Eğer algı kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz.
William Blake
Yoğun anlamları, kullanımları var algının. Anlamak, yorumlamak en çok kullandığımız anlamı aslında. Algımızı zorlayan kavramlara da ayrı bir merak duyuyoruz; bize negatif gösterilen durum, olay ve davranışlara karşı olduğu gibi.
Gerçekten tamamen algılayabilen bir kalıpta olsaydık, yaşadığımız her anı, amaçlarımızı, hayallerimizi ve hatta varoluş amacımızı kavrayıp sonsuzluğa ulaşabilirdik. -sonsuz olmayan algımla buna inanıyorum.-
Bu amaçlar ile aslında çoğumuzun çabaları algılama yeteneğimizi arttırmak, empati yeteneğimizi de aynı doğrultuda geliştirmek üzerine. Okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler ve araştırmalarımız -bu amaçla yapalım yapmayalım- algımızı geliştirip bizim daha çok kavramı birleştirebilen, yorumlayıp algılayabilen bireyler haline getiriyor. -ben hiç yapmamışım sanırım bunları.-
Çocuklukta her şeyi sorgulama içgüdümüzün bugünkü yaşımızda devam etmesi durumunda algımızın ne kadar açılacağını tahmin etmek gerçekten güç. Engelleyen unsurlar olsa da -her iktidarda, her başkanda oldu, olacaktır; özür diliyorum şu ana kadar bir tane başkan geldi.- gelişimin kaçınılmaz güzelliğiyle devam ediyoruz gelişmeye.
Kimimiz de koloni kavramıyla hareket etmeye -gelişmeye- devam ediyor. Yalnızca kendi topluluğundaki sorunları anlayacak, yorum yapıp etliye sütlüye karışmayacak, diğer koloni ve topluluklardaki insanları tanımayacak, anlamayacak ve algılayamayacak halde yaşamını sürdürecektir. -arada bahçeli gibi cümle kurduğumu ben de fark ediyorum.-
Sonuçta herkes görmek istediğini görür, herkesin algı kabı kendi gönlü kadar büyüktür.
Toprak-Buket Uzuner
Bu gerçekliğin sonucunda oluşmuş bir kavram sanırım algı yeteneğini geliştirme isteği. İnsan, nerede, hangi konumda olursa olsun; en zor zamanlarını yaşıyor, en kötü kadere mahkum oluyor olsa da iyiye gitmeye, gelişmeye meyilli sürdürüyor yaşamını. -bazen umduklarımı yazmama izin verin.-
Hepimizin, yaşımız aynı olsa da; yaşadıklarımız, okuduklarımız, ailemiz ve topluluğumuz özelinde sahip olduğu algı kabı farklı bir malzemeden, farklı bir hacimden oluşuyor. Ve elbette dayatılan, yanlışı doğru gibi algılamamızı sağlayan -gerçek- medya ve siyaset aşkı kalıbımızın daralmasına, aslında büyüyüp gelişmeye hazırken yerinde saymasına sebebiyet veriyor.
Görmek istediğimiz, bir çocuğun gözünden kendi evinin her detayını öğrenmek istemesi gibi; topluluğumuz ve evren ile ilgili olsa da -aslında bu kadar içgüdüsel bir durumda dahi- sınırlı algıdan, dayatılan algıdan kaçmamız -git gide- zorlaşıyor.
Düzenli okuma yapmak, araştırma ve çalışmalara girişmek, evreni kavrama içgüdüsü ne kadar devam ederse etsin bulunduğumuz coğrafyanın bize dayattıklarından kaçamıyoruz. Değiştirmiyor algımızı, eğer biraz gelişebildiysek daraltmıyor da kalıbımızı ancak çevremizden gördüğümüz ”Onlar söylüyorsa doğrudur.. trtde de gördüm.. eski milletvekili de öyle diyor.. e tabiki kadının işi yok orda.. bekleyin bir sonraki seçimleri…” algılar gerçeklere karşı duyarsızlaşmaya, kalıbımızın insanı olmaktan soğutuyor bizi.
Cehalet mutluluktur düşüncesinin gerçekliğini yaşamak, bazen keşke bilmiyor olsaydım düşüncesinden sıyrılmak kolay değil. -çok bilmiyorum, blog yazmaya cesaret eden bir gencim yalnızca.- Algı yeteneğimizin devamlı gelişimi yalnızca çevremizi algılama çabamızın değil; daha yoğun olarak kendimizi algılama, sevme ve ömrümüzü kurma yolunda da önem arz ediyor.
İnsanın algıladığı şeyler vardır, algılamadıkları ise yoktur.
Fedailerin Kalesi Alamut-Vladimir Bartol
Basit bir kelime oyunuyla aktarılmış önemli bir mesaj aslında. -benim hiçbir yazım bu etkide olmayacak sanırım, hoş etkileme amacıyla da yazmıyorum.- Algı satma kavramı buradan yola çıkıyor aslında. Algılarımızla oynanması, kutsallarımızın yıkılması yahut olmayanın kutsala dahil edilmesi, bireylerin bir mesih, ilah olma çabasının yansıması, kurulu düzenin mükemmel ilerlediğine inandırma çabası.
Yalnızca bugünü temsil etmiyor üstte yazdıklarım. Pek çok dönemde, yalnızca ülkemizde de değil, hemen hemen her coğrafyada var. -çok yaşlı ve gördü ya her ülkeyi, çok iyi biliyor paşam.- Ve var olmaya da devam edecek ne yazık ki. Yalnızca siyasette de yok bu durum; hemen her alanda algı yapmadan, algılarla oynanmadan ilerlemek pek mümkün değil.
Uzun zamandır beni rahatsız eden bir konuyla girmek istiyorum son bölüme. Sanatçı kimliğine ulaşmış, belli bir kitleye sahip isimlerin herhangi bir ülke gündemi ile ilgili yaptığı yorumlar, her ne hikmetse, siyasiler tarafından vetabii kraldan çok kralcı -başkandan çok başkancı, muhalefetten çok muhalefetçi.- olan herkesçe eleştiriliyor ve ”Ne haddine, müziğinle uğraş, çapulcu olarak sürdür yaşantını!” gibi içi boş kavramlarla üstü kapatılıp itibarsızlaştırma çalışmalarına maruz kalıyor.
İşin garibi, siyasi kimlikteki insanların sahip olduğu kitle çok büyükken, sanatçıların kitlesi içerisinde a-b-c partilerine mensup, onun düşüncesini savunmayan ciddi sayıda insanın olması. Siyasilere insan olarak bakılıp ”Kandırıldık!” sözlerine alkış tutulurken; sanatçının robot gibi hiçbir siyasi ya da gündemle ilgili fikri olmaması ve yalnızca sanatını yapması bekleniyor. En garip karşıladığım, hiçbir zaman anlamlandıramayacağım algı kaybımız ya da eksikliğimiz bu yönde.
Birey olarak her şeyi bilen kimse olamayacak; herkesin cahil yönleri var ve böyle devam edecek. Ancak algımızın yönetilmesini engeller, bilinçli bir birey olarak, bir parti ya da topluluğa dahilsek bile seçici tarafın biz olduğunun bilincini yitirmeden hareket edersek, satılan algılara bel bağlamayan bireyler olabiliriz. -dedi 21 yaşındaki çömez.-
Yarın kendimizi sunmak, kariyer açısından ilerleme çabası hakkında -işsiz bir genç olarak.- bir yazı ile buradayım. Devlet Dersi bitti. Yordu ve harekete geçirdi. Ulus Baker’in makalelerine bakmaya çalışacağım. Sözlük okumaya yeniden başladım, güzel bir süreç olacaktır.
Ayrıca bugünkü yazının başlığı Algı Satıyorlar, sevgili kuanın yeni albümünün çok güzel bir eser. Öneririm. Yarın görüşmek üzere, sevgiler. -tek kişi okuyor diye düzeltme.- Sevgi.
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 10. gün ses kaydı da aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır.
azami hız
çekildim, yırtıldı dizim
çelimsiz, devrilmezdi karşımda
kravatı. korunmaz ellerindeki
çiçekleri bakışlarımdan
dağıldı ablukaya alınan
yüzün
kirletilmiş gerçekliği çevremin
yanında konuşsunlar istemem
uzak kalsın kulağın ülkemin
siyasetinden
dilim hüküm giyer
konuşamayan insanından mahkemelerin
kirlidir pekala
lakin söyletmediler ömrümce
adını
Zaytung 10. Gün Ses Kaydı:
https://drive.google.com/file/d/1Dkt_EGikpHyc4xOyZ60oZeu7kGPZqJvo/view?usp=sharing