Dilenciden para, deliden akıl, kapitalistten insaf isterken.
Bahane-Köksal Alver
Hayatın içinde umutlu yerler var. Annenin yanı, sevdiğin -mümkünse sevmek.- kişinin düşüncesinde, yalnızlıkta, evinde, metronun boş koltuğunda, okuduğun kitabın içerisinde, dünyanın çalınmamış, popülerleşmemiş noktalarında. -kitap ne mutlu ki hiç popüler olmadı. düşmedi o bataklığa.- Temiz havanın olmadığı ciğerlerimizi bile gül bahçelerine ulaştırabilir. Kesilmemiş nefesimizden de son kez güzellikler döktürebilir. Tüm umutsuzluklar, yalanlar, kesik sesler, cehennemler bahane.
Bu yazıya çok duygusal bir halde başladım. Gözlerim doldu. -ki çok ufaktır beslemek için pınarları.- Nedenini aslında bildiğim ama bilmeme oyununu tercih ettiğim bir halde yazıya başladım. 2015’de imzalamış Köksal Hoca Bahane kitabını. Mektebin -benim tanıştığım.- ilk bürosunda. Kardeşime diye üstelik, dostlukla. Duygunun nasıl bir şey olduğunu, her şeye rağmen, geçmişe dönünce anlıyor insan. -yahut acizliğinden.- Kaleme alması güç bir haldeyim, gerçek anlamda. Ne yazacağımı çok iyi bilsem de -hoş, yol her yere götürebilir.-; yazmamam gereken benlikleri de barındırıyor kitabın hatırası. Ömrümün, beni büyüten güzel bahanelerinden birini. -değinmeyeceğim, teşekkürler.-
Aslında tanıdığım isimleri yazmak çok sorumluluk yüklüyor. Yanlış bir şey yazma düşüncesi ya da çekingenliği değil. Nasıl tasvir edebileceğimle ilgili bir çekince bendeki etkisini. Ancak şöyle söyleyeyim; tutunduğun dal yolda geçen herhangi biri için onlarca ağaçtaki detaylardan biridir. Altınızdaki uçurumun farkında değilse kimse, o dalın da anlamını yalnızca siz bilirsiniz. Sıkı sıkıya bağlanmadan, gücünüzü paylaşarak tutunursunuz. -duygularımı daha çok odun kullanarak ifade edemezdim.-
Aslında alıntıdaki bölüm düşündürücü bir hale büründü okuduğumda tekrar. Gerçekten deliden -toplumsal değil de psikolojik olarak addedilen.- akıl almak ve dilenciden para istemek mantıklı gelmeye başladı. -durum vahim.- Kapitalizm ise insaf kavramını, kendini kral olarak görmekten kurtulmadığı -yahut biz kurtarmadıkça.- sürece tanımayacak bir hal aldı.
Yazdıklarıyla yaşadıklarını sürekli kıyaslar hale gelmişti. Son zamanlarda bunu daha çok yapıyordu. Bir ilham aşkıyla sarıldığı imgeden daha sonra soğuyordu. Hayata değmeyen imgelerle neden boğuştuğunu sorup duruyordu.
Bahane-Köksal Alver s.65-Yorgun Yazar
Okumaktan hiç sıkılmadım Köksal Hocanın kitaplarındaki öyküleri. Her kitabında, Sosyoloji Divanında yazdıklarında sürekli diri kalabiliyorum. Bahane, benim için çok daha başka bir yerde duruyor. -ilerliyor, benden hızlı ve sürekli üstelik.- Okuduğum ilk kitabı olması mı, bendeki duygusal etkisi mi, hayatımda yaşattığı anlar mı bu yeri pekiştiriyor bilmiyorum. Bu yüzden de sürekli canlılığı devam ediyor. -bilmemek özgürleştiriyor.-
Öykü kavramıyla tanışıp üzerinde durmam, okumaktan keyif almam da Mektep ile başlamıştı. Okuyordum, öyküyü biliyordum da. Ancak okuduklarımın anlamlandırılması, sürecin yoğunluğu ve öykü üzerine araştırmalar yapılması hevesine kapılmıştım. -şiirde çok iyiyim ya sanki.- Hocalarımın da kitapları, onlarla sohbetin tadı bunu arttırıyordu. -şairler de, iyi şiir yazdıkları için kıskanıyordum deyip sıyrılayım. eleştirilmeyeyim. ya da buyursunlar.- Bahane de bu sürecin en büyük destekçisi oldu. 11. sınıf öğrencisi bir genci bağlamıştı dünyasındakilere. Bahane kavramının içini dolduruyordu. -benim içimi de dolduruyordu biraz, darlığım ne kadar izin verirse.-
Her okuduğumu beğenmek gibi bir garipliğim de var bir yandan. -ya da hiçbirini beğenmemek.- Her eserin süreci aklıma geldikçe yeniden okuma isteği ve anlamlandırma çabasına girişiyorum. Emek var! gibi bir düşünce ile değil. Her şeyde emek var. Yola hayranlık besliyorum sanırım. -yol bitmez değil mi? ülkede en çok onun ihalesi var sanırım.- Tabii ki Bahane kitabına bir atıf değil bu; benim seçkilerim herkese hitap etmeyecektir. Ben olmayı tercih ediyorum bir kere.
Eskiden öyleydi, idealist gençler vardı ve öğretmen olmak isterlerdi. Memleketine dönüp orada çalışmak gibi düşleri olurdu.
Bahane-Köksal Alver
Bazı bölümlerin sayfalarını yazmamışım. -benim eşekliğim.- Bir de tadını yaşayabilmek için ilk okuduğumda aldığım notlar ile ilerlemeye çalışıyorum.
Bu muhabbetleri yapabilmiş çok anlamlı geliyor şimdi. Nelerin değiştiği, düşüncelerimin evrildiği yer, hayatımdaki eksiklik ve artıların uyuşmazlığı bir yana; o zamanlar ne konuşuyormuşum, şimdi nerede sorusu geliyor aklıma. Hemen hemen her soruya da bir bahane buluveriyorum utanmadan. Sorunsuz bir dünya yerine sorunları konuşabildiğim insanlarla konuşmak anlamlı geliyor sanırım. -sorunun biz olduğunu bilerek. yahut okumamış birkaçımız. tabii, yalnızca bir/kaçımız.-
Hayatımdaki adımlarımı sorgulasam da, neden şimdi buradayım, uğradığım yer daha güzeldi demiyorum kendime. Her yerin, herkesin bir amacı oluyor hayatımda. -yine de oturup saatleri ve konuşmayı unutmak isterdim.- Bu yolun en büyük durağı olmuş Mektep. Ve oradakiler. Her okuduğumda hissediyorum bunu. Köksal Hoca ile çok uzun muhabbet edememiş olsam da; kitapları, özellikle de Bahane ile, onu her gün anıp konuşmak gibi bir nimete sahibim. -şükür.-
Artık oyalı mendiller de yok, herhalde çeşmede onu bekleyenler de.
Bahane-Köksal Alver
Hemen her şeyin basitleştiği, küçük görülebildiği yahut büyütüldüğü bir dönemde yaşıyoruz artık. -bir gençten duyunca basit geliyordur, eminim.- Sanırım bu süreci en iyi anlatan ifade; Bahane. Yokluğumuza da varlığımıza da, inancımıza da inançsızlığımıza da. Canlı olana saygımıza, cansız olana saygısızlığımıza da.
Kurgu olsun olmasın, sanatın içine girebilmiş, sanatla can bulmuş, sanatı sevdirmiş, sanatı sevmiş her kavramın, insanın, düşüncenin gücüne de bir bahane var. Kurtulmayalım o bahaneden. Kurtlar türese de kurtulmayalım. Kurtaracağımız çok bahanemiz var. -toprak atılması için ölmek bahanesine kalmayalım.-
Heybemde kitaplar taşımaya devam. İşe de. Bugün duygusal bir halde -mutluluk kavramına yakışır derecede.- yazıyı bitiriyorum. Ömrümü de bu hal ile sonlandırmak isterim. -yahut erken bir veraset ilanı oldu.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 29. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Ses olma çabam devam ediyor. Çok seviyorum dinlemeyi, bana yazılmış gibi geliyor bu şarkı. Salaksın. Güzel bir özeleştiri. Dinleyip salaklığınızı düşünmek -her an değil, biliyorum. sinirlenme.- hoş olabilir. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Salaklığını.
kırmızı ilah
aşina, ilk adım özgürlüğe
taşıma su, taşacağını umuyor
etiketi yapışmış üzerine, oyunları
meşhur. rol gereği, bu kez sevdiğini
düşünmekte kendini
levha, dikkat yahut öl
beşiği yeni toplanmış, annesi
tutmakta kafasını. engel olunmuyor
yine de. kalbi manifestosuna eklemiş adını
huzurun değil, belki görmekte yalnızca uzaktan
işaret edildiğini sevdiğini
statü, faşizm can sıkıyor
kusursuz ismi. önceleri görmediği
beyazlığı. tenini arzularına kurban etmek
-salakça- hem güvercin besliyor. vergisi yine
memurun. faşizm sıkıcı
canlanıyor