Umut yok, kariyer planı var.
Murat Menteş-Penguen Dergi
sohbet yok, beden dili var.
dua yok, kişisel gelişim var.
itimat yok, alarm sistemi var.
vefa yok, kredi kartı var.
inanç yok, moda var…
hakikatle aramızda,
reklamlarla donatılmış.
İşsiz, üniversitede okuyan bir genç olarak kariyer ve gelecekteki adımlarla ilgili yazıyı kaleme almak güç bir durum olsa da; ileride dönüp bakacağım zaman yazdığım doğrular ve onlara rağmen yaptığım yanlışları tartmak eğlenceli bir kişisel gelişim olacaktır. -umutlarım da artık olumsuzluklar üzerine.-
Yazacaklarımı çok etkiledi Hakikat Kumpası’nın Salınıp Gider albümü. Algı ve kendimizi pazarlanmak üzerine yazılar o albüm sayesinde geldi aklıma ve gelişti. Dünkü yazıda algının anlamlarından birinin de rüşvet ve rant olduğunu söylememiştim. -tdk bazen çok güzel işler çıkarıyor.- Araştırma sırasında o anlamına denk gelmek, yönetilmenin ve algının trajikomik gerçeğini bir kez daha ortaya koydu kendi adıma.
Murat Menteş’in eleştirel şiirindeki bölüm ise hem bugünü hem de bundan sonrasında daha ne olabiliri sorgulatıyor. Gençler olarak bulunduğumuz çevreden, aile baskısından -her zaman sıkıntılı şeyler yok elbette. ama sanırım güzel kavramları hep kendimize saklıyoruz.-, üniversite ortamı ve öğretilen düzen algısına karşı geliştirebildiğimiz tek çıkar yol kariyerde başarılı olup düzgün bir gelecek kurmak oluyor. -hayali yerler sözlüğündeki dünyalar daha gerçekçi.-
Pek çok anlamda sığlaştığımız, bilgilere kolay ulaşmanın verdiği memnuniyetsizlik ve üşengeç halimizin artması, bizi hayal kurmaya daha çok itiyor. Günü, gelecek gibi göremiyoruz. Günün her saati için kurduğumuz planlama, ajanda sayfalarının ötesine geçemiyor. Bugünün inşasını kurduğumuz -olumlu-olumsuz- dünden de ders çıkaramıyoruz. Hem yaşımızı hem gençliğimizi hem de gelecekteki halimizi görmezden gelmeye daha çok alıştık.
Bu durumların tamamı, ekonomik zorluk ve -dolarsız maaş alıyor oluşumuz.- kolay para kazanma içgüdüsü kendimizi pazarlamak için tüm imkanları, bize katkı sağlasın sağlamasın, psikolojik ve tinsel olarak olumsuz etkilerini görmeden kullanmaya itiyor. Sosyal medyanın gücünü kullanmaya, kalıplaşmış bir tabir olsa da olmadığımız bir insana dönüşmeye; neşe, ciddiyet, kültür ya da entel olduğumuza insanları inandırma çabamıza dönüşüyor.
En kısa zamanda en yükseğe sıçrama hırsı gözleri öylesine kör etmiş ki bu kariyer pazarında başarı için satamayacakları değer yokmuş gibi görünüyor. Onlar buna “profesyonellik” diyorlar, ben “omurgasızlık” deyimini tercih ediyorum.
Yağmurdan Sonra-Can Dündar
Kimlik kaybı yaşadığını düşündüğüm Can Dündar’ın yazısı önemli burada. Onun üzerine, söylemleri üzerine konuşulabilir ancak belki başka bir gün. -çok söz veriyorum aysara, umarım kötü anına denk gelmem.-
Elbette burada bahsedilen daha ideolojik çıkarımlar olsa da benim bahsetmek istediğim noktaya da değindiğini düşünüyorum. Bir genç olarak gelecekteki yerim, mesleğim -ki artık okuduğunuz bölümle pek bağlantısı olamıyor.-, bulunduğum sosyal sınıf ve kazandığım aylık kazancın bana kaç gün yetebileceğini sorgulamadan günüm geçmiyor neredeyse. Ve ben de kendini pazarlama olarak bahsettiğim kavrama odaklanıyorum. Kendimi önce kendime kanıtlamak; sonra da sevebileceğim ve sabahları küfretmeden gidebileceğim bir iş koluna kanıtlamak istiyorum.
Olumsuz olarak aktardığım kendimizi pazarlama zorunluluğumuza, hemen her genç gibi ben de giriyorum ne yazık ki. Özgürlük alanlarımı kısıtlamayacak bir gelecek planı kurmanın zorluğu bugün herkesi bu yola itiyor. -ya çok alıştık özgürlüğe ya da bundan önce çoğu çalışan grubu yanlış tercih yaptı. ikisine de inanmak istemiyorum aslında.-
-Kariyer ve para her şey demek değil,değil mi?
Önemsiz Bir Kadın-Oscar Wilde
-Hiçbir anlamı yok, sadece ıstıraba sebep oluyorlar.
Pek çok farklı örneği var elbette bu sözün, yakın örnekleri de olduğu gibi. Ancak asıl konu; genç olarak nitelendirdiğimiz, geleceğimiz olarak gördüğümüz -ancak çok da saygı duymadığımız.- herkesin bu düşünceye doğru yavaş yavaş evriliyor oluşu. Yukarıda saydığım kavramların devamı da var; çoğulun negatif düşünceleri, umut kavramının, birilerine umut olma çabasının azalması. Çünkü gençlere umut olacak hemen hiçbir şey devlet ve toplum nezdinde hayata geçmiyor. Yine gençlerden bekleniyor. Beklensin, yapılır. Ama aynı zamanda maddi özgürlüğü de olsun, gelecek kaygısı yaşamasın üniversitenin son yılındayken.
Kendimizi pazarlama ve pazarlık başlığından biraz daha gençliğin sorunları yazısına doğru evrilse de yazı -başladığım çoğu şeyde çok konuşarak/yazarak konuyu değiştirmem ile meşhurum.-, amacını ve anlatmak istediğini aktardığına inanıyorum.
Hepimizin adımladığı bir dünya düzeni var. Bu düzen içerisinde hem kariyer hem de sosyal etkileşim içerisinde kendimizi pazarlama kavramı; tanıtma, cv oluşturmanın yanında kendimizi olmadığımız biri gibi göstererek -ve buna inanarak- yapamayacağımız şeylerde de uğraş gösteriyor oluşumuz.
20. yüzyılın son senesinde doğmuş ve evrimini 21. yüzyılda sürdüren bir birey olarak; kavramlara, dış görünüşe, para ve maddi güce inancımızı ve hayranlığımızı zamana odaklamamız -en azından odaklamam- gerektiğine inanıyorum. Çünkü pazarlık yapamayacağız tek kavram zaman; ondan eksiltemeyiz, onu arttıramayız.
Özlediğim sözlük okumaları çok keyifli başladı ve devam ediyor. Tarkovky ile ilgili araştırma ve okumalara yeniden başladım. İzlediğim filmlerinin yanında, kendi yazdığı kitaplar dışında onun hakkında yazılan kitaplara ve etkilendiği isimlere kadar derinlemesine okuma yapmayı hedefliyorum. -umuyorum.- Bahsettiğim ütopik-distopik ögeler barındıran haftalık seriye de en kısa zamanda başlamak için uğraşıyorum; umuyorum hıphızlı şekilde aysarda olabilir.
Bugün yazıyla alakalı olarak gençlerin sorunlarını genç bir topluluk olarak ilgili makamlara ve kamuoyuna araştırmalarıyla sunan Arayüz Kampanyası’nı paylaşmak istiyorum. İlgi çekeceğine şüphem yok.
Aynı zamanda da sevgili Meyve Kayserilioğlu’nun yeni coverını günün tınısı olarak bırakıyorum buraya. Umarım ikisi de ilginizi çeker. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- İlgini.
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 11. gün ses kaydı da aşağıda. Okunmak ve dinlenmek üzere. -az kaldı, okunacak ve dinlenecek. hissediyorum.-
kan ve hun
atlas, yakın dünya
olan biten senden uzakta
olması gereken bu, kapın
çalınsa da açılmayacaktı, umut
gönlünü aydınlatır
gereksizdir
avam, ki çok yaklaşılmamalı
kimse çevrenden, odanın
duvarları daha samimi
gelmekte, çizdiğin resim
olması gereken dünya
-olması
gereken-
ayn, âmâ rengi
gözlerinin
harbi davranışları yoktur
ayaklarının
soyut kalır yanında
cinayetlerinin
Zaytung 11. Gün Ses Kaydı:
https://drive.google.com/file/d/1uIsqUcaGLQPkuRVsddOI88LQxQMs3114/view?usp=sharing