Cehalet mutluluktur demişti ya Sokrates.
Ali Lidar
Yeni anladım ne demek istediğini.
Bazen bilmek, haber almak kaygıyı artırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bazen bilmek, hayal kurmaya bile engel.
Bazen. Kesinlikle doğru. Gerçeklikleri bilmeden nefes almak bile mümkün değil aslında. Neden bunları konuşacağımı da bilmiyorum. Sanırım bu yüzden, kendi cahilliğimden yazmam güzel olacak.
Emre Ağabey’in daha önce aktardığım gülmek ile ilgili sözleri okuduğum andan beri aklımda dönüp duruyor. Gülmek, çok gülmek; pozitif olmayı mı yoksa boşboğazlığı mı ifade ediyor? Ya da daha somurtkan olmak neyi temsil, ifade ediyor? Bunları düşündükçe gülümsemenin cehalet ile ilgisine daha çok bağlanıyorum. Çok ve gereksiz yere bolca gülmüş ve gülen biri olarak kendimle en büyük çatışmam da bu noktada oluyor. Neyi yanlış yapıyorum, neden mutlu olmayı tercih ediyorum?
Bu her anı bozmak, mutluysan mutlusun ne sorguluyorsun gibi bir anlama gelmesin. -her an beynimin çalıştığını anlamam gerek.- Gece uyumadan önce kendimi sorgulamadan bir gün geçirmek istemediğimden. Bazen tek sorgulamam bu olabiliyor. -bazen, nadir.- İşte bu anların cevabı hiçbir zaman net değil. Ya da kendime cevap veriyor muyum o da. Çünkü cevap veriyor olsam bir daha yapmamam ya da sorgulamamam gerekir. Oysa sürekli devam ediyor bu durum. Netlik yok, daima gülüşlerime es veren bir parazit. -yalnızca o olur umarım.-
Neden cehaletin mutluluk ifade ettiği anlar oluyor peki? Ya da mutluluğun hangi düzeyinde; düzeyi mi var mutluluğun, nasıl yani? Sorularıyla doluyor kafam. -bazen kaliteli sorgulamalar da yapıyor, ilk onbir olmayan mesela.- Gerçekten mutluluğun derece sistemi var mı çok merak ediyorum. Varsa hangi heyet var başında? Ne ile belirleniyor? -halen olmasının ilginçliğine takılmayıp sorguluyorum, teşekkürler.-
Cehalet, geleceği düşünemez ki.
Türkçe’nin Sırları-Nihad Sami Banarlı
Çok naif bir cümle değil mi? Ve başlangıç da burası aslında. Her şeyin hemen hemen. Geleceği düşünmek. Evet, bildiğimizi sandığımız bir geleceği düşünmek de çok tatmin edici değil. Yahut düşündüğümüz gibi olmaması muhtemel. Ancak buradaki gelecek kavramı, kendi içerisinde ifade ettiği anlam ile kıymetleniyor.
Yarını -yani olmayan günü.-, daha ileriyi -mümkünse ulaşmak.- ifade eden bir kelime. Yarın ne yiyeceğini, yarının hangi gün olduğunu, paraya ya da manevi huzura ihtiyaç olup olmadığını düşünmemek. Korkunç bir hale götürür bizi. -beni götürdü.- Bilmemek kadar doğal bir olaya rağmen, emeklemekten ayağa kalmayı öğrenmiş bir ırk olarak; nasıl oluyor da bilmemek kavramına yenilik katıp bir şeyler öğrenmiyoruz anlamak çok zor. -benim için her şey zor.-
Geleceği düşünmemek bazı anlarda anı daha çok yaşamayı sağlasa da; genel itibariyle amaçsızlığa, düzensizliğe götürmesi çok muhtemel bir kavram. Daha önce değindiğim çocukluk merakı ve heyecanı içerisinde hayatımızı sürdürmek, o sorgulama aşkımızı kaybetmemek kadar eğlenceli çok az şey olduğunu düşünüyorum. -aynı zamanda hayattayım demenin güzel bir yolu.-
Kolay olmamakla beraber bu sorgulamayı sürdürmek belli anlarda hazmetme zorluklarına yol açabiliyor. Kendinizden soğuduğunuz anlar artarken aynı anda kendinizi en çok sevdiğiniz anı da yaşıyorsunuz. İnsanlarla iletişim kurarken bir sonraki cümleyi tahmin etmemekte zorlanmamak, kendini yeterli görememeye başlamak, dolu kavramının içinde yer bulma çabası çok büyük bir duygusuzluğa -sanırım ben.- itebiliyor.
Ülkede kültürle uğraşan sanatçılar yoktu. Toplum düşüncesi uykuda; cehalet ise zirvedeydi.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde-Grigory Petrov
Bir de bu gerçeklik ile yüzleşmek var tabii ki. -sanatçılar yok değil çok şükür bizde.- İnsanı cehalete sürüklemese de, bildikçe, öğrendikçe üstlük kavramının ne kadar basit, seçme-seçilmenin ne kadar yanlış anlaşıldığını fark ettiriyor hayat. Korkunç gerçeklikler olsa da; cehaletin karanlığından da mutluluğundan da iyidir.
Ama elbette bazı anlar her şeyden sıyrılıp, kendi asalak ve boş yapmaya meyilli halinle yalnız kalmak insanın ufak özgür alanlarından biri olmalı. -deliysek de cahil demezler. delilik daha acınası geliyor.-
Daha uzun yazmaya çalışacağım bu yazı konusunu. -çalışmaya ihtiyaç duymadığım bir ara, belki birkaç ay.- İş devam, hafta sonu önemsiz bir detaymış her gün çalışınca. -her gün okuyunca da.- Okumalar da aynı şekilde. Zümrüdüanka Dergisi’ne hazırladığım şiir de bitti. İyiyim. -ehe.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 25. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugünün sesi de yalnız bir gencin evindeki sessizlik olsun, dinleyin, dinlenin. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dinle, dinlen.
hasat
turna, ilk dokunuş yıllara
çelimsiz halin, korkmakta halen çiçek
vereceğinden. sonsuzluk çok uzun
geçmiş demek, daha
gerçekçi-kısa
ölüm, doğal yollardan mümkünse
kimseye çarpmadan geçilsin, dokunulmasın
aman. üzülmesin, hem gençti bak
sevilirdi çevrelerince sağ-sol
devrimcilerin. denmez ki
hasta, neden öldüğüm?
sorunları ufak yemiş kabuklarıyla ifade
ediliyordu. hem herkes yaşarmış ucunda
silahların, sevdiğinin kalbinde. kaçında
kazanılmış
.mümkün.