İnsan özgür doğar, Oysa her yerde zincire vurulmuştur.
Toplum Sözleşmesi-Jean-Jacques Rousseau
Beş; en matematiksel yarım, ortaokul başlangıcı, bir elin yaptığı, bulunmayan kalem ucu- ama zarif.-, rekatları bilmeyenlerin bile bildiği namaz vakitleri.
Beş günün sonunu bu yazıyla kapatmak, altıda daha matrak hareket edebileceğim heyecanıyla, okuduğum bölüme saygıyla toplum ve devlet ile yazmaya başlıyorum. -sanırım ikisinden de çok uzağım.-
Aşağıda değineceğim bir başka alıntı ile giriş yapacaktım aslında. Ancak toplum ve formlara daha çok uyan, toplum kavramını ortaya çıkaran belki de, toplu durulmaması gereken yerleri belirten zincir metaforu daha yakıştı girişe. -dediğim gibi; kendimi kandırmayı seviyorum.-
Kaçırdığım zamanı toparlamaya çalışırken -yahut kendimi kandırma süresi- toplum yapısı ile ilgili de yazayım dedim. Benim dışımda herkes bu konuda yazmış gibi hissediyorum. -umuyorum
Çocukluk yıllarımın en büyük eğlencesi, tatlı anlarından biriydi yılbaşı gecesi karışık kuru yemişle televizyon karşısında oturmak. -yılbaşı kutlayan bir aile değildik, babam kıyamazdı yine de.- O anlarda antep fıstığını seçme olimpiyatlarındayken, toplumu temsil eden en küçük yapı taşlarıyla karşılaştığımı -yahut bunu bir gün düşüneceğimi- tahmin etmiyordum.
Bulunduğum çevrenin hangi kuru yemişi temsil ettiğini, neden bağdaştığını açıklamalarda anlatmayı düşünmüyorum. bir metafor olarak kuru yemiş bugün konumuz. -denemeci ya paşam.
Öğretilen toplum kavramının fazlasıyla içinde, aktivist olmak için yanlış zamanda, yanlış topluluklara şahit olarak geçiren bir birey olarak; kavramından ne kadar uzaklaşıp yozlaştığını hissediyorum.
Seçilen ufak taneler halinde; renklice hazırlanmış bir sosyal medya paketi içerisinde, anne-baba -es, bir düşün, baban.- kavramlarının çocuklaştığı, çocukların koca insan olarak görülüp evlendirildiği dönemim aciz parçaları halinde sürdürüyoruz -davamızı demek isterdim.- kuru ömrümüzü.
Kümelerimizden ayrılıp, karışık paketine girmeden önce nerelerde ne yapıyorduk acaba? -hangi kurda güzel bir besin olacaktık. şu an basitleştirilmiş bir yığınız.
Özgür bir devletin yurttaşı ve egemen varlığın bir üyesi olarak dünyaya geldiğim için, kamu işlerinde sözümün etkisi ne denli az da olsa, oy verme hakkım bu işleri öğrenmek görevini yüklenmeme elverir.
Toplum Sözleşmesi-Jean-Jacques Rousseau
Aynı metin üzerinden gidiyorum ancak bu yazı için kitabı yeniden okumanın verdiği asalaklık deyip sineye çekmenizi umuyorum. -bir kişi okuyordur diye düzeltme.- Çekmeni.
Kuru kuru olmaz, biraz anlamalı, -anlaşılmayı kim kaybetmiş?- çokça üzerine düşünmemiz gereken kavramların ortasında; büyük bir masada -ki rengi de yine onlar tarafından seçilmiş-, plastik tabakların içine yerleştirilmiş bir halde yılbaşını bekliyoruz. Önceden bulunduğumuz dal, toprak altı, tarla; sulandığımız su, bizi besleyen gübrelere hakaret eder gibi bulamamışız evimizi. Yarın gelmeyecek diyenlere inat, yeni yıl diye bir kavramın mezesi olmuşuz bir de.
Anlayıp yorumlayınca, hemen seçilmiş antep fıstıkları gibi -biraz düşkünüm, özür dilerim.- ağızlara atılmış; bizi koruyan kabuğumuz -ki annemiz, babamız, kitaplarımız, toprağımız saklıdır onda.- çöpe yuvarlanmış, tek artımız yiyenlerin dişlerini sızlatmak olmuştur. -çünkü bilmezler kırmadan açmayı .-
Masada yenmeden kalanların da -paketten çıkılmıştır bir defa.- yapabilecekleri tek şey bir sonraki -genel seçimler daha çok yakışırdı.- yılbaşına kadar çürümeden yaşamlarını sürdürme gayretleridir. Çoktan dostumuz değişmiş, kiminin kabukları üzerimize atılmış kiminin çıtırdama sesini duymuşuzdur. -yaşam zor, bir kuru yemiş olarak yılbaşı masasında.-
Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,
Bu darağacı suratlı toplum.
Oktay Rifat-Ağzımın Tadı
Oktay Rifat kadar olumsuz bakmasam da –ağzımın tadı şiiri, kısa ama uzundur.- paketlerden çıkmadıkça, daha doğru ifadeyle paketlere hiç girmedikçe toplumun yapısı karışık kuru yemişten ibaret olmaya devam edecek gibi duruyor. Kimlik kaybını yaşamak, etkilenmeyi etkilenilen insan olmak olarak algılamak, kuru akılla, eğitimden uzak ve zincirleri bağlayanlara ses çıkarmadıkça ilerlemek -ki nereye doğru olduğu da bir yazı meselesidir.- ancak lüks kuru yemiş olmamızı sağlar.
Bu altın tepside sunulan -evet, halen sunuluruz.-, yılbaşılarında değil, her zaman seçilen bireylere, yemişlere dönüşürüz. -kurtulmak değil de tadımızın kıymetini bilmeli.
Siyasi eleştiri yazmaktan uzağım; haddime ama bu, partilerden çok öğretilen kavramlara bir taşlama. Ömrün bir davaya -kendinle davalı olduğun en azından.- adanıp daha anlamlı olacağı, kuru kuru yenmek ve meze olmak yerine toprağın, aldığın suyun ve yetiştiğin zorlukların bilinciyle harekete geçmenin katacakları, satın alınamayacak mutluluk olarak geri dönecektir.
Yine bir sonraki -tamam söylemeyeceğim.- yılbaşına kadar ayakta kalacak, bu kez babanın kıyamadığı çocuk temizliği ve toplum -yozlaşmamış olanından mümkünse.- yararı ile masanı sen hazırlayacaksın. Sofranda -yalnız dahi olsun.- paylaştığın samimiyete eşlik edecek lüks karışık. -ne de olsa seviyoruz seçmeyi.
kuş, ah sadece bir kuştu.
Füruğ Ferruhzad
Yazıdan sona ulaşırken -biraz da etkisiyle yazdıklarımın.- işin gerçekliğine doğru evrildi düşüncem. Kuş, sadece bir kuş; kim onu yüklüyor sırtına insanoğlunun ya da kızının.
İnsan, sadece bir insandı. Muhakkak. Ancak -çevrelerince toplumların.- dönüştürülmemeliydi de yemişlerine kuru toprağının. Sanırım düşünmemişti toplum; bu kadar toplu olunabileceğini. -düzensiz.-
Çantamın kitaplarla dolu olması -bir yandan bilgisayar.- ve omzuma uyguladığı ağırlık keyifli gelmeye başladı yeniden. Daha çok hissedip, Nuri Pakdil misali biraz da ceplerime katasım var.
Hidayetname bitti, sadık bir kalemle yazılmış. Toplum Sözleşmesi de tekrar imzalandı, pek nüfusu olmayan kalemim ile. Devlet Dersi‘ne başlamayı umuyorum. -şiir kitaplarına düşmezsem eğer.-
Vetabii bir şiir karalaması var bugün. Ve Zaytung 5. gün ses kaydı. Dün kuan ile bir ses olmuştum; bugün de siya siyabend ile bir selam verelim. Kuru kuru oturmak olmaz değil mi?
çalınmadan
yurdum, coğrafya dersi çok zor
kazındı tırnakları babamın
çatısında parasızlığın. kuma
toprak denir, sevilmezdi aydınlığı
madencilerin
ders, büyülü gerçeklik
hududa geçmişten parçalar
öğrettikleri yanlış adamların
silahları fabrikalaşmış, savaşın
sonunu getirmiş köleliği
insanların
bedel, parasız ödeme
koyunları çoban
değil, yetiştirir
bürokrasi
güdülmez belirli amaç
seçilir, ayrılır
kurbanlıklar
Zaytung 5. Gün Ses Kaydı:
https://drive.google.com/file/d/13yYbYBVJ3nsjgLG7wBJoFLI-8Phu66-7/view?usp=sharing