Zamanı Kaçırmak

Dimitri: Dünyayı Atlas taşıyorsa, Atlas’ı ne taşıyor?
Tasso: Kaplumbağa.
Dimitri: İyi de, kaplumbağa neyin üstünde duruyor peki?
Tasso: Bir diğer kaplumbağanın.
Dimitri: Peki, o kaplumbağa neyin üstünde?
Tasso: Sevgili Dimitri, ondan sonrası ta dibine kadar hep kaplumbağa işte!

Kadim Yunan Diyaloğu

Tam da ne yazacağım karmaşası çekerken karşıma çıkan ve -sanırım yalnızlıktan- beni güldürürken-düşündüren ender konuşmalardan biri oldu. Zamanı kaçırmak ve sonraki zamanın durağında -ki yok öyle bir şey- yine beklemekle geçen ömrümün, sorgulamalar ile kendini yiyip bitirdiğini fark ediyorum.
Bugün yazmasam gerçekten kaçırabilirdim zamanı. -çoğu anı kaçırdığım gibi.-

Platon Bir Gün Bara Girer kitabının da başlangıcıydı bu diyalog. O kitaba beni çektiği için sizi de bu yazıya çeker diye umuyorum. -tek kişi okuyor diye düzeltme: Seni

Uzun soluklu, bol sorgulamalı, bol kitaplı, yazılı, filmli, parasız döneme adım attığım iki haftalık sürecin en vahim anlarıdır zamanı yönetme kavramı. Sürekli -yalnızsanız dahi- ömrünüz boyunca yapmayacağınız detaylara, çıkmazlara sürüklenip gerçek amacınızdan uzaklaştığınız anlar. -yeterince hakim olamıyorum belki de nefsime-

Şair abim Ali Berkay’ın ”Bir şairin tek artısı yazdığı şiire tanık olan ilk kişi olmasıdır.” sözünün etkisiyle -bu arada şiir yazmak şair olmaktan önce gelir, kendime şair demiyorum. diyemeyeceğim de.- karaladığım her yazıyı hazmetme sürecinin bile kıymetini kaybettiğim düşüncesine kapılmaya başladım. O an bile nefsin -sanırım kendi üşengeçliğim ama- kusurlu dünyasına çekiliyorum.

Güne erken başlayıp -hiç olmazsa- sabahı da günün bir parçası haline getirmenin kıymetini de anlıyorum bir yandan. -uzun süredir unuttuğum saatlerdi.-
Sonra nasıl doldurabilirim o anları düşüncesi -ne acı, boş zamanım var.- ile bazen öğleni ediyorum. Zaman çok hızlı değil aslında da kafam yavaş çalışıyor.

Her gün, düzenli bir uğraşın olması bu yüzden çok fiyakalı hale geliyor. Dolduracağın zaman belli; ne ile, nasıl, kimden etkilenerek, kime ulaşma amacıyla. Her biri yemek tarifi gibi hazırda bekliyor. Tek malzeme de sen oluyorsun. -bazen o bile olmuyor değil mi?-

Yarın kavramının fazla felsefi olması, bir gün sonrasını hiçbir zaman temsil edemiyor oluşu; -çok ayıp- kırıyor beni. Hiçbir gerçekliği olmuyor sanırım bir ajandaya yazılmadıkça, yazılanları uygulamaya sokmadıkça. -olmamalı da.-
Düşüncelerin akılda kalmaması için kaçırmamalıyız zamanı. Ona hükmetmek değil demek istediğim; -şov yapma, iyice denemeci sanmaya başladın kendini- ömür boyunca bir arada olacağın -benliğinle beraber- tek kavram olan zaman ile dost olabilmek. Haydar Ergülen’in arkadaşlığın üç kişiyle daha sağlam olduğunu gözlemlediği bölüme ithafen; bir uğraş da eşlik etmeli. Daha sağlam kılabilsin.

Yaşam, zamansız. Yaşamın hiçbir zamanı yok. Çocukluk, kadınlık, erkeklik, yaşlılık, yaşam, ölüm, sevgi, sevgisizlik, doyum, doyumsuzluk, her şey iç içe. Akıl, delilik, varlık, boşluk iç içe.

Yaşamın Ucuna Yolculuk-Tezer Özlü

Sanırım üstte anlatmaya çalıştığım onca şeyin tanımını yapmış Tezer Özlü. Zamansız yaşamak.

Sadakate en çok sadık olmamız gereken şey, kişi olmadığı zaman ihtiyaç duyuyoruz. Ve -kanımca, ki çok düzenli akar damarlarımda- zamanın olmadığını düşünmek ,belki kabullenmek, ona çok daha sadık kalmamızı sağlayacaktır. Yarın ölecek gibi düşüncesine doğru yakınlaşıyorum sanırım. -ama dediğim gibi; yarın çok felsefi. daha çay ocağı sohbetlerine ihtiyacımız var. Ve temsil etmez bir sonraki günü-

Başlangıçtaki diyaloğa geri döneyim yazıyı bitirmeden. Sorguladıkça derinine, ilk ayağına hatta belki amacına ulaşılan çok az şey var şu dönemde. Sorgulamanın azlığı, abes-günah karşılanması -dini konular dışında bile-, partilerden ihraca sürüklemesi sebebiyet veriyor sanırım buna. Çizdiğimiz yolun derinine araştırmasını yalnızca bir örgütle adımız anılınca yapıyorlar. Ve yine yalnızca insan sorgulanıyor. Kavramlar, zaman-zamansızlık, hırsızlık, dinler -haşa-, inançlar, az parti -kullanımımın anlaşılmış olduğu ümidiyle.- sorgusuz sualsiz kabul yahut ret ediliyor.

Hırsızlığı -var ise- zamandan yapmamak -sanırım dünkü yazıda da hemen hemen buradaydı bu ifade- bizi daha özgür, bilinçli ve çoğu insanın yapamadığı şey olan düşünceyi gerçekliğe uygulayabilen bireylere dönüştürür. Sorgulamanın en büyük sonucu olarak, insan kendi sorgulamasını yaptıkça -etrafındaki hemen hemen her şey gibi.- zamanla dost olabilir. Ondan kaçmaya, ona hükmetmeye değil de oturup masaya -alkol, şarap, ve bilumum alkoller de olabilir. ancak ara cümlelerde benim adıma.- çay içilebileceğini de düşünmek gerekiyor.

Bugünü kaçırmadım. -diğer tüm uğraş ve hayallerim tamammış gibi.- Umuyorum yarını da, felsefenin tüm diyaloglarını da kaçırmam.-bir de bir sonraki genel seçimleri.-

Hidayetname heyecan ile devam etmekte. Aylak Köpek de sonraki kitap oldu bile. Teşekkürler Sadık Hidayet.
Bu arada kıymetli kuan -tanımayan çok az kişi olacağı düşüncesiyle detay vermiyorum.- yeniden bir araya gelmiş. Bu metin, yeni oluşumları Hakikat Kumpası eşliğinde sizlerle buluşuyor. Özleyen, nemalanmak isteyen tüm dostlara. -zaman dostuma da.-
Vatabii bugün de bir şiir karalaması ve Zaytung 4. gün seslendirmesi sizlerle. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Seninle.

salınıp gider

çekilmez kılındı sınır
ihlalleri, sevdalık
mektupları lise aşıklarının
çoğu yetişmiyor üniversiteye

tanımsız düzenini korudu
devlet, kalemlerin uçları
artık sıfır yedi!
yalnızca gerekli sıkıntıları düzeltiyordu
gerekli
sıkıntılar
-felsefi kalmıştı-

meydanında asılı vücudu, devrimci meydanda
sevdiğinin ve üzerinde aldığı kolye
on sekiz yaşının
televizyonda görülmesi, yalnızca
sansürlü gül yüzünü
yokluğun sırrına kalır
küfür

Zaytung 4. Gün Ses Kaydı:
https://drive.google.com/file/d/1Tk3s3tHwttcfdFIkP_i61s5DNMqmw0du/view?usp=sharing

Yorum bırakın