Vahşi Kırlardan Kaçmak

Ego der ki; her şey olmasını istediğim gibi
tam olsun, o zaman huzurlu olacağım.
Ruh der ki; huzurlu ol
o zaman her şey tam olmasını istediğin gibi olur.

Osho

Meditasyon, yoga gibi kavramlardan bir haberdim uzun zaman. Lise üçte, siyah poşetlerle hurdaya çıkacak kitaplara göz atarken okulda bir kitaba rastlamıştım: Osho-Beden İle Zihni Dengelemek. Aslında ilgimi siyah poşette olması da ayrıca çekmişti, yalan söyleyemem. -yasaklara çok düşkünüm.- Sanırım iki günde bitirmiştim ve devamını getirmeye çoktan hazırdım. Osho, bir guru olarak etkilemişti beni. Hikayesini araştırmaya, daha çok okumaya başladım. -keşke her zaman yapabilsem böyle uğraşları.-

Ego, insan ruhu, benlik üzerine yazıları bende gerçekten farklı bir bakış açısını okuma özgürlüğü ve mutluluğu uyandırdı. Hayatımdaki gizli kapıları, kötü görünen şeyleri okuma alanım oluşmuştu. -osho okuma denmedi, tanınmazdı. tanınmayan da kötüydü.- Sanırım okumalar ve sorgulamalar yazarın hayatını da daha çok araştırmama yönlendirdi beni. Etkileyen insanları aramak hoşuma gidiyordu. -ancak işte her şey orada başladı.-

En çok mutlu olduğum şey de bu aslında: Peşinden koşarcasına okumama rağmen sorgulamaktan kendimi alamamak. Genelde söylenen söylediğimi yap, yaptığımı yapma mantelitesini sevmeyen biri olarak, bu adam neciymiş, nasılmış? soruları ile de sorgulamalarım arttı. Denemeye de çalışıyordum yazılanları; en azından meditasyon üzerine. -üniversitenin ilk yılı çok da yararı oldu.- Kendimi sıyırabildiğim anlar kısıtlı olsa da o dönem, bir etkiyi hissetmek -ki bu etki benim oluşturabildiğim bir şeydi.- rahatlatıyordu. Ya da öyle olmasını umuyordum. -en azından.-

Derken bu sorgulamalarım somut bir hale gelerek ciddi şekilde Osho’yu araştırmaya evrildi. Hakkında yazılanları, tanık hikayelerini, halen Rajni inanışında olan toplulukları bulmaya başladım. Fikir uyuşmazlıkları, hemen her toplulukta olabilecek sorunlar dışında ulaştıklarım beni gerçekten hayal kırıklığına uğratmıştı. Bir din oluşturulması ancak düşünce olarak dinlere aykırı olunması bile başlı başına bir engeldi. Alıntıda yer alan ifadeye de aykırıydı üstelik. -ruhunu dinlememiş sanırım pek.-

Hiç kimsenin ilgisine ihtiyaç duymadığın gün olgunlaşırsın,
Hiç kimseden beklentiye girmediğin gün yara almazsın.
Hiç kimseye bağımlı kalmazsan kazanırsın.

Osho

Geçmişin hayal satıcısı gibi görmeye başladım Osho’nun bazı yazılarını, sözlerini okuyunca bu süreçte tekrar. -genel olarak güzel sözleri var. o kadar.- Benim haddime ya da değili sorgulamadan yazıyorum bunları da. Yalnızca belgesel ve araştırma sonuçları ile gördüklerim bile bazı fikirlerimin oluşmasına yardımcı oldu.

Yukarıdaki alıntıda normal hayatımda sorguladığım o kadar çok şey var ki, odaklanamıyorum sözün bütününe. Olgunlaşmak, ihtiyaç, beklenti, bağımlılık ve kazanmak. -bir ömür üzerine araştırılır, konuşulur, yazılır.- Sonunda odaklandığımda da belgeseldeki anlar geliyor aklıma. Ya da şefkati övdüğü sözleri. Osho’ya yazdıklarından dolayı gerçek anlamda saygı duymakla beraber; hayatındaki zıtlıklar beni farklı bir yola itiyor. Sanatçıyı sanatı ile yorumlamayı hemen her şeyin üzerinde görüyorum ama topluluğuna -bu ifade bile korkunç ama insanlık.- anlattıklarının kitaplardaki hali ne kadar sanat bu da başka bir sorgulama.

Yeterince ön bilgi verdim sanırım. Bu araştırmalarım sonuçlanmış, yoga-meditasyona beni götürmüş ve artık ciddi bir şekilde bu kavramlarla ilgilenen biri olmuşken, 2018’de Netflix’te Vahşi Kırlar belgeseli yayınlandı. En büyük etkiyi de orada gördüm. Elbette bazı şeyler göze sokulmaya çalışılmıştı, kötü gösterme çabasını sezebiliyordunuz. -hele ikinci kez izlediğimde daha da belli etti.- Ancak bunun yanında, gerçek bir troll çekseydi bile ne kadar mükemmellik aktarabilirdi bilemiyorum. -manipülasyon güçlerinin farkında olmama rağmen, düşünün.-

Belgeselin başlangıç ve sonunda aynı hisleri hissettim. Ama arada gerçekleşen duygu geçişleri çok farklı bir dünyaydı. Bir inanışın, dinler kavramından uzak, hemen hiçbir inanıştan olmayan, arayışta olan insanlar ile Hindistan’dan Amerika’ya gelen binlerce insanın kurduğu medeniyet büyük bir etki bıraktı bende. Halen daha da bu konuda inanılmaz saygı duyuyorum her bir üyesine. Arkadaşlarıma belgeselden bahsederken ilk açtığım konu da bu oluyor. -dinliyorlar garipler.-

Sana binlerce yıldır Tanrıya giden yolun çok uzun olduğu söylendi. Yolculuk uzun değil, Tanrı uzakta değil. Tanrı senin nefesinde, kalp atışında, kanında, iliğinde, kemiğinde. Tek yapman gereken gözlerini kapatıp kendi içine doğru bir adım atmak.

Aşk Özgürlük Tekbaşınalık-Osho

Sevdiğim bir kitabıdır bu arada. -hemen her kitabı gibi.- Tavsiye ederim. Bu bölümü okuyup belgesele baktığımda, nasıl bir çıkmazda olduğumu fark ediyorum. Benden bir söz gibi, babamdan -es, bir düşün. baban.-, annemden, öğetmenlerimden aldığım öğreti samimiyetinde. Ancak işin içerisine giren onlarca şeyden sonra çok yabancı bir hale evriliyor. Sözün gerçekliği yitmeye, etkisi azalmaya başlıyor. -güzelliği kaybolmuyor.-

Belgeseldeki anlatım tarzının güzelliği de ayrıca etkiledi beni. Bir yanda gençliğinden itibaren Osho’nun sağ kolu olan, onun sekreterliğinin yapan bir hanım; diğer yanda yıllarca bulundukları toprakların belediye başkanlığını yapmış bir adam. -evet o kadar büyük bir alan ki ayrı belediye başkanları var. amerikada.- Ve birisi kaçarken yıllarca sağ kolu olduğu Bhagwan’ın yanından, arkasından fahişe olarak nitelendiriliyor. Ancak sürdürdüğü yaşlı bakım merkezinde Osho’nun fotoğraflarını bulundurmaya, düşüncelerini sürdürmeye devam ediyor. -benim atıp tutman anlamsız sanırım.-

Diğer yandan belediye başkanı ise çekildiği köşesinde, Bhagwan’ın ona söylediği tek bir söz ile yaşlılığında kitap yazmaya devam ediyor. Bu kadar hayranlık duyulan, ne olursa olsun da vazgeçilmeyen bir ismin varlığı bile çok büyük bir ütopya benim gözümde. -belki biz de o ütopyanın içindeyizdir.-

Asla hiçbir şeyi kınama. Kınamak aptalca bir tavırdır. Çamuru kınama çünkü nilüfer çamurun içine gizlenmiştir; çamuru nilüfer yaratmak için kullan.

Tantra Dönüşümü Aşk ve Meditasyon-Osho

Bu alıntı ile bitirmem daha doğru olacak. Kınamadım herhangi bir şeyi aslında, hayran olduğum çok fazla noktası var hem hayatının hem yazdıklarının. Ancak ne olur ne olmaz kendimi de açıklamam tatmin ediyor beni.

Böyle hikayelerin varlığından gerçek anlamda çok etkileniyorum. Araştırmak, okumak, görmek tatmin ediyor beni. -kendi hayatıma çok hakimmişim gibi.- Benim aktardıklarım ile belgesel güzelleşmez yahut heyecan uyandırmaz. Ancak izlemenizi öneririm. Hikaye olarak bir dönemi gerçekten etkilemiş olaylar silsilesini görmek güzel bir deneyim olacaktır.

Yalnızca belgeselden anlam çıkarmadım, mutluyum bu yüzden. Gerçeklerin ne olduğunu da bilemiyorum. Sadece iki şey: Vahşi Kırlar ismi çok doğru bir seçim olmuş. Ve bazen cehalet gerçekten mutluluk olabiliyor. -her zaman mutlu olacağımı düşünüyordum halbuki.-

Eylül bitiyor. Yarın ilk haftalığımı alacağım. Garip.
Okumalar devam ediyor. Halen. Devamlı. Gelecekte de. -umarım.- Yorgunum ama mental olarak ayakta kalmaktan da mutluyum. Yorgunluk geçiyor biraz uyumak ile.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 24. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve yazılmak üzere hazır-nazır. Bugüne de belgeselin müziklerinden oluşan bir playlist ile ses olalım. Kitapların dilini de unutmayın lütfen. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Unutma

birtakım hakiki meseleler

zar, ellerini yorma
çatılara çıkmayı, sonra adımlamayı
tepesinden temeline şahit olduğu
evin. örtülmez de üzeri sevdiği takımın
formalarıyla. nüfuzu yok, memur
soyadını üstelik yanlış yazmış

çürük, öğrenci evi
heves edinmiş sevmeyi, hem
çok tutulur elleri arkadaşlarının, kalem
daha az değmiştir lisede. uymaz
sözlerine. nasırı ürkütür
sevdiklerini

derviş, tuzlu kahve
dünya sekiz-beş ayakta, borsa
bilmiyor. aslında okuma-yazmak. ki
çatılara çık, göğe bakma
ki
göğe bak-
düş

Zaytung 24. Gün Ses Kaydı

Yorum bırakın