Ayağını yere koy ve ilkin elle tutabileceğimiz küçücük bir başarı kazan. Onları birleştirelim. İkinci günküleri de.. Böylece
Zengin Hayaller İçerisinde-Cahit Zarifoğlu
bir gün, hayâlimiz doğduğunda hepimizi silip süpürmesin.
Bugün yazmadan önce okumaya yeni başladığım Zarifoğlu kitabından alıntılamak istediğim bir bölümdü bu. Ne kadar çok konuştuğumu, hayallerin içerisinde ne kadar buğulu bir anda yaşadığımı fark ettiriyor Zarifoğlu her defasında. -okudukça külliyatı yazmak istemekteyim üzerine.-
Kısa bir giriş ile başlamak istedim bugünkü konuya. -her gün aynı konulara bağlansa da.- Kitabevinde birinci haftası yeni doluyorken, henüz toyken bu konuda yazmak ne kadar anlamlı sorgulamasındayım aslında halen. Ama o sorgulama amatör kalmak isteğine hayranlığımdan ötürü her zaman sürecek. -yıllarca şiirle uğraştım mesela güya, ne kadarı yansıyor ki.-
Bu sürecin en büyük öğretisi her işin, sanatı pazarlıyor olsa da, ticaret kavramına yakınlığı oldu. Her yerde sömürünün -haksızlık yapmak istemem bulunduğum kuruma, aksine çok da severek yapıyorum.-, zamanı satın alıyor oluşun, daha doğrusu istihdam ediyor oluşun varlığını daha net kavradım. Daha önce de çalışıyordum ama sevdiğim kitaplarla iç içe olunca bunu daha net anlamaya başladım. Kitaba her daim saygı ve hayranlıkla bakıyor oluşum belki de bu kadar büyük bir etkinin oluşmasını sağladı. -halen hayranım orası ayrı.-
Güzel bir günün içerisinde, kitabın araştırmasını, yazarın hayatını inceleyip kitabı almaya gittiğimde yaşadığım heyecan ile gidiyorum her gün. -bundan çok uzağım orada, ayrı konu.- Ve bu ritüeli uygulayıp gelen onlarca insan da oraya geliyor. Satılan herhangi bir şey olduğunda işin içine giren kar kavramı da tam burada bayatlaşıyor. Çevremdeki edebiyatçıların, hocalarımın bana hediye ettiği kitaplara saygımı arttırıyor. İmzaladıkları kitapların yalnızca imza bölümlerini okusam bile duygusallaşabiliyorum. -sevdiklerim adına imzalatmak da çok büyük bir keyif.-
… ”kitap” raflarda bir süstü, “aşk” mini eteklerin üzerinde bir leke olmuş, “kanun” moda dergisi sanılmakta, “millet” oy sandığında kağıt tomarı, “vatan” haritada bir nokta, “aile” bir gecelik serüven olmuştur.
Kelimenin Dirilişi-Erdem Bayazıt
Raflarda bir süs.. Bunu her ne kadar kendi kütüphanemde bir eleştiri olarak alsam da, anlamın içerisinde saklanan yoğunluğu her gün görür oldum. Çok satan kavramının hayatımıza girmesi sanırım en büyük devrim oldu. Kitap sosyal medyasına ilk adım. -orada da verilerimiz çalınıyor olabilir.-
Söyleyeceğim şeyler elbette kitabevlerine bir eleştiri değil. Herkes para kazanmak için çalışıyor, meslek sahibi oluyor. -para her şeyi, edebiyatı da satın alıyor.- Aslında orada olan insanlar yalnızca satıcı, bu gerçeğin farkındaydım da kitap alırken. Ancak uzaktan hoş görünen bu durum, işin içinde ufak hayal kırıklıkları da doğuruyor doğal olarak. -yahut doğal olmadan.- Belli başlı meslekler, özellikle hayran olduğunuz bir kavram ise, sizde çok farklı bir hava estirir. Ancak -sanırım.- hayranlık duyulması gereken şey biraz daha arka planda saklanıyor.
Kitap satmak, korsancılar, sahte edebiyat oluşumu -herkese göre her sanat dalının sahtesi olabiliyor.- bir arada ilerleyen bir süreç gibi görünüyor gözüme. Korsancılardan da kurtulamayacak, sahte edebiyata da maruz kalacak -ki gerçeklerinin değerini anlayalım. çok okumayalım yine de.-, kitabı yazarlardan alamadığımız sürece de kitap satılan evlerde olacağız. Ki tanıştığım edebiyatçıların satmak kavramından daha çok ulaşmak kavramına odaklandığı bir süreç geçirdim. Halen daha da devam ediyor bu durum. -iyi ki varlar.-
Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım. Ana sevgisi, kardeş sevgisi, yar sevgisi gibi bir sevgi…
Eşekli Kütüphaneci-Fakir Baykurt
Çok sevdiğim bir kitaptır. Bu bölümü de ayrıca kıymetli. -sanırımı kullandığı için ayrıca mutlu oldum.- Bu sevginin geldiği yeri hep kütüphane olarak görüyorum kendi adıma. Ve yine, sanırım orada kitaplarla uğraşan, dizen, düzenleyen bir genç olarak da kitabevleri daha farklı geliyor. Bir şeyin, hele de kitapların süreli ve kısa vadede bizde kalıyor oluşu çok kıymetli. Ömürlerini uzatıyor. Her şeyin. -biz de kısa süreli olarak sahibimiz kendimize.-
Satın almak bu yüzden de zorluyor beni. Sevmiyorum aslında çok fazla. Kütüphane oluşturmak için harcadığım parayı önemsemesem de, daha kısa vadede elime geçip okuduğum kitapları daha çok seviyorum. -bir gün sahip olduğum kitaplarda öyle cümleler ile karşılaşacağım ki bu söylediğime pişman olacağım, biliyorum.-
Sahip olmanın güzel yanı diye bir yazı, film, öykü olsa keşke. Neyi ifade ediyor, hangi anlamda bize katkı sağlıyor görebilsek. -belki de vardır. okumadığım yığınla şeyin arasındadır sanırım.- Dediğim gibi, bir eleştiriden daha çok sorgulamak üzerine yazıyorum bu yazıyı. Çünkü anladığım şu oldu ki; -her kitap satıcısı için geçerli olmamakla beraber.- hangi kitabı okumalıyım sorusunun sorulacağı en yanlış yer bir kitabevi. Orada pazarlık var, kar var. Bulunduğum yerde bu inanılmaz az olsa da ister istemez o çekince ve amaç için uğraşı görebiliyorum.
Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım.Hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer.
Martin Eden-Jack London
Elbette bu güzelliğe değinmeden geçemem. Yazdıklarım bir sorgulama ve bu durum bu sorgulamanın içerisindeki en güzel yer, özgürlük alanım. Hem çalışanlar hem de gelen insanları bu çizgide görüyor olmak, onlarla konuşmak güzel bir özgürlük. Herkesle tanışmalı, tanımaktan daha çok görmeyi, anlamaya çalışmayı seven biri olarak; bunu kitaplar aracılığıyla yapabilmek bambaşka bir güzellik.
Hayatın içerisinde algı da dahil her şey satılmakta. Kitap da bunlardan biri. Okunmak için yazılan ve yazılmak için yazılan kitaplar. Ulaşmak için yazılan. Satılmak da sanırım biraz güzel bir şey, alacağınız şeyi siz seçiyorsanız.
Okumaya devam. Güzel gidiyor -hemen her şey demem mümkün mü?- Zümrüdüanka Dergisine de bir şiir hazırlıyordum, son düzenlemeleri yapıyorum bir yandan. -ömrüm boyunca devam edecek aslında düzenlemeler.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 23. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne de yine Kuan ile, Turna ile ses olalım. Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle, mümkün değilse bile kitap var. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Geçirmen.
baş ağrısı
tanım, gerçek acısı
soluklandığı saatlerin hayalini kuruyor
çağdaş düşünceleri ve sığ kelimeler
arasında zorlanmakta. gülüşlerini
sonraya saklıyor
sonra
frekans, radyo dinlemiyor
mecalini son seçimlerde
seçilmeyen adaysa kullanmış, yüzdeliklerin
hesaplanması. mahalle
elden gidiyor
sevinç, film ismi
doldurduğu bardağın boşluğu
sorgulamasına da girmiyor. çürümüş
dolaplar eskisi gibi de değil. ıslaklığı
gözlerinin yalnız
ca