Kısa Akın

Mecnun masaldan atılmış -tele şov-
milyonla kopyeye bölünmüş Leyli
suretler ne gülümseyiş ne sır ne şaka
sandım ki gülümser maskeleri
suretler sandım

Ayrıntılar İlahisi-Sonra İşte Yaşlandım-Gülten Akın

Kendimi çok büyük bir boşluğun içinde hissediyorum okudukça. Aydınlanma yaşama gayesi gütmüyorum, tamam. Ama kıvılcımdan da fazlasını istiyorum sanırım. -ateşi doğurmayan mümkünse.- Bu kadar kaliteli isimler varken dünyada, şiirde, edebiyatta, tiyatro ve sinemada; kendimi bir konuma getirme isteği oluştuğunda -aciz yaratıklarız, en azından ben.- hiçbir yer kavramına bile sığınamıyorum. Hiçliğin ulaşılması en zor yer olduğu kanısını sürdürüyorum.

Her gün yazma çabasındayken aynı anda her gün bir isme değinme isteği de oluşuyor. -her güne bir isim koyabilirim umarım ömrüm boyunca.- Bir yandan yeterince okuma yapmadan, araştırmadan onların alıntıları ve okuduğum kadarıyla yazmak doğru mu diye düşünürken, onlarsız ne yaparım?’ı da sorguluyorum. -yeterince anlaşılmaz olduysa devam ediyorum.- Çok şair okuyorum; hiçbiri için okudum diyemem. Bitmedi, daha sürüyor. -o kavga ve nicesi.- Hiçbir zaman da uzman olamaycaksam -hemen hiçbir konuda.- şimdi yazıp biraz daha okuduktan sonra tekrar yazıp okuyunca kendime ”Hiçbir halt anlamamışsın ulan!” demek de istiyorum. -bence güzel bir motivasyon.-

Gülten Akın ismi ile nasıl tanıştım sorusunun cevabı da kütüphanede yatıyor. -hani güzel lisedeki.- Orada masa başı kitaplarından biriydi Raşit Hocamızın. -ellerinden öpüyorum.- Bir aydır tekrar okumaya çabalarken, nasıl etkilendiğimi, evrildiğini düşündüğüm kalemimin -aslında yalnızca sıfır-beş.- onunla yaşadığı yakınlığı da görmeye başladım. Özellikle yukarıdaki alıntı beni çok yakın hissettiriyor şiirine. Halen okuduktan sonra tekrar tekrar okutan, ben bu şiiri okumuş muydum sorusunu sordurmaya devam eden, her an yalnızca duyguların için değil beynin için de yazıldığını aktaran kalemin gücünü seviyorum.

Alıntıdaki ufak bir sorgulama ile, noktalama kullanmamanın ve kesik dizenin özgürlüğüne değinerek devam edeceğim, kısaca. Sandım ki gülümser maskeleri/suretler sandım. Derin bir bölüm. Belki hemen anlaşılıyor ama; -benim için bir aydınlanmaydı.- sandım ki gülümser/maskeleri suretler sandım formunda okuyunca çok daha derinleşiyor. Aşkı, beklentiyi, beklentinin karşılanmamasını ve genel eleştiriyi daha net ifade ediyor. -iyi ki var kesik dize, noktalamaya karşı omuz omuza!-

Ne diyordu ince şeylerin annesi
“Ötekini oku, derinde dipte duranı.” *

*Gülten Akın

Bağbozumu Şarkıları-Şükrü Erbaş

İnce şeylerin annesi. Şey kelimesinin derinleştiği nadir anlardan bir tanesi. Bu bölümün bir yandan da kitabevlerine ithaf edildiğini düşünmeye başladım. Daha derinde, pek göz önünde bulunmayanı, mümkünse. Kendi adıma şiirdeki kadın isimleri okumak çok farklı bir bakış açısını görmemi sağlıyor. Çok okunanlar da değil yalnızca; kıyıda kalmış yahut güncel ve modern kadın şairleri. -yalnızca şair yetmekte, sıfat olarak yalnızca.- Bu isimlerden en beni kendine çeken isim de Gülten akın oldu bu yaşıma kadar. -takip ettiğim isimler elbette var, kıymetliyse eğer takip etmem.-

Uzak Bir Kıyıda kitabında derlenen şiirlerinde en beğendiğim kısımlar da genelde kısa şiir başlığı ile başlayan şiirlerden oluşan Sonra İşte Yaşlandım kitabı-bölümü. Kısa şiir kavramını, hemen her edebi eserde kısa olanları sevmemi de sorguluyorum aslında. -biraz slogan kafasında yaşıyorum sanırım.- Ömer Ağabey, bir şiirimi okuduktan sonra bir bölüme -diriyken kurtarmalı turnayı.- ”Greenpeace için çok güzel bir slogan olurmuş.” demişti. Hiç çıkmadı kafamdan. Kötü anlamda söylememişti, şiiri sevmemişti orası ayrı tabii. -sevdiyse de çok umut vermek istemedi bana. kendimi kandırmayı seviyorum.- Tek bir bölüm için şiir okunur mu sorusuna da tekrar tekrar getirmişti bu yorum beni. -halen düşünmekte, sorgulamaktayım.-

Uzun dizeleri kırmaktan keyif yahut ego tatmini yaşamadım. Daha çok sorgulamaya itmesi, şiiri yazma sürecinde daha çok uğraştırmayı ve düşünmeyi getirmesi çekiyor beni. -ne kadar başarıyorum bilmesem de çaba.- Bu yapıyı çok sağlam kullandığını düşündüğüm şairlere karşı da ayrı bir heyecan uyanıyor içimde. Zarifoğlu okurken, Gülten Akın, Oruç Aruoba, Payidar Zaraman gibi isimler hayranlık uyandırıyor. Zarifoğlu ile başladığım bu okumalar bana çok şey kattı, şiirlerime değil belki ama bana çok kattı. Şiir deyince ayaklarım titrerken; altında nasıl kalmayacağımı düşünmek yorucu değil de hayata tutunma çabası haline evriliyor. -şiir güzel, kıymetli. uğraşmak biraz gurbet çektiriyor.-

Yakın sesler gitti
geceler el değiştirdi, yıkımlar
anılmıyor bile dilden çıktı
çözülme gündemde

Kent Bitti-Gülten Akın

Kütüphanede yaptığımız çalışmalardan biriydi kitaplardan kelimeler seçerek bir şiir oluşturmak. Sonra yavaş yavaş bir şiirden kelimeler ile, sonra da şiirdeki aynı kelimeler ile… Şu sıralar -işten, okumaktan ve blogtan kalan zamanda.- yeniden yapmaya çalıştığım bir çaba oldu. Bu bölümü yahut Gülten Akın’ın bir şiiri içinden seçmedim henüz. –zarifoğlundan da.- Kopamayacağımı, hemen hemen yakın bir şeyler yazıp hiçbir geliştirme göstermemiş olmaktan, taklit olmasından korkum var. -şiir korkunç değil, güzel.-

Bir yandan da kesik dizeli, kapalı anlatımı olan şiirlerin yanında; kültürlerde alışılmış, dönemleri olan şiir çalışmaları da yapıyorum. Ama yine bağlandığım yer kesik dizeler oluyor. -yeterince uğraşmıyorum belki de.- Bu isimlerin şiirleri de buna destek oluyor fazlasıyla. Böyle şiir yazmak istiyorum şeklinde bir düşünce ile de değil. Böyle şiirden daha çok keyif alıyorum okurken, kimse okumayacak belki en azından ben keyif alayım düşüncesi ile. -hangi şiirimden keyif aldım, henüz hatırlamıyorum.

Gülten Akın okuyor olmak -okumak zor.-; şair okuyor olmak, herhangi bir şey okuyor olmak, okuyor olmak kadar güzel bir çaba. Hiçbir şey olmazsa bile bir insanı yazdıklarıyla tanıyorsunuz. Şiir bizim eski suç ortağımız, biz ne işledikse onunla işledik.. diyen birini üstelik, daha nasıl tanınabilir ki?

kare iki
büyük savaşları kullanmıyoruz
günde birkaç yüz ölümlük
ufak sıcak savaşlarımız var

Bir Sabah Çekimi-Gülten Akın

ufak sıcak savaşlarımız. -kendi soluklanma alanıma sizi/seni de dahil ettim sadece, yoksa eminim etkilendin sen/siz de.- Bazen elimde kamera ile bazı şiirlerin hikayesini çekmek istiyorum. -ne haddimeyse şiire hikaye oluşturmak.- Ne kameram ne de o sorumluluğu sırtlanacak güçte bir omzum var. Zaten hemen aklıma, her okuyanın o filmi çektiği, yaşadığı, izlediği geliyor. -kesik yerleri de kendisi doldurarak üstelik.-

Okumak, güzel şeyler okumak, güzel şeylere ulaşıncaya kadar okumak, güzelliği sorgulayıp anlamladırma çabası ile. Bir gün olur diye değil de; sorun şurda/ya ölürse ölü yıkayıcılar sorgulaması ile. Şimdi. -yahut hiç. burada kullanacağım aklıma gelmezdi bu klişeyi.-

Okumalar, izlemeler devam. İş de. Yazmak da. -ay doluyor.- Her gün isimler üzerinden, okuduklarım, izlediklerim ile yazmaya çaba gösteriyorum. Haftalık köşe sarktı, farkındayım. Dolu olmasını istediğim için, zamanımı iyi yöneterek, bekletiyorum. Taslaklar fena değil dedirtiyor bana. -hayatım için de aynı kalıbı kullanıyorum.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 27. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Umarım konserde yağmur yağar diye umutla bitiren Üç Bölüm ile ses olalım bugün de. Siyasiyabend dinliyorum, eleştirildim bugün iş yerinde açınca ama dinleyin, güzel insanlar. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dinle.

solak iman

masal, demokrasi ile ülke
suretlerini sorgulamayı bıraktı
sahnedekilerin. ince değildi
parmakları, yüzükleri uymazdı
babasının. eleştirilmezdi görmedikleri
hem fukaraysa ayıp
mıydı

kuşku, gerçek sorgulamalı
derli-toplu görünmezdi, çiçekleri beşten
alınmıştı. belediye iznini
vermişti göz göze gelmenin. maviliği
halen denizde görebilirdi
kahve rengi

yağmur, anlamlı bu kez ağlaması
tahminen ölümü ile
birleştirilmiş namaz vakti. soğukluğu yontmakta
toprağın sertliğini. çekimlere ara verilir ülkesinde
sorgulanmakta
hapsi

Zaytung 27. Gün Ses Kaydı

Yorum bırakın