüseyin Korkmazgil

Bu etkinin devamı ile de daha çok okumaya başlamıştım hemen her şeyi hakkında yazılan yahut onun yazdığı. -bilgilerim biraz hamlaşmış, üzerinden geçeceğim.- Ve ilk olarak da bu şiirini seslendirmiştim. Sanırım en çok bilinen -eğer varsa tabii çokluk kavramına uyan bir sayı.- şiiriydi Haziranda Ölmek Zor ile birlikte. Susarak konuşmak şiirinin etkisiyle -daha önce de okuyup etkilenmiştim şiirden.- Avaz Avaz Susmak isimli bir şiir yazmıştım, Raşit Hocamın çok beğendiği. -ben de arada açar okurum, nadir.- Bu ifadenin derinliğini çok konuşarak ve yazarak bozmak istemem. Kalsın bu sadelik ve arılıkta. -şiirin devamı da okunur hem belki.-

Şiir yapısı olarak şu an üzerinde durduğum yapıdan daha uzak bir çizgide aslında. -güzellik de burada.- Hiçbir şiir, kim yazarsa yazsın yavan gelmiyor. Kendime göre kurgulamayı çok seviyorum. -sonuçta şairinden çıkmıştır artık şiir.- Onun şiirlerinde de bunu yapmayı çok seviyorum. Bir şair okuması sırasında kalemle notlar tutmaktan, olmayan kafiye yahut düzenlerle zaman harcamaktan çok büyük keyif alıyorum. Korkmazgil’in şiiri buna izin veriyor ve daha da özgürleştiriyor beni.

Kaç kez okumaya başlayacağım, yeniden okudukça daha önce görmediğim noktaları göreceğim bilmiyorum. -hayatımda da her hata bu sorgulamaya yeniliyor.- Şiirinin içerisindeki bazı bölümlerde utandığımı dahi hatırlıyorum. Allah Allah, nasıl yazılır bu? -kendisi çok iyi yazıyor ya, paşam.- Şu sıralar daha anlamlı geliyor yazdıkları. Halen sorguladığım yerler olmakla beraber; erişemediğim o kafa yapısının empatisini, sanırım, yapabiliyorum.

Anlamak yasak değildi benim ülkemde
anlatmak yasak!

Kandan Kına Yakılmaz-Hasan Hüseyin Korkmazgil

Bölümün güzelliği -ve haklılığı.- bir yana; başlığın gücü beni çok etkilemişti. Sanırım şair ve sanatçılara hayranlık duyduğum ve üzerinde durduğum en önemli konu buralar olmaya başladı son yıllarda. Kimsenin sanatı toplum için yapması beklenemez. Kimsenin sanat yapması da beklenmez. -kimsesiz de kalabilir, güçlüdür.- Buna rağmen, çıkarları olmadan bu çabayı sürdürmek fiyakalı duruyor. -çıkarları olmadan, önemli bir nokta.-

Bu durumun yalnızca solcu diye tabir edilen -sol kavramını araştırmaktayım, yeterince bilmiyorum hiçbir şeyi.- insanların-sanatçıların yaptığı bir durum olduğu düşüncesi hakim genel olarak. Hem çevrem hem de toplum nezdinde. Bunun zıttı olan o kadar çok isim var ki, okumaktan kendime bir ömür daha biçmek istiyorum. -bağışlanmamı diliyorum.- Laf sokmak kavramına takılıp kaldığımız için sürekli olarak geri durduğumuz bir bölüm oluyor bu minvalde eser üretmek. Halbuki sanat amacıyla yapılan, eleştirel bir bakış ile yorumlanan noktalarımızı görmek -hangi tarafta yahut tarafsızlıkta olsak da.- büyük bir nimet. Kıymeti bilinmeli.

Korkmazgil’in şiirlerinde bu noktaların varlığı ve harmanlanan sevgi, aşk ve yalnızlık ögeleri tek bir tema olmamasını sağlıyor. Yakın zamanda yazmaya çalışacağım ”Bu Şiirin Teması …” başlıklı yazının -başlıktaki kalıp saçma gelmeye başladığı için yazacağım.- zıttı bir şiiri var. Temadan çok amaç ile. Şiir bir araç mı amaç mı sorgulaması çok derin, buna girersem çıkamam. Ancak, amaçların sanat yoluyla ilerlemesi -zarar vermediği sürece.- mutluluk veriyor.

İyi oku yolunu, avucunun içi gibi bil! İyi bil yolunun engellerini! Dizlerini, ciğerlerini, yüreğini sıkı tut, iyi dengele! Ovada koşar gibi vurma kendini dik yokuşlara! Uçuruma atlar gibi bindirme kayalara! “Daha koş, daha koş!” diye alkış tutanlara kanıp da , kesilip kalma yarı yolda! Dipdiri varmalısın oraya! Varıp bir şeyler yapmalısın! Hız koşusu değildir bu, ey yolcu, engelli koşudur bu!

Nehirler Aka Aka-Hasan Hüseyin Korkmazgil

Uzun bir alıntı. Uzun. Uzun.

Umudum bana bu kadar şey katan insanları yarı yolda bırakmadan hareket edebilmek. -varılmayacaksa bile yolda nefes nefese kalmamak.- Benim için yazılmadı düşüncesi ile hareket etmiyorum. O, taşlı bir düşünce. Benim için yazılmadıysa ne var, okumak bana kısmetmiş. -umarım anlamak da.-

Her an ayakta kalmalı. Gücümüz yettiğince demek de sığınak güçsüzlüğe. Daha derin anlamları olmalı. Yaşamın anlamını aramıyorsak da, öyle bir şey yoksa da kendimizi anlamlandırmalı. Ne olacağını, anın evvel olacağını unutmadan yaşa-malı. Nerede ne ile karşılaşılacağını bilmemenin özgürlüğü ile. az önceki çiçekler nasıl da diken diken anlarını yaşayacağımızı bilerek. -korkmadan.-

Okuma, yazma, iş. Devam. Nicesine. Annem de iyi. -ne mutlu.- Günleri saymayı bırakmamı sağlıyor aysar. -ay doluyor.- Yine de bugün merdivene su koymayı unutmuşum, yorucu bir vicdan azabı.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 28. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne ses olmak için Niyə Bələ Uzundur Bu Yollar diyeyim. Uzunu kısa eylemeden, anı yaşayarak uyuyun. Bugüne erişmek güzel. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Uyu.

yurtsuz bayrak

seyyah, mahallende yabancı
incinirdi görünmekten mavi gözleriyle, renkli
görünürdü karanlık. yüzlerine teslimiyeti kalplerinin
ademden gelmekteydi. havvanın
solundan

çıplak, kral-halk
yoksulluk dahi yoktu. ceplerinde
yok-yok. üçüncü sayfa ilgisizliği
gazetelerden. meraklanmakta yine de
haberi mi toprağının yoksa
-ilgi çekici manşet-

zafer, algı oyunu
kurmakta saatini. izin ancak ona
verilmekte. küllerini yarasına sakladığı
gerçek. hem duyulmakta yansıması
cennetin. aslında
yaşıyorum, teşekkürler

Zaytung 28. Gün Ses Kaydı

Kısa Akın

Mecnun masaldan atılmış -tele şov-
milyonla kopyeye bölünmüş Leyli
suretler ne gülümseyiş ne sır ne şaka
sandım ki gülümser maskeleri
suretler sandım

Ayrıntılar İlahisi-Sonra İşte Yaşlandım-Gülten Akın

Kendimi çok büyük bir boşluğun içinde hissediyorum okudukça. Aydınlanma yaşama gayesi gütmüyorum, tamam. Ama kıvılcımdan da fazlasını istiyorum sanırım. -ateşi doğurmayan mümkünse.- Bu kadar kaliteli isimler varken dünyada, şiirde, edebiyatta, tiyatro ve sinemada; kendimi bir konuma getirme isteği oluştuğunda -aciz yaratıklarız, en azından ben.- hiçbir yer kavramına bile sığınamıyorum. Hiçliğin ulaşılması en zor yer olduğu kanısını sürdürüyorum.

Her gün yazma çabasındayken aynı anda her gün bir isme değinme isteği de oluşuyor. -her güne bir isim koyabilirim umarım ömrüm boyunca.- Bir yandan yeterince okuma yapmadan, araştırmadan onların alıntıları ve okuduğum kadarıyla yazmak doğru mu diye düşünürken, onlarsız ne yaparım?’ı da sorguluyorum. -yeterince anlaşılmaz olduysa devam ediyorum.- Çok şair okuyorum; hiçbiri için okudum diyemem. Bitmedi, daha sürüyor. -o kavga ve nicesi.- Hiçbir zaman da uzman olamaycaksam -hemen hiçbir konuda.- şimdi yazıp biraz daha okuduktan sonra tekrar yazıp okuyunca kendime ”Hiçbir halt anlamamışsın ulan!” demek de istiyorum. -bence güzel bir motivasyon.-

Gülten Akın ismi ile nasıl tanıştım sorusunun cevabı da kütüphanede yatıyor. -hani güzel lisedeki.- Orada masa başı kitaplarından biriydi Raşit Hocamızın. -ellerinden öpüyorum.- Bir aydır tekrar okumaya çabalarken, nasıl etkilendiğimi, evrildiğini düşündüğüm kalemimin -aslında yalnızca sıfır-beş.- onunla yaşadığı yakınlığı da görmeye başladım. Özellikle yukarıdaki alıntı beni çok yakın hissettiriyor şiirine. Halen okuduktan sonra tekrar tekrar okutan, ben bu şiiri okumuş muydum sorusunu sordurmaya devam eden, her an yalnızca duyguların için değil beynin için de yazıldığını aktaran kalemin gücünü seviyorum.

Alıntıdaki ufak bir sorgulama ile, noktalama kullanmamanın ve kesik dizenin özgürlüğüne değinerek devam edeceğim, kısaca. Sandım ki gülümser maskeleri/suretler sandım. Derin bir bölüm. Belki hemen anlaşılıyor ama; -benim için bir aydınlanmaydı.- sandım ki gülümser/maskeleri suretler sandım formunda okuyunca çok daha derinleşiyor. Aşkı, beklentiyi, beklentinin karşılanmamasını ve genel eleştiriyi daha net ifade ediyor. -iyi ki var kesik dize, noktalamaya karşı omuz omuza!-

Ne diyordu ince şeylerin annesi
“Ötekini oku, derinde dipte duranı.” *

*Gülten Akın

Bağbozumu Şarkıları-Şükrü Erbaş

İnce şeylerin annesi. Şey kelimesinin derinleştiği nadir anlardan bir tanesi. Bu bölümün bir yandan da kitabevlerine ithaf edildiğini düşünmeye başladım. Daha derinde, pek göz önünde bulunmayanı, mümkünse. Kendi adıma şiirdeki kadın isimleri okumak çok farklı bir bakış açısını görmemi sağlıyor. Çok okunanlar da değil yalnızca; kıyıda kalmış yahut güncel ve modern kadın şairleri. -yalnızca şair yetmekte, sıfat olarak yalnızca.- Bu isimlerden en beni kendine çeken isim de Gülten akın oldu bu yaşıma kadar. -takip ettiğim isimler elbette var, kıymetliyse eğer takip etmem.-

Uzak Bir Kıyıda kitabında derlenen şiirlerinde en beğendiğim kısımlar da genelde kısa şiir başlığı ile başlayan şiirlerden oluşan Sonra İşte Yaşlandım kitabı-bölümü. Kısa şiir kavramını, hemen her edebi eserde kısa olanları sevmemi de sorguluyorum aslında. -biraz slogan kafasında yaşıyorum sanırım.- Ömer Ağabey, bir şiirimi okuduktan sonra bir bölüme -diriyken kurtarmalı turnayı.- ”Greenpeace için çok güzel bir slogan olurmuş.” demişti. Hiç çıkmadı kafamdan. Kötü anlamda söylememişti, şiiri sevmemişti orası ayrı tabii. -sevdiyse de çok umut vermek istemedi bana. kendimi kandırmayı seviyorum.- Tek bir bölüm için şiir okunur mu sorusuna da tekrar tekrar getirmişti bu yorum beni. -halen düşünmekte, sorgulamaktayım.-

Uzun dizeleri kırmaktan keyif yahut ego tatmini yaşamadım. Daha çok sorgulamaya itmesi, şiiri yazma sürecinde daha çok uğraştırmayı ve düşünmeyi getirmesi çekiyor beni. -ne kadar başarıyorum bilmesem de çaba.- Bu yapıyı çok sağlam kullandığını düşündüğüm şairlere karşı da ayrı bir heyecan uyanıyor içimde. Zarifoğlu okurken, Gülten Akın, Oruç Aruoba, Payidar Zaraman gibi isimler hayranlık uyandırıyor. Zarifoğlu ile başladığım bu okumalar bana çok şey kattı, şiirlerime değil belki ama bana çok kattı. Şiir deyince ayaklarım titrerken; altında nasıl kalmayacağımı düşünmek yorucu değil de hayata tutunma çabası haline evriliyor. -şiir güzel, kıymetli. uğraşmak biraz gurbet çektiriyor.-

Yakın sesler gitti
geceler el değiştirdi, yıkımlar
anılmıyor bile dilden çıktı
çözülme gündemde

Kent Bitti-Gülten Akın

Kütüphanede yaptığımız çalışmalardan biriydi kitaplardan kelimeler seçerek bir şiir oluşturmak. Sonra yavaş yavaş bir şiirden kelimeler ile, sonra da şiirdeki aynı kelimeler ile… Şu sıralar -işten, okumaktan ve blogtan kalan zamanda.- yeniden yapmaya çalıştığım bir çaba oldu. Bu bölümü yahut Gülten Akın’ın bir şiiri içinden seçmedim henüz. –zarifoğlundan da.- Kopamayacağımı, hemen hemen yakın bir şeyler yazıp hiçbir geliştirme göstermemiş olmaktan, taklit olmasından korkum var. -şiir korkunç değil, güzel.-

Bir yandan da kesik dizeli, kapalı anlatımı olan şiirlerin yanında; kültürlerde alışılmış, dönemleri olan şiir çalışmaları da yapıyorum. Ama yine bağlandığım yer kesik dizeler oluyor. -yeterince uğraşmıyorum belki de.- Bu isimlerin şiirleri de buna destek oluyor fazlasıyla. Böyle şiir yazmak istiyorum şeklinde bir düşünce ile de değil. Böyle şiirden daha çok keyif alıyorum okurken, kimse okumayacak belki en azından ben keyif alayım düşüncesi ile. -hangi şiirimden keyif aldım, henüz hatırlamıyorum.

Gülten Akın okuyor olmak -okumak zor.-; şair okuyor olmak, herhangi bir şey okuyor olmak, okuyor olmak kadar güzel bir çaba. Hiçbir şey olmazsa bile bir insanı yazdıklarıyla tanıyorsunuz. Şiir bizim eski suç ortağımız, biz ne işledikse onunla işledik.. diyen birini üstelik, daha nasıl tanınabilir ki?

kare iki
büyük savaşları kullanmıyoruz
günde birkaç yüz ölümlük
ufak sıcak savaşlarımız var

Bir Sabah Çekimi-Gülten Akın

ufak sıcak savaşlarımız. -kendi soluklanma alanıma sizi/seni de dahil ettim sadece, yoksa eminim etkilendin sen/siz de.- Bazen elimde kamera ile bazı şiirlerin hikayesini çekmek istiyorum. -ne haddimeyse şiire hikaye oluşturmak.- Ne kameram ne de o sorumluluğu sırtlanacak güçte bir omzum var. Zaten hemen aklıma, her okuyanın o filmi çektiği, yaşadığı, izlediği geliyor. -kesik yerleri de kendisi doldurarak üstelik.-

Okumak, güzel şeyler okumak, güzel şeylere ulaşıncaya kadar okumak, güzelliği sorgulayıp anlamladırma çabası ile. Bir gün olur diye değil de; sorun şurda/ya ölürse ölü yıkayıcılar sorgulaması ile. Şimdi. -yahut hiç. burada kullanacağım aklıma gelmezdi bu klişeyi.-

Okumalar, izlemeler devam. İş de. Yazmak da. -ay doluyor.- Her gün isimler üzerinden, okuduklarım, izlediklerim ile yazmaya çaba gösteriyorum. Haftalık köşe sarktı, farkındayım. Dolu olmasını istediğim için, zamanımı iyi yöneterek, bekletiyorum. Taslaklar fena değil dedirtiyor bana. -hayatım için de aynı kalıbı kullanıyorum.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 27. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Umarım konserde yağmur yağar diye umutla bitiren Üç Bölüm ile ses olalım bugün de. Siyasiyabend dinliyorum, eleştirildim bugün iş yerinde açınca ama dinleyin, güzel insanlar. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dinle.

solak iman

masal, demokrasi ile ülke
suretlerini sorgulamayı bıraktı
sahnedekilerin. ince değildi
parmakları, yüzükleri uymazdı
babasının. eleştirilmezdi görmedikleri
hem fukaraysa ayıp
mıydı

kuşku, gerçek sorgulamalı
derli-toplu görünmezdi, çiçekleri beşten
alınmıştı. belediye iznini
vermişti göz göze gelmenin. maviliği
halen denizde görebilirdi
kahve rengi

yağmur, anlamlı bu kez ağlaması
tahminen ölümü ile
birleştirilmiş namaz vakti. soğukluğu yontmakta
toprağın sertliğini. çekimlere ara verilir ülkesinde
sorgulanmakta
hapsi

Zaytung 27. Gün Ses Kaydı

Leş Güzellik

Koridorun ucundaki ışığı görüyor musun?
Tabii görüyorum
Öyleyse niçin yazmıyorsun?

Leş-Ferit Edgü s.71

Kütüphane güzelliklerinden biriydi kitaplaşmak. -şu an devam etmeye çalışıyorum, zor.- Öğretmenlerimizin de katıldığı, kütüphane ekibiyle birlikte dönemde bir kez yaptığımız keyifli anlardan biriydi. -konya lisesi, kütüphanesinden ve güzelliğinden bahsetmiştim.- O anılardan en güzeli de, Tuba Hocamın hediye ettiği Leş kitabıydı. İkinci kez karşı karşıya geliyordum Ferit Edgü ile. Heyecanım hocamın yazdığı giriş ile daha da artmıştı.

O günden bu yana kütüphanemin en önemli parçalarından biri olarak yerini koruyor. -koleksiyon değil; koleksiyon biraz daha sabit bir kavram.- Ve sanırım 5-6 kez de okudum kitabı. Hacminden korkmadan, sıkılmadan, her seferinde yeniden anlamlandırarak. O kitaptaki pek çok güzel bölümden biridir alıntıdaki öykü de. -şiirsel öykülerin çokluğu da başka bir güzellik.- Niçin yazmıyorsun? -kötü olduğum için deyip sıyrılmak kolay geliyor.-

Evet kötü ve sıkıcı şeyler yazabilirim. Gelişmeyebilir de yazım. -gelişmesi için çabalıyorum, umarım öyle bir şey olmaz.- Ancak yazmak kadar anlamlı bir noktada bulunmaktan keyif alıyorum. Ego tatmini olmadığına da inandırmaya çalışmıyorum kendimi. Eğer öyleyse, içimdeki bir şeyleri harekete geçirerek tatminlik oluşturuyorsa bile bundan utanmıyorum. Uğraşıyorum diyebiliyorum en azından. Ne kadar mümkünse o kadar. -belki biraz dahası mümkün..-

Eğer yalnız yaşamaya alışırsan, korkulacak bir şey yoktur.
Ölümü bile gülümseyerek karşılarsın.

Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı-Ferit Edgü

Ne kadar öveceğim konusunda bir sınırım yok herhangi bir şeyi. -hele ki bir hediyeyse tuba öğretmenden.- Ancak, hemen her yazıda yaptığım gibi, farklı bir şekilde ilerlemeye çalışacağım. -en azından satırlar aşağı iniyor. gücüm de bu arada, neyse.- Yeterince araştırmadığım için üzüldüğüm bir isim oldu Edgü. Tekrar tekrar okumama rağmen neden daha fazla irdelemiyorum diye düşündüm bu yazıyı yazmaya başlarken. -yapılacak ilk iş oldu, onlarca şey gibi.-

Bunun en büyük sebebi de yazılarındaki sorular, irdelemeler ve kurgu tarzı. Bildiğim bir şeyi, normalde düşündüğüm kavramları aktarma yolu ilgimi çok çekiyor. Hangi yoldan buraya ulaştığı, nasıl bende bu etkiyi uyandırabildiği soruları sormamaya çalışsam da sonunda yenik düşüyorum o güce. -güçsüzüm ama ondan da değil.- Uzun öykülerinin yanında kısa hikayede de başarısı ayrıca bir güzellik ve zenginlik katıyor heyecanıma. -kaliteli kalemler okumak güzel. ne yazık ki siz şu an bundan uzaksınız.-

Kitabın isminin Leş olması ve toplu öykülerini içermesi beni fazlasıyla tatmin etti. İsimdeki güç ve eğretiliğin bir arada oluşu düşündürüyor bazen. -neden böyle şeyler yapamadığımla ilgili.- Hemen hemen her gün karşılaştığım olay ve karakterlere rastlamak bir yana, bunları yazarın gözünden irdelemek, farklı bir bakış açısını görebilmek basitliğimi yüzüme vuruyor. -bunu çok yaşıyorum, sorun bende.-

Yalnızlık kavramının ifade biçimi de onu ayrıca araştırma ve tanıma isteğini pekiştirdi bende. Çok yalnızım gibi bir düşünce ya da can sıkıntısı ile hareket etmiyorum. Gerçekten yalnızlığa güvenen biriyim. -ortada sen varsın, aslında en güvenmemen gereken de bir yandan.- Bana hissettirdiği en büyük duygunun özgürlük oluşu dolayısıyla sanırım. -sınırlarım olsa da onların içindeki alanda özgürüm. kısmen.- Sorumluluk seçimi, var olanlarla tek başına başa çıkmaya çalışmak -bu arada yine egoist bir ifadedir; başa çıkmak.– iyi hissettiriyor. Her anımı doğru yaşama çabası ile değil de doğruyu sorgulayarak geçirmeme izin veriyor.

Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım.

Hakkari’de Bir Mevsim-Ferit Edgü

Bu bölümü her okuduğumda çok mutlu oluyorum. Dostumu, beni ben yapan en önemli isimlerden olan hocamın hediye ettiği bir kitapta buna rastlamak kadar güzel anlar yaşamak istiyorum. -kötü şeyler de olsun ama arada gerekiyor böyleleri.- Seçim yapmak her zaman zordur -bir sonraki genel seçimlerde mesela.-. Ancak böyle güzel dost ve kitapları seçtikten sonra bir şeyler daha da kolaylaşıyor.

En büyük nimetin de üretmeyi seven, sürekli üretmiş isimlerle karşılaşmak olduğunu düşünüyorum. Hep üreten, üretmek için araştıran, ürettiği şeyi sorgulayan, eleştirel bakabilen, eleştiriyi alabilen insanlar ile. -her yerde olsalar ya bir gün.- Soluklandığım anların kıymetini de anlıyorum bu sayede. O anlarda neler yapmam gerektiğini, kendimi nasıl toparlamam ya da tekrarlanacak şeyin aynı şey olmadığına ikna etmeye çalışmam gerektiğini görüyorum. -sadece bakmıyorumdur umarım.-

Kitapları dostlarımı seçer gibi seçiyor muyum tam olarak bilmiyorum aslında. Elimdeki kitabın beni çektiği çok fazla değişken var. İnsan tanımak olarak görüyorum biraz sanırım. Daha derine inip, kütüphanemde önereceğim bir kitap olması zaman alabiliyor. -kaç kişi okur benim önermem ile orası ayrı.

-Bana bak delikanlı, dedim. Burası kasap dükkanı değil, kuyumcu dükkanı hiç değil. Burada tişört satmıyoruz. Kitap satıyoruz. Alıp okuyasınız, akıllanasınız, bilinçlenesiniz, Hanyayla Konyayı bilesiniz diye.

Yazmak Eylemi-Ferit Edgü

Sanırım bir kitabevine girmem gerekiyormuş bu bölümü kullanmak için yazımda. -yazmak eyleminde bu yüzden kullanılmamış demek ki.- Cümleye bu şekilde başlayacağım herhangi bir gün olacak mı bilemiyorum tabii. Sanırım bana kurulması daha muhtemel; gülen bir yirmibirli genç kim olabilir ki?

Konyayı bildiğimi sanıyordum. Ancak çok hikaye dinlemeye, daha çok insanla tanışmaya başladıkça ne kadar az bildiğimi fark ettim. -her araştırmada bunu hissetmeye devam ediyorum, ne güzel.?- Okumayı çok övüyorum, farkındayım. Okumayı sevip her ne olursa olsun az okuduğumu düşünmekten kendimi alamadığım için. Her gün sayfalarca okuma isteği varken gerçekleştiremiyor oluşumun eksikliği. Ama yine de sevdiğim hemen her şeye keşke kitaba ve yazmaya ayırdığım zaman kadar zaman ayırsam demeden de geçemem. -gerçek bir tanım.-

Yolcu, bir gün yolunu yitirirsen, artık eski yolunu bulmaya çalışma, yeni bir yol ara kendine.

Hakkari’de Bir Mevsim-Ferit Edgü

Yitirir miyim, yiter mi, yitecek bir yolum var mı? Her birini sorgulamak güzel bir ayna tutuyor. Kaçırdığım her anı yeniden yaşama isteğinden çok yeniyi yaşama isteğini getiriyor.

Leş, bir öyküden gerçek bir hayat anlamı çıkarma çabası içinde okumaktan sıkmıyor. -leş dediğimiz her kavramı sorgulatıyor.- Her şey demek doğru mu bilmesem de; hiçlikten güzellikler doğuran bir hayatta her şeyin, leşin de güzellikle bir paralelliği var. -düşünün, kimler kimlerle yan yana geldi.-

Okunuyor, yazılmaya çalışılıyor. Ay dolmak üzere. -aysarı heyecanla görmek istiyorum.- Youtube seslendirmelerine başlayacağım ay dolunca, yazıları sıra ile orada seslendirmeye çalışacağım. Umarım güzel bir soluk olur. Kitaplarla doluyum, boşluğumu daha net anlatan başka yapıtlar olamazdı. -teşekkürler.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 26. gün seslendirmesi aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne de siyasiyabendin Olmaz eseriyle ses olalım. Neden efendim kendi memleketimde rahat olmayacağım ki? Olun, ben de olayım. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Ol.

kendi memleketimde

pusula, koridorda kaybolmak
sen mesela; korkunç hikayen
sessizliğin sıralarda, meydanlarda kayboldu
sustuğunu neden duymakta bürokrasi
elinden alınınca
pamuk şekerin

duvar, ağlama-k-taşlama-k
başkentler savaş başlatmakta
mesela orta. doğu ister
istemez eklenir sonuna. kimsesiz
cennetin varlığını hem
onlar da sorgulamakta

yanıt, bilgi yanılgısı
sevmeden bitmiyor, konukların
tatmin olmamakta sunduğun bolluğun
azlığıyla. perden çekik yahut ihtiyaç
duymakta gizliliğin gözlerine
başkalarının

Zaytung 26. Gün Ses Kaydı

Cehalet Mutluluğu

Cehalet mutluluktur demişti ya Sokrates.
Yeni anladım ne demek istediğini.
Bazen bilmek, haber almak kaygıyı artırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bazen bilmek, hayal kurmaya bile engel.

Ali Lidar

Bazen. Kesinlikle doğru. Gerçeklikleri bilmeden nefes almak bile mümkün değil aslında. Neden bunları konuşacağımı da bilmiyorum. Sanırım bu yüzden, kendi cahilliğimden yazmam güzel olacak.

Emre Ağabey’in daha önce aktardığım gülmek ile ilgili sözleri okuduğum andan beri aklımda dönüp duruyor. Gülmek, çok gülmek; pozitif olmayı mı yoksa boşboğazlığı mı ifade ediyor? Ya da daha somurtkan olmak neyi temsil, ifade ediyor? Bunları düşündükçe gülümsemenin cehalet ile ilgisine daha çok bağlanıyorum. Çok ve gereksiz yere bolca gülmüş ve gülen biri olarak kendimle en büyük çatışmam da bu noktada oluyor. Neyi yanlış yapıyorum, neden mutlu olmayı tercih ediyorum?

Bu her anı bozmak, mutluysan mutlusun ne sorguluyorsun gibi bir anlama gelmesin. -her an beynimin çalıştığını anlamam gerek.- Gece uyumadan önce kendimi sorgulamadan bir gün geçirmek istemediğimden. Bazen tek sorgulamam bu olabiliyor. -bazen, nadir.- İşte bu anların cevabı hiçbir zaman net değil. Ya da kendime cevap veriyor muyum o da. Çünkü cevap veriyor olsam bir daha yapmamam ya da sorgulamamam gerekir. Oysa sürekli devam ediyor bu durum. Netlik yok, daima gülüşlerime es veren bir parazit. -yalnızca o olur umarım.-

Neden cehaletin mutluluk ifade ettiği anlar oluyor peki? Ya da mutluluğun hangi düzeyinde; düzeyi mi var mutluluğun, nasıl yani? Sorularıyla doluyor kafam. -bazen kaliteli sorgulamalar da yapıyor, ilk onbir olmayan mesela.- Gerçekten mutluluğun derece sistemi var mı çok merak ediyorum. Varsa hangi heyet var başında? Ne ile belirleniyor? -halen olmasının ilginçliğine takılmayıp sorguluyorum, teşekkürler.-

Cehalet, geleceği düşünemez ki.

Türkçe’nin Sırları-Nihad Sami Banarlı

Çok naif bir cümle değil mi? Ve başlangıç da burası aslında. Her şeyin hemen hemen. Geleceği düşünmek. Evet, bildiğimizi sandığımız bir geleceği düşünmek de çok tatmin edici değil. Yahut düşündüğümüz gibi olmaması muhtemel. Ancak buradaki gelecek kavramı, kendi içerisinde ifade ettiği anlam ile kıymetleniyor.

Yarını -yani olmayan günü.-, daha ileriyi -mümkünse ulaşmak.- ifade eden bir kelime. Yarın ne yiyeceğini, yarının hangi gün olduğunu, paraya ya da manevi huzura ihtiyaç olup olmadığını düşünmemek. Korkunç bir hale götürür bizi. -beni götürdü.- Bilmemek kadar doğal bir olaya rağmen, emeklemekten ayağa kalmayı öğrenmiş bir ırk olarak; nasıl oluyor da bilmemek kavramına yenilik katıp bir şeyler öğrenmiyoruz anlamak çok zor. -benim için her şey zor.-

Geleceği düşünmemek bazı anlarda anı daha çok yaşamayı sağlasa da; genel itibariyle amaçsızlığa, düzensizliğe götürmesi çok muhtemel bir kavram. Daha önce değindiğim çocukluk merakı ve heyecanı içerisinde hayatımızı sürdürmek, o sorgulama aşkımızı kaybetmemek kadar eğlenceli çok az şey olduğunu düşünüyorum. -aynı zamanda hayattayım demenin güzel bir yolu.-

Kolay olmamakla beraber bu sorgulamayı sürdürmek belli anlarda hazmetme zorluklarına yol açabiliyor. Kendinizden soğuduğunuz anlar artarken aynı anda kendinizi en çok sevdiğiniz anı da yaşıyorsunuz. İnsanlarla iletişim kurarken bir sonraki cümleyi tahmin etmemekte zorlanmamak, kendini yeterli görememeye başlamak, dolu kavramının içinde yer bulma çabası çok büyük bir duygusuzluğa -sanırım ben.- itebiliyor.

Ülkede kültürle uğraşan sanatçılar yoktu. Toplum düşüncesi uykuda; cehalet ise zirvedeydi.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde-Grigory Petrov

Bir de bu gerçeklik ile yüzleşmek var tabii ki. -sanatçılar yok değil çok şükür bizde.- İnsanı cehalete sürüklemese de, bildikçe, öğrendikçe üstlük kavramının ne kadar basit, seçme-seçilmenin ne kadar yanlış anlaşıldığını fark ettiriyor hayat. Korkunç gerçeklikler olsa da; cehaletin karanlığından da mutluluğundan da iyidir.

Ama elbette bazı anlar her şeyden sıyrılıp, kendi asalak ve boş yapmaya meyilli halinle yalnız kalmak insanın ufak özgür alanlarından biri olmalı. -deliysek de cahil demezler. delilik daha acınası geliyor.-

Daha uzun yazmaya çalışacağım bu yazı konusunu. -çalışmaya ihtiyaç duymadığım bir ara, belki birkaç ay.- İş devam, hafta sonu önemsiz bir detaymış her gün çalışınca. -her gün okuyunca da.- Okumalar da aynı şekilde. Zümrüdüanka Dergisi’ne hazırladığım şiir de bitti. İyiyim. -ehe.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 25. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugünün sesi de yalnız bir gencin evindeki sessizlik olsun, dinleyin, dinlenin. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dinle, dinlen.

hasat

turna, ilk dokunuş yıllara
çelimsiz halin, korkmakta halen çiçek
vereceğinden. sonsuzluk çok uzun
geçmiş demek, daha
gerçekçi-kısa

ölüm, doğal yollardan mümkünse
kimseye çarpmadan geçilsin, dokunulmasın
aman. üzülmesin, hem gençti bak
sevilirdi çevrelerince sağ-sol
devrimcilerin. denmez ki

hasta, neden öldüğüm?
sorunları ufak yemiş kabuklarıyla ifade
ediliyordu. hem herkes yaşarmış ucunda
silahların, sevdiğinin kalbinde. kaçında
kazanılmış
.mümkün.

Zaytung 25. Gün Ses Kaydı

Vahşi Kırlardan Kaçmak

Ego der ki; her şey olmasını istediğim gibi
tam olsun, o zaman huzurlu olacağım.
Ruh der ki; huzurlu ol
o zaman her şey tam olmasını istediğin gibi olur.

Osho

Meditasyon, yoga gibi kavramlardan bir haberdim uzun zaman. Lise üçte, siyah poşetlerle hurdaya çıkacak kitaplara göz atarken okulda bir kitaba rastlamıştım: Osho-Beden İle Zihni Dengelemek. Aslında ilgimi siyah poşette olması da ayrıca çekmişti, yalan söyleyemem. -yasaklara çok düşkünüm.- Sanırım iki günde bitirmiştim ve devamını getirmeye çoktan hazırdım. Osho, bir guru olarak etkilemişti beni. Hikayesini araştırmaya, daha çok okumaya başladım. -keşke her zaman yapabilsem böyle uğraşları.-

Ego, insan ruhu, benlik üzerine yazıları bende gerçekten farklı bir bakış açısını okuma özgürlüğü ve mutluluğu uyandırdı. Hayatımdaki gizli kapıları, kötü görünen şeyleri okuma alanım oluşmuştu. -osho okuma denmedi, tanınmazdı. tanınmayan da kötüydü.- Sanırım okumalar ve sorgulamalar yazarın hayatını da daha çok araştırmama yönlendirdi beni. Etkileyen insanları aramak hoşuma gidiyordu. -ancak işte her şey orada başladı.-

En çok mutlu olduğum şey de bu aslında: Peşinden koşarcasına okumama rağmen sorgulamaktan kendimi alamamak. Genelde söylenen söylediğimi yap, yaptığımı yapma mantelitesini sevmeyen biri olarak, bu adam neciymiş, nasılmış? soruları ile de sorgulamalarım arttı. Denemeye de çalışıyordum yazılanları; en azından meditasyon üzerine. -üniversitenin ilk yılı çok da yararı oldu.- Kendimi sıyırabildiğim anlar kısıtlı olsa da o dönem, bir etkiyi hissetmek -ki bu etki benim oluşturabildiğim bir şeydi.- rahatlatıyordu. Ya da öyle olmasını umuyordum. -en azından.-

Derken bu sorgulamalarım somut bir hale gelerek ciddi şekilde Osho’yu araştırmaya evrildi. Hakkında yazılanları, tanık hikayelerini, halen Rajni inanışında olan toplulukları bulmaya başladım. Fikir uyuşmazlıkları, hemen her toplulukta olabilecek sorunlar dışında ulaştıklarım beni gerçekten hayal kırıklığına uğratmıştı. Bir din oluşturulması ancak düşünce olarak dinlere aykırı olunması bile başlı başına bir engeldi. Alıntıda yer alan ifadeye de aykırıydı üstelik. -ruhunu dinlememiş sanırım pek.-

Hiç kimsenin ilgisine ihtiyaç duymadığın gün olgunlaşırsın,
Hiç kimseden beklentiye girmediğin gün yara almazsın.
Hiç kimseye bağımlı kalmazsan kazanırsın.

Osho

Geçmişin hayal satıcısı gibi görmeye başladım Osho’nun bazı yazılarını, sözlerini okuyunca bu süreçte tekrar. -genel olarak güzel sözleri var. o kadar.- Benim haddime ya da değili sorgulamadan yazıyorum bunları da. Yalnızca belgesel ve araştırma sonuçları ile gördüklerim bile bazı fikirlerimin oluşmasına yardımcı oldu.

Yukarıdaki alıntıda normal hayatımda sorguladığım o kadar çok şey var ki, odaklanamıyorum sözün bütününe. Olgunlaşmak, ihtiyaç, beklenti, bağımlılık ve kazanmak. -bir ömür üzerine araştırılır, konuşulur, yazılır.- Sonunda odaklandığımda da belgeseldeki anlar geliyor aklıma. Ya da şefkati övdüğü sözleri. Osho’ya yazdıklarından dolayı gerçek anlamda saygı duymakla beraber; hayatındaki zıtlıklar beni farklı bir yola itiyor. Sanatçıyı sanatı ile yorumlamayı hemen her şeyin üzerinde görüyorum ama topluluğuna -bu ifade bile korkunç ama insanlık.- anlattıklarının kitaplardaki hali ne kadar sanat bu da başka bir sorgulama.

Yeterince ön bilgi verdim sanırım. Bu araştırmalarım sonuçlanmış, yoga-meditasyona beni götürmüş ve artık ciddi bir şekilde bu kavramlarla ilgilenen biri olmuşken, 2018’de Netflix’te Vahşi Kırlar belgeseli yayınlandı. En büyük etkiyi de orada gördüm. Elbette bazı şeyler göze sokulmaya çalışılmıştı, kötü gösterme çabasını sezebiliyordunuz. -hele ikinci kez izlediğimde daha da belli etti.- Ancak bunun yanında, gerçek bir troll çekseydi bile ne kadar mükemmellik aktarabilirdi bilemiyorum. -manipülasyon güçlerinin farkında olmama rağmen, düşünün.-

Belgeselin başlangıç ve sonunda aynı hisleri hissettim. Ama arada gerçekleşen duygu geçişleri çok farklı bir dünyaydı. Bir inanışın, dinler kavramından uzak, hemen hiçbir inanıştan olmayan, arayışta olan insanlar ile Hindistan’dan Amerika’ya gelen binlerce insanın kurduğu medeniyet büyük bir etki bıraktı bende. Halen daha da bu konuda inanılmaz saygı duyuyorum her bir üyesine. Arkadaşlarıma belgeselden bahsederken ilk açtığım konu da bu oluyor. -dinliyorlar garipler.-

Sana binlerce yıldır Tanrıya giden yolun çok uzun olduğu söylendi. Yolculuk uzun değil, Tanrı uzakta değil. Tanrı senin nefesinde, kalp atışında, kanında, iliğinde, kemiğinde. Tek yapman gereken gözlerini kapatıp kendi içine doğru bir adım atmak.

Aşk Özgürlük Tekbaşınalık-Osho

Sevdiğim bir kitabıdır bu arada. -hemen her kitabı gibi.- Tavsiye ederim. Bu bölümü okuyup belgesele baktığımda, nasıl bir çıkmazda olduğumu fark ediyorum. Benden bir söz gibi, babamdan -es, bir düşün. baban.-, annemden, öğetmenlerimden aldığım öğreti samimiyetinde. Ancak işin içerisine giren onlarca şeyden sonra çok yabancı bir hale evriliyor. Sözün gerçekliği yitmeye, etkisi azalmaya başlıyor. -güzelliği kaybolmuyor.-

Belgeseldeki anlatım tarzının güzelliği de ayrıca etkiledi beni. Bir yanda gençliğinden itibaren Osho’nun sağ kolu olan, onun sekreterliğinin yapan bir hanım; diğer yanda yıllarca bulundukları toprakların belediye başkanlığını yapmış bir adam. -evet o kadar büyük bir alan ki ayrı belediye başkanları var. amerikada.- Ve birisi kaçarken yıllarca sağ kolu olduğu Bhagwan’ın yanından, arkasından fahişe olarak nitelendiriliyor. Ancak sürdürdüğü yaşlı bakım merkezinde Osho’nun fotoğraflarını bulundurmaya, düşüncelerini sürdürmeye devam ediyor. -benim atıp tutman anlamsız sanırım.-

Diğer yandan belediye başkanı ise çekildiği köşesinde, Bhagwan’ın ona söylediği tek bir söz ile yaşlılığında kitap yazmaya devam ediyor. Bu kadar hayranlık duyulan, ne olursa olsun da vazgeçilmeyen bir ismin varlığı bile çok büyük bir ütopya benim gözümde. -belki biz de o ütopyanın içindeyizdir.-

Asla hiçbir şeyi kınama. Kınamak aptalca bir tavırdır. Çamuru kınama çünkü nilüfer çamurun içine gizlenmiştir; çamuru nilüfer yaratmak için kullan.

Tantra Dönüşümü Aşk ve Meditasyon-Osho

Bu alıntı ile bitirmem daha doğru olacak. Kınamadım herhangi bir şeyi aslında, hayran olduğum çok fazla noktası var hem hayatının hem yazdıklarının. Ancak ne olur ne olmaz kendimi de açıklamam tatmin ediyor beni.

Böyle hikayelerin varlığından gerçek anlamda çok etkileniyorum. Araştırmak, okumak, görmek tatmin ediyor beni. -kendi hayatıma çok hakimmişim gibi.- Benim aktardıklarım ile belgesel güzelleşmez yahut heyecan uyandırmaz. Ancak izlemenizi öneririm. Hikaye olarak bir dönemi gerçekten etkilemiş olaylar silsilesini görmek güzel bir deneyim olacaktır.

Yalnızca belgeselden anlam çıkarmadım, mutluyum bu yüzden. Gerçeklerin ne olduğunu da bilemiyorum. Sadece iki şey: Vahşi Kırlar ismi çok doğru bir seçim olmuş. Ve bazen cehalet gerçekten mutluluk olabiliyor. -her zaman mutlu olacağımı düşünüyordum halbuki.-

Eylül bitiyor. Yarın ilk haftalığımı alacağım. Garip.
Okumalar devam ediyor. Halen. Devamlı. Gelecekte de. -umarım.- Yorgunum ama mental olarak ayakta kalmaktan da mutluyum. Yorgunluk geçiyor biraz uyumak ile.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 24. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve yazılmak üzere hazır-nazır. Bugüne de belgeselin müziklerinden oluşan bir playlist ile ses olalım. Kitapların dilini de unutmayın lütfen. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Unutma

birtakım hakiki meseleler

zar, ellerini yorma
çatılara çıkmayı, sonra adımlamayı
tepesinden temeline şahit olduğu
evin. örtülmez de üzeri sevdiği takımın
formalarıyla. nüfuzu yok, memur
soyadını üstelik yanlış yazmış

çürük, öğrenci evi
heves edinmiş sevmeyi, hem
çok tutulur elleri arkadaşlarının, kalem
daha az değmiştir lisede. uymaz
sözlerine. nasırı ürkütür
sevdiklerini

derviş, tuzlu kahve
dünya sekiz-beş ayakta, borsa
bilmiyor. aslında okuma-yazmak. ki
çatılara çık, göğe bakma
ki
göğe bak-
düş

Zaytung 24. Gün Ses Kaydı

Kitap Satmak

Ayağını yere koy ve ilkin elle tutabileceğimiz küçücük bir başarı kazan. Onları birleştirelim. İkinci günküleri de.. Böylece
bir gün, hayâlimiz doğduğunda hepimizi silip süpürmesin.

Zengin Hayaller İçerisinde-Cahit Zarifoğlu

Bugün yazmadan önce okumaya yeni başladığım Zarifoğlu kitabından alıntılamak istediğim bir bölümdü bu. Ne kadar çok konuştuğumu, hayallerin içerisinde ne kadar buğulu bir anda yaşadığımı fark ettiriyor Zarifoğlu her defasında. -okudukça külliyatı yazmak istemekteyim üzerine.-

Kısa bir giriş ile başlamak istedim bugünkü konuya. -her gün aynı konulara bağlansa da.- Kitabevinde birinci haftası yeni doluyorken, henüz toyken bu konuda yazmak ne kadar anlamlı sorgulamasındayım aslında halen. Ama o sorgulama amatör kalmak isteğine hayranlığımdan ötürü her zaman sürecek. -yıllarca şiirle uğraştım mesela güya, ne kadarı yansıyor ki.-

Bu sürecin en büyük öğretisi her işin, sanatı pazarlıyor olsa da, ticaret kavramına yakınlığı oldu. Her yerde sömürünün -haksızlık yapmak istemem bulunduğum kuruma, aksine çok da severek yapıyorum.-, zamanı satın alıyor oluşun, daha doğrusu istihdam ediyor oluşun varlığını daha net kavradım. Daha önce de çalışıyordum ama sevdiğim kitaplarla iç içe olunca bunu daha net anlamaya başladım. Kitaba her daim saygı ve hayranlıkla bakıyor oluşum belki de bu kadar büyük bir etkinin oluşmasını sağladı. -halen hayranım orası ayrı.-

Güzel bir günün içerisinde, kitabın araştırmasını, yazarın hayatını inceleyip kitabı almaya gittiğimde yaşadığım heyecan ile gidiyorum her gün. -bundan çok uzağım orada, ayrı konu.- Ve bu ritüeli uygulayıp gelen onlarca insan da oraya geliyor. Satılan herhangi bir şey olduğunda işin içine giren kar kavramı da tam burada bayatlaşıyor. Çevremdeki edebiyatçıların, hocalarımın bana hediye ettiği kitaplara saygımı arttırıyor. İmzaladıkları kitapların yalnızca imza bölümlerini okusam bile duygusallaşabiliyorum. -sevdiklerim adına imzalatmak da çok büyük bir keyif.-

… ”kitap” raflarda bir süstü, “aşk” mini eteklerin üzerinde bir leke olmuş, “kanun” moda dergisi sanılmakta, “millet” oy sandığında kağıt tomarı, “vatan” haritada bir nokta, “aile” bir gecelik serüven olmuştur.

Kelimenin Dirilişi-Erdem Bayazıt

Raflarda bir süs.. Bunu her ne kadar kendi kütüphanemde bir eleştiri olarak alsam da, anlamın içerisinde saklanan yoğunluğu her gün görür oldum. Çok satan kavramının hayatımıza girmesi sanırım en büyük devrim oldu. Kitap sosyal medyasına ilk adım. -orada da verilerimiz çalınıyor olabilir.-

Söyleyeceğim şeyler elbette kitabevlerine bir eleştiri değil. Herkes para kazanmak için çalışıyor, meslek sahibi oluyor. -para her şeyi, edebiyatı da satın alıyor.- Aslında orada olan insanlar yalnızca satıcı, bu gerçeğin farkındaydım da kitap alırken. Ancak uzaktan hoş görünen bu durum, işin içinde ufak hayal kırıklıkları da doğuruyor doğal olarak. -yahut doğal olmadan.- Belli başlı meslekler, özellikle hayran olduğunuz bir kavram ise, sizde çok farklı bir hava estirir. Ancak -sanırım.- hayranlık duyulması gereken şey biraz daha arka planda saklanıyor.

Kitap satmak, korsancılar, sahte edebiyat oluşumu -herkese göre her sanat dalının sahtesi olabiliyor.- bir arada ilerleyen bir süreç gibi görünüyor gözüme. Korsancılardan da kurtulamayacak, sahte edebiyata da maruz kalacak -ki gerçeklerinin değerini anlayalım. çok okumayalım yine de.-, kitabı yazarlardan alamadığımız sürece de kitap satılan evlerde olacağız. Ki tanıştığım edebiyatçıların satmak kavramından daha çok ulaşmak kavramına odaklandığı bir süreç geçirdim. Halen daha da devam ediyor bu durum. -iyi ki varlar.-

Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım. Ana sevgisi, kardeş sevgisi, yar sevgisi gibi bir sevgi…

Eşekli Kütüphaneci-Fakir Baykurt

Çok sevdiğim bir kitaptır. Bu bölümü de ayrıca kıymetli. -sanırımı kullandığı için ayrıca mutlu oldum.- Bu sevginin geldiği yeri hep kütüphane olarak görüyorum kendi adıma. Ve yine, sanırım orada kitaplarla uğraşan, dizen, düzenleyen bir genç olarak da kitabevleri daha farklı geliyor. Bir şeyin, hele de kitapların süreli ve kısa vadede bizde kalıyor oluşu çok kıymetli. Ömürlerini uzatıyor. Her şeyin. -biz de kısa süreli olarak sahibimiz kendimize.-

Satın almak bu yüzden de zorluyor beni. Sevmiyorum aslında çok fazla. Kütüphane oluşturmak için harcadığım parayı önemsemesem de, daha kısa vadede elime geçip okuduğum kitapları daha çok seviyorum. -bir gün sahip olduğum kitaplarda öyle cümleler ile karşılaşacağım ki bu söylediğime pişman olacağım, biliyorum.-

Sahip olmanın güzel yanı diye bir yazı, film, öykü olsa keşke. Neyi ifade ediyor, hangi anlamda bize katkı sağlıyor görebilsek. -belki de vardır. okumadığım yığınla şeyin arasındadır sanırım.- Dediğim gibi, bir eleştiriden daha çok sorgulamak üzerine yazıyorum bu yazıyı. Çünkü anladığım şu oldu ki; -her kitap satıcısı için geçerli olmamakla beraber.- hangi kitabı okumalıyım sorusunun sorulacağı en yanlış yer bir kitabevi. Orada pazarlık var, kar var. Bulunduğum yerde bu inanılmaz az olsa da ister istemez o çekince ve amaç için uğraşı görebiliyorum.

Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım.Hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer.

Martin Eden-Jack London

Elbette bu güzelliğe değinmeden geçemem. Yazdıklarım bir sorgulama ve bu durum bu sorgulamanın içerisindeki en güzel yer, özgürlük alanım. Hem çalışanlar hem de gelen insanları bu çizgide görüyor olmak, onlarla konuşmak güzel bir özgürlük. Herkesle tanışmalı, tanımaktan daha çok görmeyi, anlamaya çalışmayı seven biri olarak; bunu kitaplar aracılığıyla yapabilmek bambaşka bir güzellik.

Hayatın içerisinde algı da dahil her şey satılmakta. Kitap da bunlardan biri. Okunmak için yazılan ve yazılmak için yazılan kitaplar. Ulaşmak için yazılan. Satılmak da sanırım biraz güzel bir şey, alacağınız şeyi siz seçiyorsanız.

Okumaya devam. Güzel gidiyor -hemen her şey demem mümkün mü?- Zümrüdüanka Dergisine de bir şiir hazırlıyordum, son düzenlemeleri yapıyorum bir yandan. -ömrüm boyunca devam edecek aslında düzenlemeler.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 23. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne de yine Kuan ile, Turna ile ses olalım. Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle, mümkün değilse bile kitap var. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Geçirmen.

baş ağrısı

tanım, gerçek acısı
soluklandığı saatlerin hayalini kuruyor
çağdaş düşünceleri ve sığ kelimeler
arasında zorlanmakta. gülüşlerini
sonraya saklıyor
sonra

frekans, radyo dinlemiyor
mecalini son seçimlerde
seçilmeyen adaysa kullanmış, yüzdeliklerin
hesaplanması. mahalle
elden gidiyor

sevinç, film ismi
doldurduğu bardağın boşluğu
sorgulamasına da girmiyor. çürümüş
dolaplar eskisi gibi de değil. ıslaklığı
gözlerinin yalnız
ca

Zaytung 23. Gün Ses Kaydı

Kullanıcı Şifresi

Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

Gelmiş Bulundum-Edip Cansever

Uzun bir zamanı kapsamaya başladı yazılarım. Düşüncelerimde. Eve gittiğimde -gidebilirsem.- ilk yaptığım şey yazıyı yeniden okumak; üzerine düşünüyorum. -narsist bir tavır sanırım.-Bu sürecin en büyük katkısı da kendimi farklı bir şekilde anlatmanın yanında farklı bir gözden de yazılara bakmaya çalışmak. Aynı kullanıcı ile okumuyor gibi.

Blog yazıları ve internetteki hemen her içeriğin gerçeklikten ve gerçek olarak isimlendirdiğimiz hayattan ne kadar uzaklaştığını fark ediyorum. -ben de dahil.- Tweet atmaktan farklı olarak görülmüyor mesela benim yaptığım. Belki de gerçekten farksızdır; gerçekten yalnızca düşünce ve eleştirilerimi aktarıyor, hiçbir gerçekliği konuşmuyor, duyar kasıyorumdur. -kaçını yapmışım diye bakacağım kesin bugün.-

Kullanıcı olduğumuz hemen her şeyin fazlasının zararlı olduğunu savunurken her gün yazıyor olmam, bir blogta kullanıcı şifrem ile giriş yapan biri olmam da işin zıtlığı. -tamam her gün yazıyorsun, anladık.- Hele ki internet gibi bir platforma içerik oluşturup neler için kullanılacağını tahmin dahi edemezken. Sanırım tek düşündüğüm, çoğumuz gibi, girip iyi zaman geçiriyor olmam, farklı kalemleri okumanın verdiği mutluluk. -benden iyi yazıyorlar.-

Tüm bunlar bir olumlama değil aslında. Kimliğimize yüklenen anlamları harcıyor oluşumuz. Çağrılara, mesajlara, şifrelere yüklediğimiz boşluklar; tek amaç 1234 yan yana gelmesin.

Gülerken yüzün
Aşıyor geçmişin acılarını
Kendini yarına değiştiriyor

Gülten Akın

Yarın hiçbir zaman gelmeyecek.

Ancak yine de -bilinçlenmeden önce olduğu gibi.- çok anlamlı, çok dolu. -çok da az değerli bir kelime olmaya başladı.- Bir insanın, sevdiğim birinin yüzünün gülüşüne en son ne zaman buna yakın bir anlam yükledim bilmiyorum. Duygusuz bir tavır almaya ne zaman başladım, yalnızca sinir duygusunu içimde yaşamaya başlayıp onu da gülücükler ile aktaran hale büründüm bilemiyorum. Acı ve sevgi, eşiğimin üzerinde ufak bir çocuk gibi ayakları ve elleriyle yükseliyor. Kaymaları an meselesi, çok da sağlam bir yer gibi görünmüyor. -özlemişim sanki o zamanları.-

Bu duygusuzluk bir tavır alma ile, insanları sevmiyorum gibi bir çıkışla da olmuyor üstelik. Daha kendine dönük, daha çok arayışta olan -olmaya çalışan.- tavırda ilerliyor. Yoksa halen arkadaşlarımı seviyorum, onlarla yan yana olmak istiyorum. Ya da sokaktaki kedileri. Kitapları, şiirleri, yaşayan-yaşamayan hemen her şeyi. Varlıkları da güzel, tüm boşlukları dolduruyorlar sanki çevremdeki. Her gün onların hayatındaki yaşanmışlıklara dahi saygı duyup ”vay be!” diyorum. -tepkilerim bile ruhsuz oldu galiba.-

Nedenini sorguladıkça daha da artıyor o eşik. Sanki iyi ki böyle olmuş gibi. Mutlu değilim diyemem, korkunç bir durum değil. -ancak, çirkin ağlamamak isterdim.- Mutluyum da diyemiyorum sanırım, duygusuzluk garip bir kavram haline geldi. Hayata bir bilmiş gözüyle bakıp, hiçbir şeye şaşırmadan ilerliyorum sanki. -kitap, şiir ve bazı anlardakiler hariç. o kadar değil.- Bu bilmişlik halinin cahilken başıma gelmiş olması da ayrıca üzüyor, sadece kendime ve halime üzülebiliyorum.

Ne söyleyecek tek sözü vardır
Ne büyük hikayesi yaşayanlara dair
Ağır sallanışını duyar yarasaların
Vakit gecedir

Yağmur Altındaki Adam-Gülten Akın

Genelde martı sesleriyle uyuyorum burada. -sahil kokusundan nasıl uzaklaşıyorlar anlayamıyorum.- Şiirdeki adam oldum bir anda, ne haddime bilmiyorum. Ama büyük hikayem var mı, gerçekten söyleyecek tek sözüm var mı diye sorduğumda kendime, cevabım hiç tatmin etmiyor beni. Yok sanırım deyip devam ediyorum o halimle yaşamaya.

Ah bir anlatabilseydim sana. Yahut zamana gelseydi. diyerek doğaçlıyor bir şair olmadığını söyleyen Bizon Murat. Doğaçlıyor. Biliyorum ki doğaçlama için güncel örnek vermek hangi akla hizmet diye soruyorsunuz, neler var daha böyle sorular sormanıza yol açtığım kim bilir. Sözlerim olmasını anlamlandırma çabası içindeyim yalnızca. -yahut öyle olduğuna inanmak istiyorum.-

Madem bir sözüm var zenginleşme ihtimali olan; bir anlamı olsun söylememin. Söylediklerimi olmasa da olur; ben inanayım söylediğimin anlamlı olduğuna.

Ah bir anlasan artık
Bu etten duvarların
Yıkılamayacağını

Bizon Murat-Zamanı Gelse

Bunun gibi -sanıyorum ki daha sağlam.- inançlar sayesinde yıkılmıyor bu etten duvarlar. Kendisini çözemese de, duygusuz olup çıkmışsa da, özgürlüğe neden tutunduğunu bilse de etten duvar anlamlı.

Çıkardığım sonu şu oldu ki şifrem 1234 olacak. Kullanıcı bu kadar basitken rakamları ortaya çıkaran adama yine de saygısızlık bu yaptığım. Tüm bunları yeni kullanıcı şifremi belirlemeden önce düşündüm. -yalanlara inanmak ve güzel bağladığını düşünmek güzel.-

Yazılanlar zenginleşmeye başladıkça -kendi adıma tabii.- daha da heyecan ile bakmaya başladım aysara. Kuvvetli bir inancım var buraya; bir gün yalnız başıma okuyup kimsenin okumadığını hatırlamak üzerine. Ancak inanç güzel bir şey değil mi? -değil.- Okumalar devam ediyor, şiirler de. Yarına Zümrüdüanka Dergisi için bir şiir hazırlıyorum. Umarım içime siner.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 22. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Saatlerimin en dolu anlarına eşlik ettiğini için teşekkürler. Ben bile yazıyorum, evet. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Eşlik ettiğin.

geçit

izmarit, çiçekleri tütünün
ders vermeye yirmilerinde, öğrenmeye
şimdi başlamış öğretmeni, çömez
adıyla kalmış yanında bilgin
arkadaşlarının

seda, duyarsız halkım
güzel çıkan seslere karşı
kurşun, ses. güzel yüzleri
karşı evlatlarının sararmış
bıyıkları

azrail, doğumu meleklerin
-hangi evrende.-
açık musluğu bahçesinin
endişeli, ilk saniyelerinde bedensizliğin, ruhunu
yakıştırmakta
ruhunu
yakıştır

Zaytung 22. Gün Ses Kaydı