Denize Saygı

Aydınlığın ilelebet yolcusu, güzel tüm şarkıların bestecisi, yaşanmış nice özel anların baş kahramanı bir çocuk yaşar bu topraklarda. Onun yüzyıldır var olmasının kuşkusuz
mahfuzluğuna borçluyuz.

Mavna Fanzin-Editörden-Berk Can

Uzun bir yolculuk bu. Konforlu da değilsin, cruise ile değil bu yolculuk. Kaptanı da, tayfası da sensin. Tahtası da suyu da. Yolculuk altı aylık bir sürgün değil. Ömür boyu sürecek kadar dolu. Denizin maviliğine aldanmadan, tüm doğal afetleri doğal karşılayarak. Çabanı her küreklediğinde yorulmadan devam ettirecek. Çabanı gelecek kılacak. Kurtulmadan gençlik ve çocukluktan. 17 yaşından. İlk aşkından. İlk küfründen. İlk sansüründen. Basa basa derinine denizin. Hissederek kocamanlığını. Hissederek acizliğini. -yüzme bilmiyorum mesela.-

Sanırım neden bugün yahut neden kırk gün geçmişken yazdığımı anlatabileceğim en net hayat çabasını yazacağım bugün. Öyle kavramları atlamışımdır ki muhtemelen, yazdığım zaman ”Nasıl şimdi yazarım?” sorusunu sormayacağım çok az şey olacak. Bu onlardan biri. Hatta teki. Kırk gün kalemim -ayakta yolculuk sevsem de.- biraz daha otursun, kendimi bulayım -kendini?-, yazdığım düzen belirli bir hal alsın diyerek geçti. Halen öğreneceğim, yazımın evrileceği çok şey vardır eminim. -var.- Ancak bu inanç ile beklettim. Demlenmesini istedim biraz daha. Hayal ve çabamın, ekip ile birlikte dopdolu haller alan uğraşımızın temsili olacak bugünkü yazım. -buna ihtiyacı yok. çocuklar kadar şen. büyüyerek.- Kısıtlı bir ömrüm olduğunu daha net fark ediyorum son yıllarda. Her dönüp baktığımda -ki dediğim gibi bakmam halbuki.- en dolu uğraşım olarak görüyorum Mavna ve MAFGAB’ı. Hikayelerine değinmeyeceğim çok fazla. Birkaç gencin ortak hayali kalıbı ilk günden beri yeterli gelmekte. Ortak hayal, ortak paylaşımlar; enişte-kayın ortaklığı gibi olmuyor. Samimiyet ve çıkarsız ilişkinin ürünü oluyorlar. -evlenmeden kalıplara aşina olmam çok iç açıcı değil.-

Berk ile Aysar hakkında ilk konuştuğumuzda, ”Kimse okumasa bile ben okurum abi.” tepkisini almıştım. -bu kadar kıymetli çevrem var. bir de ben.- O mesajın anlamı kadar ömür yaşasam olurdu. O samimiyet ve istekli olma durumu okumaya. Yeterliydi benim için. MAFGAB olarak çalışmalara ilk kez başladığımız andan bu yana bu samimiyeti hissetmem de işin en güzel yanlarından. Sansüre karşı büyüyen tepkiler ve birlikte bir şeyler yapma isteğiyle başlayan bu süreç, her birimize kattıklarıyla bambaşka bir hale büründü. Elbette her şey mükemmel demeyeceğim, hiçbir şey mükemmel değilken hayatımızda. Ancak sorunlar ve sıkıntılardan da en az derecede bahsetmeye çabam. Sorunları ancak ekip olarak tartışabiliriz. -yoksa ne anlamı var yaşamın?-

Nasıl bahsedeceğimi -kırk günlük demlenmeye rağmen.- halen daha çok net bilemiyorum. Ömrü kapsayacak bir uğraş olarak başlayınca genelde yaşadığım sıkıntıları burada görememek bile yeterli aslında. Çok şey yok o zamandan bu zamana hayatımda. Ancak, fikrin ve beraberliğin gücü ile ilerleyen süreç bizi halen diri tutuyor. Bir buluşma ile yükselebiliyor heyecanımız. -o kadar da ruhsuz varlıklar değiliz sanırım.-

Kuşlar, sonra
Kavlanan ensemizde serin gülller
Durgun sular gibi değil
Bir volkan, devingen
Çekici vur zaman durur

Tav-Ali Türkalp

Biriken zaman olduğunu düşünüyorum. Evet, sonra kullanamayız. Çok bahsettim bundan. Kimliklerimiz ile zaman dost olmalı. İşte o dostluğun birikimi. O zamandan beslenerek büyümek. Tüm dostlarıma değinebilecek kadar yetenekli değilim. Bu yeteneksizliğim ile bahsetmemden de Ali alınmaz sanırım. -umarım kardeşim.- Yaşanılan her anının paylaşılamayacak olması kadar kıymetli çok az şey var. Bu anlar da az. Ancak, düşününce çok daha fazlaymış gibi geliyor. -hafızam yalnız onları anımsıyor belki de.- Bir gün Mavna ile alıntılar yaparak yazabileceğim bir ortam olmasını çok zor hayal ederdim. Şimdi daha çok okunan yerlerde bahsetseydim keşke klişesine de girmeyeceğim. Burada bahsediliyor işte. -kızmadım.- Yeterliliğini değil de varlığını seviyorum.

Biriken zamanımın çoğunluğunu oluşturuyor Mavna ve içerisindeki tüm arkadaşlarım. Çocukluk olarak gördüğümüz haşaralıklar, oyunlar, heyecanlar, ilk buluşmalar, lise maçları. -aşkı hiçbir zaman çocukluk olarak göremedim.- Şimdiyse, kimin nikahında şahitlik yapacağım acaba, acaba ilk hangimiz evlenecek? sorularının içindeyiz. Halen yazan, okuyan, uğraşan kimliklerle. Uğraşın eksik kaldığı noktalarımız olsa da, bilincinde olarak harekete geçtiğimiz, kendimizi sürekli sorguladığımız, yolun anlamı ile hareket ettik. Ediyoruz. -ilk kez birinci tekilden uzaklaşıyorum. teşekkürler.- Bugün beni-bizi harekete geçirici ilk sözün dergi ve fanzin olacağını biliyorum. Bir de matbuu basım. -yolumuzda parasızlık ağır basmakta.- İlk kez şarkı söyleyen beni hatırlatıyor anılar. İlk kez dizgi hazırladığım, çevremin yazma çabası ve heyecanını. Sonra, bu çaba ile açılan yolları. Ve bir daha başvurulmayacak kapıları. -erken öğrenmek anlam kazanıyor.-

Alıntılara bağlı kalmadan ilerlemeyeceğim. -kıymetlerini azaltmam umarım.- Ali ile her konuştuğumuzda birbirimize söylediğimiz ilk şeylerden biri oluyor Neden?. Benim yazmam ve onun yazmaması ile ilgili. -seviyorum kardeşim seni.- Her okuduğumda şiirlerini, benden daha iyi yazan bir tanıdığım olduğu için duyduğum heyecanı unutmayacağım. -umarım unutmayacağım kadar yazar.- Bu şiirinin isminden izlediği yola kadar duyduğum heyecanı hatırlıyorum. Aynı sayıda benim, iki yıl önceki başkanlık seçimleriyle alakalı yazdığım gerçeği ile yüzleşiyorum. -gerçek olmamalıydı o seçim.- Zor gençliklerimiz olmuş. -çoğumuzun olduğu gibi.-

Dürtüm kalmak ve gitmek arası
Ki yeşermiş kalem
Artık varmaz elime
Derde göğe sığmaz
Yemişe, sağ-a ölü-ye

Yazgı Bağırganlığı-Berk Can

-sadece şair arkadaşlarım yok.- Dün yeniden okuduğumda şiiri, bir başka isim yazsa başlıkta, bir şairin köşede kalmış şiiri olsa yadırgamazdım. -yadırgamadım.- Berk ile bağımızın tasvirini yapmam pek mümkün değil. -tüm sevdiklerim ile hemen hemen.- Arkadaşlarımı da anlatmıyorum bu yazıda. -anlatılmaz yaşanırlar. ben değil.- Yalnızca fikir ve çabanın ne ile kıymetlendiğini yeniden anımsadım. Neler ile daha da yüceldiğini, diri kaldığını ve bizi dirilttiğini. -haşa.-

Sanırım beni umutlandıran en büyük detay da yazı ve fanzinde bu; fikrin yıllar boyunca diri kalabilmesi. On yıl sonra da bu yazılar okunabilecek. On yıl sonra da arkadaşlığımız sürecek demekten farksız. 21 yaşıma kadar on yılı doğru dürüst yaşamamışken, bu umut bile yetiyor. -umut ekmeğim.- Dostluklarımın, fikirlerimin gelişmesi de bu çaba ile oldu, oluyor ve olacak. Kısıtlı yaşamım olsa da olacak. Haddi aşsam da. Ne olursa olsun, fikirleri geliştiren ve varlığımızı anlamlandıran -hiçbir anlamı yokken.- çabalar ile ayaktayım. Zor duruyorum bunlara rağmen ama ayaktayım. -gereksiz bir detaydı, mazur görün.-

Şiir değil elbette beni etkileyen tek şey. Yahut yalnızca şiirler de yok fanzinde. -sanırım adını anmadığım her arkadaşımdan özür dilemem gerekecek. yalnız olsaydım keşke de diyemiyorum, iyi ki varlar. ben yazmasam da varlar.- Gençlik varlığı ile yola çıkıldı elbette. Sanat heyecanıyla. Kültürlü olma çekiciliğiyle. Ve o kavramların içindeki bütünlük unutulmadı. Yüceliği ve barındırdığı denizler içre deryası unutulmadı. Bize ulaşanları ve ulaşmayanları da severek. Temsil ettikleri ile değil de ürettikleriyle var ettik. -kimlikleri herkes tarafından farklı yazılmakta sanatçıların.-

Kimse tanımaz beni
Herkes sokaklarımı adımlar
Kimi gökyüzüne bakar
Kimi yalnız asfalta
Birini gören birini bilmez

Kimse Tanımaz Beni-Beyza Nur Gürel

21 yıllık hayatımda unutmayacağım iki şey kaldı geriye. İkisinin de kayıplar ile hatıramda yer etmesini garipsemekteyim. İkisinin de en olunmadık anlarda olduğunu. -hangi kayıp varlığını belli edecek?- Anların kıymeti kıymetini yitirmişti. Çok övdüğüm zaman kavramı, anı yaşam isteği soğutmuştu kendini. Yavan kalmıştı her şey. -detaylı anlatma haddim yok.- Bir sesin en sessiz olabildiği anı yaşadım. En heyecanla dinlediğim seslerden birinin sessizliğine şahit oldum. Yalnızca ağlayan sesine. Yalnızca gözlerinden süzülen yaş ile anlatsa yetecek şeyi sözleriyle de dökmüştü. Melek aramıştı bu şiirin yayımlandığı sayıyı hazırlarken. Sonra bu şiir daha da anlam kazandı. -ne okursam okuyayım daha üstü gelmeyecek.-

Acı ve üzüntüden bahsetmek pek beni yansıtmıyor. Konu ne olursa olsun, hüznümü yaşamak istiyorum. Yansıtmak değil. Ancak, yukarıda yazdığım bölümden sonra yaşadığım bir olayı anlatarak devam etmek istiyorum. Beyzamızın abisi Ömer Abi ile otururken tek bir şey söylemişti. ”Ben, yakınında vefat yaşayan insanları aramazdım acılarını hatırlatmamak adına. Tekrar yaşasınlar istemezdim. Ama şimdi, bu acı varsa yaşamalı ve hissetmeli insan. Kayıpları bilmeli. Basit olmadığını anlamalı.” -umarım eksikliğim olmamıştır.- O anın ruh halini unutamıyorum. Söylediklerinin bir sene sonra ne kadar anlamlı, kıymetli ve gerçek olduğunu kavramam ile çok daha büyük bir gerçeklik ile yüzleştim. Sanırım bu yüzden de ana daha çok kıymet vermeye başladım. Hislerimi ifade etmekten kaçmamaya, yaşayacağım duyguyu en derinlerde yaşamaya başladım. -bu öğreti için bu olaylara ihtiyaç yoktu. orası ayrı değil.-

Çok değinmeyeceğim, bu konu çok daha özel ve burada heba etmemeliyim. Çok uzun zamandır da açmamışken, yeniden yaşadığımı hatırlattı bana. Ne için yaşadığımı. Bir çabanın içinde en büyük desteği görüyoruz artık. Ne düşünürsek Onun için de, kimi seviyorsak Onun için daha fazla, ne üretiyorsak Onun için daha azimle. Varlığını hissederek. Korkmadan; Onun korkusuzluğu sayesinde. -ışıkla.-

ağzı durmaz
başka şansı yoktur zira
korkuları susturmak
kutsal ödev olmuştur
üstüne yeni inanç eklemiştir

Kıyamet-Ahmet Tuğrul Çüngür

Kutsal ödevimiz; öğretileni sorgulamak. Öğretilerin nereden geldiğini yargılamak. Çocukça bir heyecan, olgun bir yaklaşım ile. Asalak hareket ve boşboğazlık hayranlığı ile değil. Düşünme ve üretme isteğiyle. Bilerek zorluğunu. Bilerek yolun çıkmaz sokakları olduğunu. Bilerek denizin derinliğini, sığ kalmamak adına. -üstelik bana rağmen.-

Değinmediklerim var. Varlar. Kıymetliler. İyi ki varlar. Sokağımdaki kitapçı kadar dolular. Sokağımdaki kitapçıyı dolduran fanzinleri çıkarıyorlar. Sokağımdaki kitapçıyı dolduran fanzinlerin içeriğini hazırlıyorlar. O fanzinleri hazırlarken yolu unutmuyorlar. Yoldan geçmiş ustaları anmadan ilerlemiyorlar. Bir mavnada, ulaşmak için okurlara, yitirmeden denize saygılarını. -kusurluysam ki öyle, affola.-

Okuma, izleme, yazma çabası. 41 kere Maşallah demeden geçmemeliyim bu yazıyı. -kendi kendine de denmez ama işte.- Seslendirme çalışmaları başladı. Video düzenlemesine de umarım hızlıca alışırım. Haftalık bölüm de şeklini alıyor. Umudum pazartesiye yetiştirebilmek. Annem geliyor iki güne, heyecanlıyım. -teşekkürler.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 41. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugünkü yazıya anlam katmasını umduğum eser ile ses olayım. Yeniden okuyup bakınca aklıma Güzel Ne Güzel Olmuşsun geldi. Dinlenir. Güzel hikayeler ile biriktirin zamanı. Kıymeti geç de olsa anlaşılır. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Biriktir.

ufuk tuzağı

lamba, ışıksız güneş
terimsel tarif etmekte zorlanıyor
aşkı. doğallıktan yana sakalı. kirli
sözleri benimsemiyor, anne. henüz dağılmakta
cenaze kalabalığı. içlerinde hak
haram

alaca, beyaza yakın
çolak ayna, kesilmiş elleri hem
kazımakta toprağı. korunmuş suratı
çenesi heykel sanatından. ancak insan
yaratabilir. o gücü, karşısında
acizliği

mahpus, alaca lamba. tek
tren sesleri, kavuşmalar ışıksız
yola küfür, adımlar volta. aya
dair hikayeler istemekte kalemi. sırat
çoktan geçilmiş. satılmış köprü. aya
dair yazacak

Zaytung 41. Gün Ses Kaydı

Kırklara Yedilere

şeyhim 14 milyar yıl ne çabuk geçti
yaş kırk oldu kırklara karışamadım
ben defterden sildim ölümsüzlüğü
şeyhim kainata alışamadım…

Korkma Ben Varım-Murat Menteş

Popüler şarkıların geldiği yer, barındırdığı anlamın -benim için.- anlamlı olmasını seviyorum. Koşulsuz sevgi ve hayranlığın, kıt kanaat karakterleriyle geçinen insanlara bağlandığı günleri uyuşturuyor. Derinliğe ihtiyaç yok elbette. İnsan olalım yeter.

Kırk günü dolduruyor olmanın heyecanı yokmuş gibi yapamam. -içim gerçekten kıpır kıpır.- Biraz sakin kalmak ve doğru ilerleyişi sağlamak adına yukarıdaki girişi yaptım. Heyecanımı kontrol edemeyen yapımdan da çok çektim. En azından burada biraz sakin kalayım. -kimi kandırıyorum ben? kalamam ki.- Bu ara cümlenin ardından kırklara, yedilere kavramını açıklayacak olmanın zorluğu eklendi şimdi de. Heyecanım yerini tedirginliğe bırakıyor. -kendimle yeterince konuştum, teşekkürler.-

Aslında bu ifadeyi iki ay kadar önce Zümrüdüanka’da yazmış olmanın da mutluluğu var bir yandan. Yazdıklarım ile ilgili hiçbir zaman yeterince bilgi sahibi olamayacağım. Ne kadar okusam da biliyorum ki kaçırdığım birkaç yazı daha olacak. Hele ki bu kavramlar bu kadar derin ve üzerinde yorum yapılması zor kavramlar olunca, tedirginliğim tarif edilemez oluyor. -yazarak tarif edemiyorum diyemiyor da.- Zümrüdüanka’da yazarken yaptığım araştırmanın ciddi seviyede olduğunu düşünüyordum mesela bu yazı için tekrar araştırmaya başlayana dek. O derinliğin içinde nerede ve kim olduğumu, bu kavramları hangi yaşımda tahayyül edebilecek ve gerçekten anlayabilecek olduğumu sorgulattı. -üzerine yazı yazacak kadar.- Dini ve manevi kavramları yazarken zorlanıyorum. Gerçek düşüncelerimden dolayı değil, onları yazıyorum zaten. Yine de zorluğunu her seferinde yeniden hissediyorum. Gaybı daha önce yazdığım için, silmek ile bağını kurduğum için biraz şanslı hissediyorum kendimi. -yeteri kadar değil, olsun.-

Murat Menteş’in tüm kitapları var kütüphanemde. Bir güç bu aslında. Herhangi bir ismin tüm eserlerine çabuk ulaşabilir olmak. Hemen hemen hepsini de okumuş biri olarak -ilk verdiğim detay önemini yitirdi.- alıntıdaki ifadesinin gücünü ve samimiyetini hissedebiliyorum. Kırklara karışmak kavramı günümüzde gözden kaybolmayı, uzun süreli veya aniden görünmemeyi karşılıyor. Asıl manası ise, gaybın en güzel temsillerinden birisi haline geliyor. Aptal olmak arasında çok ince bir çizgisi olan abdallık kavramını temsil ediyor. Oralara karışma isteği bir yana; karışamamış insanların yazdıkları da hayranlığımı arttırıyor.

Yusuf
Üç cin tarafından yedi yaşında
Kaçırılarak karışmış oldu kırklara.

Bir Yusuf Masalı-İsmet Özel

Garip geliyor, İsmet Özel’i her okuduğumda aklıma Yusuf’u ondan tam anlamıyla dinlemiş olmak. Yeterli değildi, araştırmaya itti evet. Ancak Bir Yusuf Masalı ile ruhi dünyasında buldum kendimi Yusuf’un. -hiçbir şey yeterli değildi.- Onun adı her geçtiğinde de bu şiiri gelir aklıma. Yoğun ve derin kalemi. Bu şiirden bu bölümü almadan da olmazdı. -olmadı.-

Kırk kelimesinin o kadar farklı mana ve hikayesi var ki, bendeki yerini anlatmak denize bir damla eklemek olacak sanırım. -denize at demişler, başı önemli değil.- En zoru bu kısmı. Yazıdaki kırkıncı günü anlamlandırma çabasını mı, vefatların ardından gelen kırkı mı anlatmalı? -neden anlatmalı?- Çok vefat gördüm, evet. Ancak yaşamadım birden fazla. Sadece babam ile yaşadım bunu. Her baktığımda gördüğümü düşündüğüm, zannettiğim gerçeği yaşadım. Onun kırklı yaşlarını hatırladım; benim sorun olarak sadece okul masrafı çıkardığım yılları. Sonra henüz elli ortasında olduğunu hatırladım ve kırklı yaşlarının ömür sonu için bir orta yolculuk yapmadığını anladım. Sonra kırkıma gelince de, kırk yıl geçse de kırkının geçmeyeceğini. -karışamayacağım kırklara.-

Yazıya devam etmeli. -ara cümle bir önceki olmalıydı.- düzen biraz karıştı yalnızca. Uzun yılları sığdıramayacak olsam da -ki kim bilir?-, kırk günü sığdırabilmiş olmanın mutluluğu var. -buruk bir mutluluğu kabul edemem.- Açıklamam gerekirse -gerekmez.-; bir diğer yazıda bahsettiğim, sanki aysar ile yeniden doğmuş olmak, onunla saymak takvimimi daha da gerçek olmaya başladı. Kırkım yeni çıkıyormuş gibi hissediyorum. -yok, ağlamıyorum.- Çocukluğumu yaşamamış, bilinçli bir ufaklık olacağımı hissediyorum. Babasıyla hatıralar biriktiren bir çocuk olacağım yeniden. Yeniden bisiklet süreceğim ve şimdiki yaşım için mümkün olmamış hayaller kuracağım. Kurmaca bir ben oluşturmaya başladım. Sevmeye çalışıyorum. -zor.-

Mürşitten kurtuldu

Ellerinle karşılaştı, ancak
o zaman karıştı

Kırklara *yedilere

Kağıt Helva-Ağustos 3

Kendi şiirimle bir alıntı yaparak devam etmem hoş bir hareket değil. Biliyorum. Narsist bir çaba, farkındayım. Ancak, bu yazıda değinmeye çalıştığım şeyleri daha önce yazmış olmanın saf mutluluğunu yaşıyorum. -mazur görün.- Ve kırk kez yazıyor olmanın da bir artısı olduğunu düşünüyorum. Karışabilmek amacıyla kırkalara yedilere bir çabam yok, olmalı mı onu da bilmiyorum aslında. Karışacağım kavgalar ile onlara ulaşmak ne kadar mümkün hem? -sevmek ile de.-

Sevda kavramı -kavramsallıştırmak her şeyi, doğallığı kaybettiriyor.-, geçmişim ile çok büyük anlam kazanıyor. Şu anki düşüncelerimi oluşturan hemen her şeyin sevgi ile ortaya çıktığı kanısındayım. Sevginin Gücü isimli filmi çekmemiş olmak var bunun yanında. Hüzün de değil, ben çekmiş olsam -tek kişi yapıyor ya zaten.- o kadar iyi olmazdı. Bu gücün etkisi ile yazdığımı, üretmeye çalıştığımı düşünüyorum. -ne kadar oluyorsa.- Gaybın içinde, şu anki gerçeklikle paralel ilerleyen olayların varlığı daha da anlam kazanıyor. Orada da sevebiliyorum. Gaybın içinde de. Kırklara karışmadan onları da sevebiliyorum. İyi-kötü ayırmıyorum. -insanlar ayırıyor.- Kimliğim arkasındaki kan grubu değil bu, iyi-kötü ifade edemiyor insanları. Nüfus dahi anlamış bunu; herkesin iyi ve kötü yanları olabileceğini. -yeni kimlikler ruhsuz. bir kere kadın-erkek ayırmıyor. ayıp!-

Çene çalma hissini en az yaşadığım yer oldu Aysar. Çok konuştuğumda, kimse bir şey söylemezse dahi, kendi kendime ”Çok konuştum ben yine, kusura bakmayın.” diyorum. Burada, ne kadar yazarsam yazayım, bu his oluşmayacakmış gibi bir düşünce içindeyim. Okuru olmak kavramı çok hayal-bilim geliyor bana. Aysarın olunabilir, benim? Hangi gerçeklikte yazdığını hatta olduğunu sorgulayan birinin okuru olunabilir mi? -aslında çok oldu.- Sorular sordukça gerçekliği yitirdiğim hissi uyanıyor. Korkularımdan biridir bu; hiçbir şey bilmeyen bir insan olmak. Bilmediğini de bilmeyen. Kırklara ters yol ile ulaşan.

Ama nâmı kalmış pirimin… Halkım onun asıldığına güler! İhbar eden asıldı, kendisi kırklara karıştı derler. Aynı İsa Mesih’in çarmıh hikayesi. Ha, şu “insan ötesi” kavramında yahut deyiminde de yanlışın var sanırım. Şuna insanca demek, asıl yaşamak istediğimizin kendisi değil mi? Bir düşün bakalım. İnsan bizsek, bizden ötesi niye?

Leylim Leylim-Ahmed Arif

Bu son bölüm yakışır kalmalı kırklara. Bu son bölüm anlatmadan meraklandırmalı okuru. -var ise.- Bu son bölüm, kırkının çıktığını haykırmalı kısık sesinle. İhbar eden asıldı, dedikodu yapan. Suçu belirleyenler belli, cezayı kendine göre yorumlamakta her kadı. -o kadar ilkel artık adalet. hatta keşke o kadar olabilse.- Karışmadan kırklara-yedilere onlar hakkında konuşabiliyorum. Görmeden babamın mutlu olduğunu, onun hakkında da.

İnsan bizsek. Kırkların biz olduğu düşüncesi neden hayal kırıklığı? Neden anlam yüklemekteyim bilmediğim herhangi bir konuya bu denli? -soru soran bir genç.- Kızıl düşüncelerim neden aykırı kalmakta? Kızıl, beyaz aynı denmişken üstelik? Anlamı artıyor karıştıkça kırklara birimiz daha. Yaşamı değil ölümü anlamaya çabamız. Varlığımızı değil ölümüzü yetiştiriyoruz. Kırklara yakıştırıyoruz kimliksiz düşlerimizi. -belki yalnız ben.-

Pazartesi. Daha çok uyku, daha çok okuma, 14 yıllık dost ile yeniden ilk kez buluşma. Tıraş, fatura ve kira ödemeleri ve bilumum yaşamsal zorunluluklar dahil, güzel bir gündü. İşteki boşluğu nasıl doldurabileceğim sorgulaması ve harekete geçme isteğiyle de pekişti. Bir onluğu daha tamamladım, seslendirme ve araştırmalar, haftalık bölüm için çalışmalar hız kazandı. -ben de kazanırım umarım bir gün.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 40. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Hayaller değişse de, hatta hayal kavramı neredeyse tedavülden kaldırılmış olsa da ilk dinlediğimden beri, beni heyecanlandıran ve sakinleştiren bir eser ile ses olayım bugün. Kırkıma ve geçmişime yakışacak şekilde. -umarım.- Hayalin Kadar, güzeldir. Her gün, yeni bir umudu gerçekleştirmek, yeni şarkı dinlemek, yeni insan tanımak gibi güzelliklere gebe. Cinsiyetsiz olsa da kıymetli bu durum. Kıymetini biliniz. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Kıymetini bil.

kanat

fiş, vergi bilinci
yazdıkları çok banal, kelimeyi kullan
ilk. kavgası henüz dövüş
halinde. dava olmak için yavan
seçimleri. tapınaklar üstelik, kısa
görünmekte kanatlarına

oyun, yeterince oyuncu
bu kez e harfine yaslanan
beyaz saçları. sığınmakta uçurtma
ile aynılaşmaya. garipsemekte eylem
olarak uçmayı. kolları yeterince güvenilir
gelmekte

fal, motive yalan
eşikte yakın görünmekte adımı, sırası
değilken cennet-cehennem. kıtaları
saymayı biliyor. öğrenmekte kağıtları
hem dişlerinin sarısı hem
saman

Zaytung 40. Gün Ses Kaydı.

Özrün Kıymeti

Mezar taşıma, “Sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim.” yazdıracağım.

Ruhi Mücerret-Murat Menteş

Hafta sonunu dolu geçirdiğim hissi uyandırdı çalışmış olmak. Doluluk kavramını basite almadığımı umuyorum. Yarını nasıl karşılayacağını düşünüyorum vücudumun. Ayakta olmaya, taşımaya, güç sarf etmeye alıştı hemen hemen bir aydır. Topuk ağrıları geçti, uyanmak diye bir kavram dahi yok oldu. İzinsiz geçirdiğim üç haftayı noktalıyorum yarın. -izinsiz de hayattayım aslında.-

Ufak bir an muhasebesinin ardından vira-bismillah yazıya. -denize yazdığım doğrudur. ay daha güzel görünür orada.- Yeni girdiğim herhangi bir ortamda, ilk kez tanıştığım insanlarla biraz konuştuktan sonra karşılaştığım ilk tepki oluyor kibarlık kavramı. Bunu bir övgü olarak da almıyorum, övülecek herhangi bir yanı yok. Hele bunu yazarak bir ego tatminine girdiysem vay halime. -zaten vay.- Kibar olmayı öğrenmedim, herhangi bir kurs yahut öğretmen ilgilenmedi bu konuyla. Çok kabaydı sanırım kibarlık kursu kavramı. Bir anlam vermekte zorlandığım detaylardan da biri bu. Neden kibarlık -ki kavram olarak var yalnızca, öğretisi yahut belirleyici unsuru kısıtlı.- övülecek bir detay olmaya daha yakın? Bunu sorguluyor olmamın sebebi bana bu karşılığı veren insanlar değil elbette. Bu tepkiye yol açan sebepler. Onları öğrenme isteğindeyim. -ki kabalaşayım biraz.-

Samimiyet ve düşünerek konuşmak yavan bir hal aldı hayatımda karşılaştığım tepkilerle. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım da buna bir örnek. İnsan olmanın ve insanlığın yorumlaması genişledikçe ve her dönemde farklı unsurlar ile ifadeye edildikçe yavanlığımız da arttı. Daha önce değindiğim umursamaz olmak, cool görünmenin -herkesin vücudu aynıyken üstelik.- etkileyici olması, bizi daha ilkel zamanlardaki güzelliğimizden sıyırdı. Özrün, yanlış anlaşılma çekincesinin, ortamda bir kadın varken değil insan varken, hatta yalnızken konuşulmayacak şeyleri konuşmaktan uzak durmanın samimiyetini yitirdik. -genele hitap, kendime söz.- Benim de bu yollardan uzaklaştığım anlar olmuyor değil, yalan söylemenin alemi yok. Ancak, ruhumdaki temsilini daha çok yansıtıyor özür ve düşünerek konuşmak. -düşünmenin zorluğu da dahil.-

Özür dilerken herhangi bir konuda, düşündüğüm tek şey dilediğim konunun karşı taraftaki etkisi oluyor. Ne acı ki özür dilenecek bir şey yapmışım. Ama ne mutlu ki karşımdaki kişi özrümü en azından dinleyecek kadar da benimle. Hayatta. Özrün, bize hizmet ettiği kadar kimseye hizmet etmediği kanısındayım. Ömrümde yaptığım hatalardan özür dileyerek sıyrılmak kolay değil, biliyorum. İç rahatlatma çabası, farkındayım. Ancak yine de alıntıdaki sözü -düşlerimde.- fazlasıyla benimsiyorum.

Özür hiçbir şeydir, hiçbir şeyden bile beterdir. Çünkü söyledikten sonra insanlar her şeyin yoluna girmesini beklerler.

Ağlayan Ağaç-Naseem Rakha

Bu konuda, özrü övmek hakkında yazmanın en büyük zorluğu da bu: Sevdiğim düşünür ve yazarların, -haklı olarak sanırım.- özür dilememenin anlamsız olduğunu; özür dilemeye sebebiyet verecek bir eylemin yanlışlığından söz etmişler. Haklılar. Kendimden özür dileyeceğim bunca şeyi yaptığım için ben de şaşkınım, üzgünüm, kederli ve nalet bir adamım. Ancak, pişmanlığın yanında özür daha makul kalıyor. -seçimlerde böyle oy kullanmam umarım. düşüncemin yanlışlığını anladım, teşekkürler.-

Hemen her şeyin beklenti ile anlamsızlaştığını yaşadım çok kez. Umut ve hayal bu yüzden zor görünmekte dünyanın en meşhur insanı olma ihtimalinden. Özrün beklenti ile ilişkisi bu yüzden canımı sıkıyor. Alıntıdaki haklılık yazacaklarımı soyutluyor anında. -olsun, an kıymetli.- Hiçbir beklenti olmadığını düşünsek bile; kendimizden özür dilediğimizde bir daha o olayı yapmama beklentisi, bir başkasından özür dilediğimizde ise özrün kabulü beklentisi oluşuyor. Her ne kadar ilki daha çok yapılabilir ve beklentiden çok çaba gerektirse de, özrün gücüne zarar veriyor. Bu beklentiden dolayı özür dilemediğini düşündüğüm insanlar var. Ancak olumlamıyorum yine de onları. -sanırım çok umurlarında.-

Hata yapmamak ve özre sebebiyet verecek herhangi bir anarşist olaya karışmamak çok ütopik geliyor, hatta distopik. -anarşizm dışında da özür dilenebilir eylemler gerçekleşmekte, sayıları daha çok ayrıca.- Acizliğime sığınmıyorum, bir sebep de değil bu hatalarıma. Düşünmenin, iyilik var ise o iyiliğin içindeki insan olmanın getirisi olduğunu düşünüyorum yalnızca özrün. Biliyorum ki bunu yazarak yazar olunmaz ama söylemem de gerekiyor; benim düşüncemin kabulü yahut olumlanmasını da beklemiyorum. Kendi hayatımda özrü beklediğim hemen hiçbir an olmuyor uzun zamandır. Ancak en ufak bir olayda özür dilemekten de geri durmuyorum. -huzursuz özür sendromu. kötü yazarlık bu benzetmeyi yapabildi en fazla.-

Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere
“Kusura bakmayın.” dedikçe, bakılacak kusurları artar insanın…

Siyah Süt-Elif Şafak

Aslında biliyor ve farkındayım. Buna rağmen de saçıyorum kusurlu olduğum gerçeğini. Acizleşiyorum yeterince değilmişim gibi. Ancak, acizliğime en çok yakışanın da bu olduğunu düşünüyorum. Öz güven eksikliğim olmadığını söylediğim an öz güveni eksik damgası yiyeceğimi de biliyorum. -bu kadar şey bildiğimi bilmiyorum.- Ancak varsa bile -ki yok.-, özür diliyor olmamın sebebi -gerçekten bir sebep arıyor olduğum için özür dilerim.- ile bir bağlantısı yok. Ben böyleyim demenin bir başka yolu aslında bir yandan. Engeli olan bir insanın bu durumdan dolayı özür dilemesi değil söz ettiğim. -mazur görün örneği.- Kendini geliştirebilecek bir insanın o ana kadar gelişmediği yanlarından özür dilemesi yalnızca. –yalnızca burada çok şey ifade etti.-

Çevremdeki kişilere, özür dilemene gerek yok dediğimi çok kez hatırlıyorum. Bu bir samimiyet göstergesi değil, rahat hissedilmesini sağlamak da değil. Ben bu kadar kullanıyorken kimseye engel olma çabam da yok. Benden dilenecek özrün kabul edileceğinin netliği. Ancak, kimseden kendimden emin olduğum kadar da emin olamam bu konuda. Kısıtlı yaşamımdan, sevdiğimi ve hatamı kabul etmeden ayrılmaktan da korkuyorum hem. Bu yüzden seviyorum özrü. Aciz olmaktan yana bir sorunum yok. Gücümden yana da. Sevmediğimi söylemekten de. -tamam, belki bazen.- Dilin gücüne, konuşmanın anlamına ket vurmamalıyım diye düşünüyorum. Ve kimsenin hayatında özür dilemek için girmemeli olduğumla yüzleşiyorum. -yeniden.-

Kimseden özrüme olumsuz karşılık almadım. -kime göre olumsuz ki?- Bunu da eylemlerim sağlamadı. Karşımdaki kişiler ile anlam kazandı özür dilemek. Yine onlarla karşılaşmayacak olsam da, boşluğa ve umursamayan kimselere dokunacak olsa da özürden uzaklaşmayacağımı düşünüyorum. Benliğime aykırı geliyor karşımdaki insanlara göre evrilmesi fikirlerimin. -okuduklarıma göre olabilir.-

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sultan-Cahit Zarifoğlu

Çocukluk yollarında, ilk bisiklet deneyimimde, toprak üstü yollarda gezerken karıncalardan dilediğim özrü hatılatmakta her özrüm. O an kadar çocukça, o an kadar heyecanla, o an kadar hatalı. Eski günahlar dipdiri, acizliğim? Özrün vicdanı ile yüzleşme çabam.

Çocukluğumda öğrendim. Çocuklardan, düşüncelerinden, sevgilerinden. Unutmadan yaşamak için hatıra ve hatalarımı. Kaçmamak için sorumluluklardan. Kurtulmamak için yaşamın özründen. Anlamlı kılması ümidiyle hatalarımı, özrün kıymetini bilerek.

İş sonu, haftanın sonu. -haftalık alındı.- İş yerine hafta sonları devam edeceğim. Umudum var, zamanım da. -yazılmadıysa ölümüm kısa geleceğe.- Haftalık bölüm ve Aysar adına okumalar, seslendirme ve gelişmeler umuyorum. Çabam da bu yönde. Teşekkürler öğrenciyken çalışmak.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 39. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Pirlere Niyaz Ederiz ile ses olacağım bugün. Kuanın müziği ve hissi ile bitirip başlayacağım yeniden. Okumaktan ve üretmekten korkmayınız. Düşünün her seferinde, bu genç halen bıkmadı. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Korkma-Düşün.

adem

hamle, beyaz bayrak
zarif dalları kaba köklerin, tavrı
yakışmakta cennete. yaşadığının
sorgusu sağın-solun anlamsızlaştığı
günah yazacak solak. elleri
kirli görünmekte

namlu, ateşkes ihlali
yasak propaganda afişleriyle, yasak
sokağında özgürlükçü devletin. ekim
sıcağını sarsmakta postalları askerin
sevda neşter kesiği
uzaklaştı memleketinden

tövbe, ürkek kabul
güvenliği tehlikede, fiziksel korkuları
ürkek maneviyatı eşdeğer. canlı
kaldı. maddeler, kelimeler evrildi
gökten, dağın kırlığına eklendi
inancı

Zaytung 39. Gün Ses Kaydı.

Dünyanın Sahibi Onlar

Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.

Mahatma Ghandi-Bu Ülke-Cemil Meriç

Yemin ederek başlamıyorum uzun zamandır herhangi bir cümleme, anıma, hatırama. İnandıklarıma ve sonuna kadar savunacağım düşünceleri de bu argümanla savunmuyorum. Kime yahut neye yemin? İnançlı olma zorunluluğu ne zaman eklendi kutsal kitaplara? -fazla hümanizm.- Büyük bir müzik arşivim var. Uzun zamandır çevremin, zaman azlığını düşündüğüm sırada geçirdiğim saatlerde dinlediğim yüzlerce eserin sonucunda çıktı ortaya. Ancak siyasiyabend bu arşivin en kaliteli işlerinden, beni en çok etkileyen eserleri çıkarmış ortaya, dönüp baktığımda. -genellikle dönmem halbuki geçmişime.- Onların Hayyam eserinin bir sözü Dünyanın Sahibi Onlar. -kimler, kimileri.-

Sahiplik ve aidiyet düşüncelerimin bir kısmını yazmaya çalıştım daha önce. Emanet hissinin gücüne inanıyorum. Emanet olmak, emanet almak, emaneti benimsemek kavramlarını anlamlandırmaya başladıkça gelişti bu inanç. Bedene yahut ruha emanet gözüyle, zamana ve yaşama emanet olarak baktıkça daha çok emek vermeye başladım. -acizliğimden.- Sahip olmak; korkulu rüyaların gerçekleşeceği inancı kadar zor bir kavram. Buna bir de dünya eklendiğinde, dünyaya sahip olmak ortaya çıktığında -ilk insandan.- çok daha zorlaşıyor. Buna hayranlık besleyen ve amacı bu olan, hatta bunu gerçekleştirmiş varlıkların olduğunu düşünmek de zor geliyor. -okuduklarıma sığınıyorum.-

Eleştireceğim çok az kavram olacak sanırım bu yazıda. Eleştirecek kadar tanımıyorum, eleştirecek kadar düşünmedim bu kavramı. -sahip olmayı ve dünyayı.- Huzursuzluğumun sebebi de değil yahut huzursuzluğumu düşünmüyorum varsa bile. Artık aşk şarkılarına dahi ”Seviyorlar hep. Yalnızca seviyorlar üstelik.” diyebiliyorum ağız eğen bir tavırla. -zamanında çok çekti ya paşam.- Kusurlarımın sebebini de onlara bağlamıyorum. Yönetiliyor olma ihtimali düşündürüyor.

Evrenin bu eleştirel tavra bakış açısını merak ediyorum mesela. Onu bir kimlikle tanımış olsak, başı ve sonu olmayan yahut ikisi de yazılı olarak kabul etsek, yalnızca birkaç düşünceyi yorumlasa çok bilmiş bir eleştirmen tavrıyla. Olur mu? -olmadı.- Ol deyince olmuyor bu meret. Gücümü seviyorum bu yüzden. Ol deyince olsaydı kusurlarım daha da artardı. Konuyu değiştirmeden ve uzatmadan merakımı aktarayım tekrar: Kadıköy’de söylenen bir şarkıya bir gencin yorumunu evren nasıl yorumlardı? Yahut o da bir maşaysa, dış güçler tarafından yönetiliyorsa nerede Kandırıldık derdi? -evrenler, kenan evrenler.-

Dünyanın ele geçirilmesi gerektiğine en çok bunun olanaksız olduğunu bilenler inanırlar.

1984-George Orwell

Ele geçirmek. Fazla imgesel kalıyor düşününce. Kimin elinde ki? Yahut neyin? -bu bir inanç sorgulaması değildir.- Bazı düşüncelerim ve doğal karşıladıklarımın -siyaset okumama rağmen.- bürokratik ve siyasal olarak infiallere yol açacağının farkındayım. Tozpembe düşüncelerim ile bir dünya kuramam. -bir dünya.- Topluma, insanlığa, maaşa, zamma, inanca hazırlıksız yakalanan milyonlarca insanın, nasıl olur da bu hazırlıksız ortamı yönetme isteği doğar anlam vermekte güçlük yaşıyorum. -aslında bu hazırlıksızlıktan dolayı yönetme isteği. olsun yeterli bir anlam değil.-

Sevdanın, ölümün, çocukluğun, algının, sanatın varlığına inanmak kolaya kaçmak oluyor sanırım. Ötelediğimiz yaşamı ve ihtiyaçlarımızı, aslında ihtiyacımız olmayan şeylerle kapatmaya çalışıyoruz. Meşhur olunca terlemeyeceğimizi düşünen ünlüleri de gördü bu memleket. -her memleket.- Anlamlandırmak bu kadar zorken yaşamı ve benliğimizi; hemen her kavrama insan üstü anlamlar ile yaklaştık. Utanılmaz da kıldık ahlak dışını, utanılır da kıldık dürüstlüğü. Hoş, ben bilirkişi değilim bu konuda. -hiçbirinde.- Gördüklerimi anlamlandırmaya çalışırken yaşadığım şaşkınlıksa kimlik kaybıma yol açıyor. Ben de bazen ”Acaba hangi paralel evrende bir ülke yönetiyorum ve hiçbir şey iyi gitmiyor? Paralellik iyi değil, anlıyorum.” düşüncesine kapılıyorum. Fikirde ülke yönetmek de kolay, eleştirmek de. Bunun güçsüzlüğüne hayranım.

Her anlamda pozitif düşünmeye çalışıyorum. -kusurlarım bu yüzden artıyor.- Dünyada dayanılması mümkün olmayan onca şeyin içinde değilim. Dışında da değilim, topraklar eş bölünüyor benim dünyamda. Acıların da öyle olmasını umuyorum sadece. Bu pozitifliğim aktivist sayılmayacak ama aktivist olacak kadar da fazla. Dünyanın sahip olunmayacak kadar anlamsız olduğunu, çünkü içinde insanların da var olduğunu hatırlıyorum. -inanıyorum buna.- Buna rağmen sahipliğe tapan insanların varlığını da anlamsızlaştırıyorum. Saygısızlığımdan değil, sadece kendime saygımdan.

Kumarda kaybettikçe ona bağlanan bağımlı kişilerden farkımız ne sorusu çıkıyor ortaya. Kumar oynamaya yahut kendimize değil; kumar kavramına sorunlu olarak bakmaya başlıyoruz. -profesyonel bet arttırıcı gibi konuştum, özür dilerim.- Nereden kaybediyorsak ona sahip olmaya çabamız.

Dünya kendine bir çeki düzen vermeye son derece hevesli; ama durmadan ona içki ikram eden nazik dostlarla çevrili ve bu yüzden her defasında yine kendini kapıp koyuveren bir ayyaş durumundadır. Bu örnekteki nazik dostlar, dünyanın bahtsız eğilimini sömürerek para kazanan adamlardır ve dünyanın kendine çeki düzen vermesi için atılacak ilk adım, bu dostlardan yakayı kurtarmak olmalıdır.

Aylaklığa Övgü-Bertrand Ruseell

Uzun alıntılar güzeldir. -beni çok yormakta altını doldurabilecek miyim düşüncesi.- Destansı bir hal alsın istemem yazı. Destan yazarı olmayacak kadar az şey yaşadım. -evet, darbe ve khklara rağmen.- Dünyanın kendine çeki düzen vermesi de çok lirik kalıyor gerçekleri yanında. Varlığını bunun üzerine kurmadığı düşüncesindeyim. -varlığımı da.-

Dostlardan. Sanırım en büyük ilerleyiş de buradan doğuyor. Dostluk, sevilmek, konuşmak, ego tatmini duyguları ve durumlarına hayranlığımız -acizliğimiz bazen.- dünyaya sahip olsak dahi engellenemeyecek seviyede. Dünyayı seviyoruz. İçinde insanlar var. Dünyadan nefret ediyoruz. İçinde insanlar var. Kendimizi o kadar rahat sıyırıyoruz ki dünyadan; hiçbir güç bizi kendimizi sorgulama çabasına itemiyor. O güçleri de bağlıyoruz zincirlerine. Bir kitap, otobiyografi, şiir, film dahi tek başına kimlik oluşturamaz. Kimse tek başına sahip değildir ona. Toprak altındakiler magmaya ulaşacak kadar artmışken, ölüleriyle bir dünyaya sahip olmak hangimizi daha yaşanır bir ruh haline sürükleyebilir?

Evet, eleştirel bir tavır dünyanın sahibi olanlar. Eleştirilebilir, yorumlanabilirler. Ancak, eleştirinin özü olan yapıcı eleştiriyle hiçbir zaman karşılaşamazlar. Kurtlanmış bir düşünce ve çaba olmak da çok uzak onun için. Dünyanın içinde gelmiş, gelecek onlarca hatta binlerce insanda olacak bu istek. Onlara aldırma diye sürdürürken siya eserini, ben onları tanımadan aldırıyorum onları. Umurlarında değilken. Kusursuz dünya çabasına girişmek ve o yolda çaba göstermek de bu durumun başlangıcı. Doğallığı es geçmekten öteye gitmiyor. Çıkarlarına göre bir dünya hayali. -biraz daha okuyan insan yalnızca.-

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.

Dünyanın En Tuhaf Mahluku-Nazım Hikmet Ran

Dünyanın olduğu için tuhaf, dünyanın varlığı üzre olduğu için garip. Çözemeden de kendi sorgulaması ve aidieytini, dünyayı kurmakta daha iyi bir yer olarak. Kazansa dahi kalkamayacağını kumar masasından bilmemeyi oynar. Kuma gömdüğü kafasını da dünyaya gömdüğünü bilmez. -beynimiz de benzer deve kuşuna.-

Kusurlu düşünceler de konu olmalı. Eleştirel şarkı sözleri de. Yaşam da ölüm de. Kum da su da. İnsan olmamızın hüznünü ortaya çıkaran her şey mümkünse. -her şey.- Düşüncesizliği ve sahipsizliği koruma içgüdüsü ile sahip olunmuyor herhangi bir şeye. Kusurlarıyla aynaya bakmayanlar, dünyanın sahibi onlar. Onları aldırma Hayyam.

İş, son 24 saat, son hafta sonu, son sabah kahvaltı zorunluluğu. Çayın simitle gücünü tatmaya başladım. -memur olmaya hazırım.- Az zaman, çok düşünce, çok satılanlar. İçinde para kazanmaya çalışan, herkes gibi, bir genç. Yalnızca kararmış yerlerim ile hatırlayacağım. Güzellikleri yazılanlara saklamaya çalıştım. -mümkün değil.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 38. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bahsi geçmişken Hayyam ile ses olmadan olmaz. Şiirleriyle geceye de sorgulamalar katabilir. Hafta sonunu evde kitapla, yolda kitapla, vapurda kitapla, denizsiz memleketlerde havayla ve kitapla geçirin. Kitap olmazsa bu yazılar anlam kazanır yoksa, neme lazım? -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Geçir.

robot resim

kefen, doğum beyazlığı
kontrol mekanizması sansürlüyor
düşlerini. memleket diyemiyor, sevgi
korku replikleriyle. hücrelerini
açık bırakmakta sahipleri
kaçacak kadar
yaşamadı

kayıt, hatalı çekim
şenlik havasını, şartlı tahliye
sonucunu bekle. -şartlı- çehresi
sarılmış etraflıca. dur-durak
bilmiyor ağarmış saçları. evet
seviliyor halen
annesi tarafından

yama, vakko fotoğraf -dava?-
durgun kalıyor yüz yüzlercesine
kalabalık yalanların. kuşandığı yaşı
kandırmakta bedeni. kaba-saba hem
örülmekte parmakları
demirle

Zaytung 38. Gün Ses Kaydı.

Bu Arada

Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik fakat bu arada çok basit bir sanatı unuttuk, insan gibi yaşamak…

M. Luther King

Nefeslenmek üzere. İyi niyetimle, aciz benliğimle yazıyorum. Soluklanıyorum. Birinci tekil şahsı ölzemişim, şiir karalamalarındaki üçüncü -sayfa.- tekile çok yüklenmişim. Hoş, o ve onlar da yüklendiler bana. Yazdıklarım içinde kendimi tasvir ettiğim noktaları gösterdiler. Özümle yazdığımı düşündüğüm düşünce yazılarına da eklememişim. -yaşamıma kendimi ne kadar dahil edebiliyorum ki?-

Basit bir sanat. Herkesin sanatçı olamayacağı gerçeğine bir karşı çıkma. -nicelerine eklemiş luther king.- Herkes bunu dahi yapamayabilir. Bu düşüncedeyim halen. İnsan gibi yaşamaktaki gibi çok fazla geliyor bana. Neyi betimliyoruz ki? Hangi insan bu ifadedeki? Kim belirlemiş onu ve onun insanlığını kim onaylamış? Doğa tasviri değil bu. -öyle olmalı halbuki.- Yahut benim insanlığımı, insanlık sanatımı kim sorguluyor? Uçabildiğim düşüncelerim ne kadar uzak insan olmaktan? -soruları bilmeden kimi inandırabilir yazar? kimi/kimseyi.-

Derin sorgulamalarla bir giriş oldu. Sebebi de başlıkla açıklanabilir aslında. Hiçbir zaman o doğru arayı bulamadım. Aklımdaki ve dilimdekilerin mesafesi bilet fiyatlarını dahi düşündürmedi. Her şeyden bahsetme özgürlüğüne -sıkışmışlığına.- sahibim. Ve kullanmak için bir arayı beklemek garip geliyor. Neyi konuşurken girmeliyim araya, hangi anımı ya da düşüncemi sıkıştırmalıyım o araya? -o ara da çok felsefi kaldı bu arada.- Sıkıştırmak doğru bir çaba da değil hem. Sıkılmak ile bir bağı olduğunu düşünüyorum. -bağ kurmayı yanlış yerlere saklıyorum.-

O kadar rutine doğru evrildi ki şu bir ayda hayatım, ara kavramı yalnızca iş arası anlamını temsil edecek kadar daraldı. -o ara da çok dar zamansal olarak.- Kötü olmadığını düşünüyorum yine de. Beni kısıtlamıyor ama yaşamımı kısıtlıyor. Durup düşüneceğim zamanlar demek dahi lüks geliyor. Ufak aralarda düşünmeme izin veriliyor. -ki seslenmeler ismimle çok bölüyor.- Sadece aralarda düşünmekten uzağım. -şükür.- Yine de muhabbetlerimin arasında düşünmediğim ve ertelediğim -nasıl bir kafaysa.- şeyler üzerine kuruyorum o araları. Yazmak düzeni içinde sonsuz bir aranın içindeyim. Bu kıymeti hissediyorum. -faturalar da yatmalı, haftalık bekleniyor.-

Bunun zararı şudur: Bakkaldan dönünce katlanmamış pijamalarla karşılaşan yalnız bir insan, istemeden bir geriye dönüş yapar ve bu arada hiç yaşamadığını düşünür. İşte mantık ve ruhbilim böyle birleştirilir albayım. Ah yalnızlık albayım!

Tehlikeli Oyunlar-Oğuz Atay

Alıntının başlangıcı o kadar güzel ve duru ki okurken bir kez daha hayranlık duydum. -okunmalı yeniden.- Hepimizin yaşadığı bir yerden değiniyor Atay ruhbilim kavramına. İyi ki de böyle değiniyor. Yaşamadığımı düşüneceğim bir an daha eklendi sayesinde. -kısıtlı zamanı azaltmak.- Her boşluk bu hissi uyandırıyor. Her ara olmasa da. Bu arada diye başladığım herhangi bir konuşma yahut yazının neresinde aklıma o arayı oluşturacak düşünce geldi onu sorguluyorum. Bu kez de yazı yahut konuşmanın anlamsızlaştığı fikri uyanıyor. Normalde ölmeyecekken ölmek gibi. -normalde ölmeyecek mi?-

Kapımı nefes nefese açıyorum beş katı çıktıktan sonra. -yirmibirinde halbuki.- Soluklanma anım yalnızca adım atmak oluyor eve. O bir saniyelik ara kadar anlamlı çok az an olduğunu fark ediyorum. Sevgili bakışı, yıldızı görmek, son nefes, anne demek ilk kez, şahit olmak ölüme. Sadece o arada yaşama isteği uyanıyor. Bir gencin, evinin kapısından soluk soluğa attığı ilk adımı yaşamak istiyorum. Aklıma Livanelinin Nefesim Nefesine eseri geliyor. Yaşamak ve dinlemek daha anlamlı geliyor, sıkışmışlıkta zincirlerimden kaçamam. -zincirlerimi seviyorum, ellerimle bağladım.-

Neden böyle bir bölüm ekledim mesela? Kime ve neye hizmet etti? Hangi boşluğu, gayet dolu hayatları olan insanların, doldurdu? -hiç.- Kısır döngüyü kırmak için kıymetli olduğunu düşünüyorum bu araların. En olunmayacak zamanda akla gelen gülünç anı etkisi. Sorgulamalarım, okuduğum kitapları yazanlardan kendi hayatıma döndüğünden beri o anıları yaşıyorum içimde. Sürekli kendi acizliğime gülüyorum. -bu yüzden çok gülüyorum sanırım.- Uzun bir yaşamım yok henüz -farkına varan.-, olup olmayacağı da şüpheli. Birkaç insanın bu aralarında konu olup uzaklaşacağım belki. -de ayrı yazılır.-

Şehir ki aydınlıktan görünmeyen birini
Açılmış iskambiller gibi bilerken
Orada, içimde şimdi
Dört güneş bir arada
Gözlerimde hiç bitmeyen bir deli

Dört Güneş-Edip Cansever

Dört güneş bir/arada. -özür dilerim.- Ara kavramının çok yakıştığı kelime; bir. -yalnızca önce geldiğinde aradan.- Boşluğun ve sıkıntının açtığı arayı kapatıyor. Ne ve kim ile bir arada olduğumuz anlam kazanıyor. O araya kendimizi gerçekten dahil edip edemediğimizi sorgulatıyor. Kim kiminle bir arada televolesine girmeden devam etmem daha güzel olacak. Ara kavramının mesafesizliğini seviyorum. -mesafeleri sevmiyorum. netlik gözümü alıyor.-

Uçurtma uçururken yaşadığım his aklımda. Onlarca metre yüksekte. Gök Tanrıdan beri hayranlık duyulan gökyüzünde özgürce dolanmasına izin vermediğim oyuncak. Onunla aramdaki mesafenin anlamsızlığına dönüyorum. Elimde tuttuğum, bizi bağlayan incecik ipin uzunluğu kadar değil. Bizi bağlayan çocukluk kadar güçlü. Onunla uçuyormuşcasına heyecanlı. Bir arada olabileceğim kadar yakın. Aramızı somut bağlar kuruyorken kimsenin itirazı da olmuyor. Benim olmadığını daha net gösteren başka bir şey olabilir mi onu oluşturmama rağmen? Onun hareketleriyle heyecanlanan, onun uçmasıyla başarılı sayılan benim. -narsistliğim burada başlamış olabilir.-

Hemen hiçbir kavram ile bağım bir uçurtma ile kurduğum bağ kadar güçlü olamayacak sanırım. Ancak anlatmak istediğim noktada benimle bağını sürdürdüğü için de teşekkür ederim. -uçurtmaya, evet.- Bağ arayışım yok, yetiyor ailem ve arkadaşlarım; kitaplarım ve amaçlarım. -her biri için daha çok bağ doğuyor, orası ayrı değil.- Ara arayışım daha yoğun. Boşluk, dinlenme, arınma olarak da değil. Mesafeleri ölçemeyeceğim aralara ihtiyacım var. Yazmak ve okumak gibi. Onlarla bağımı somutlaştırabiliyorum ilkokul ve lise anılarımla. Hiçbiri kırmızı yahut turkuaz halıda sunulmuyor. Hem arası çok açık; askeri düzen ve bürokrasi. -güzel şiir dizelerini heba ediyorum, teşekkürler.-

Ezelden, insanın doğduğu güne kadar, bir tükenmez karanlık var; arada bir hayat zamanı var. Öldüğü günden, sonsuza kadar yine bir tükenmez karanlık…Öyle bir hayat ki, hem soluk almakla duruyor, hem soluk aldıkça azalıyor.

Gülnihal-Namık Kemal

Arada bir yaşamak. Sıkışmış anların güzelliğini, üstelik ömrümüz de sınırlıyken ama farkında değilken, yaşamak için uğraşmalı. -yız demeye daha zaman, yım.- Sınırlı kelimeleri, sınırlı imkanları, sınırlı sevgiyi anlamlaştırmalıyız. Sınırsızlık bu arada yaşamımızın mümkün değil. -menülerde de doyuyorsun eninde sonunda. sonu.-

Soluk almaya geri döneceğim günler. Yeniden, o bir saniyelik aranın kıymetini bilerek. Kusurlu sevmekten uzaklaşmayı, kusurlu yalanlarımın yanlış bir kalıp olduğunu anlamayı umarak. -mümkünse çabalayarak.- Asıl yaşanılanın an olduğunu, aralara ihtiyacın doğallık olduğunu bu arada. -yalnızlık arayı soyutluyor.-

İş, okumak, hafta sonu. Devamlılık. Son iki gün, izinsiz çalıştığım üç hafta. Kattıklarıyla kıymetlendi. Okumaya ve üretmek çabasına da izin alamayacağım kadar bağlanabilir yahut zorunluluğunu anlayabilirim. -imler artıyor.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 37. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. İçimizi görelim içimizi/Dışımız malum duvardan diyeyim bugün. Sessizlik hakim olsun acizliğime. Uçurtma uçurmayı öğretin çocuklarınıza, düşünüyorsanız tabii. Üç çocuk şart değil aslında. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Öğret, düşünüyorsan.

üç aylık, süreli

avare, şaman öğretisi
mektepli görünümü, tokadı öğretenin
az acı. kahkahası sen yürürken
sokağı şehrin. çocukluğun sarışın
değil; sevmek için
gerekli

prova, ölüm doğaçlama
doksanlar kültüründe yetişmiş, kitaplarda
sefillik keyifli. huzur bilmez, kusur
çocukça özrü. dışarı çıkmaya mecal
ezana saygısı
akşamın

fotoğraf, çirkinlik ihlali
inşa ediyorsun zamanı. kumda fırtına
buzulda kum. sürrealist kalmakta
farsçalığına adının. karşın
özgürlüğün
batılı

Zaytung 37. Gün Ses Kaydı.

All Copy

Tanrı sana bir hayat verdi. Ama sen onu öldürdün, hem de Tanrı için. Onu hep yanlış yorumladın. Çünkü ölümün her türlüsü öğretilmişti sana ama nasıl yaşanacağı öğretilmemişti. Bu yüzden sana biçilen repliği tekrarladın, hep kopya çektin; ihlası, iyiliği ve mucizeyi. Sonra, çok sonra, hayatı keşfettin, aşka uygun kalbini, öbür yarısını isteyen bedenini. 

Ansızın Hayat-Necip Tosun

Tanıdık isimleri yazıya dahil etmenin mutluluğu. Uzun alıntılarla giriş yapmak biraz daha hoşuma gitmeye başladı. -yazdıklarım, okuduklarım kadar anlamlı olmayabiliyor.-

Kopya kağıtlarının, A4lerin içindeyken aklıma geldi bu yazı ve başlık. Beş top kağıdın üzerinde ”All Copy” ifadesi vardı. Pek çoğunda da var. Tümü kopya için. Sanırım yazıyı -en azından benimkileri.- daha iyi tanımlayan bir ifade yok. Sadece yazıyı da değil; sanatın hemen her türlüsünde bu durumun geçerliliğini görüyorum. Resim ve yazıyı daha çok yakıştırıyorum bu ifadeye. Düşündüklerimi, hislerimi, duygularımı, sorgulamalarımı aktardığım kağıt. -her ne kadar şu an kağıttan okunmasa da.- Ne kadar net ve samimi yazarsam yazayım, biliyorum ki düşündüklerim ve hislerim içinde kalanlar olacak. Toner bitmemiş, kalemim yorulmamış, duygularım diriyken üstelik. -genç bir ölüm.-

Onların kopyası çıkacak ortaya. Bir kısmı aktarılmış, bir kısmı içeride, planda kalmış olacak. Hangisi gerekliydi kağıda dökülmeye bilinmeyecek. -gücü yeniden bilinmezin.- Yalnızca hislerimi de kopya etmeyeceğim üstelik. Ailemi, okulumu, anılarımı hele de okuduğum ve izlediğim, etkilendiğim yüzlerce şeyi kopya edeceğim. -bütünüyle layıkken varlıkları.- Kusursuz eser mümkün mü yahut ne kadar özgünlük mümkün sorgulamasını uzun zamandır yapmaktayım. -ilk sorgum olabilir.- Özgün kelimesine duyduğum hayranlık bu yüzden. Sanırım kusursuz kelimesini iki yüzlü görüşümün sebebi de. Kopya ettiğim bir kitap, şiir hatta şiir kalıbı yok. -öyle umuyorum okuduklarım kadarıyla.- Bu bir özgünlük müdür onu da düşünüyorum. Çünkü, kullanılmış kelimelerin her yazarda bambaşka dünyalara evrildiği gerçeği var. Ben onlardan biri olmaya çabalıyor muyum ve olabilecek miyim? -sorularla geçilen tek yol, gerekliliği de sorgulanır, sınavlarken üstelik.-

Yazmaya çalıştığım hemen her şeyin içinde bulduğum imge yahut farklılıklara rast gelmekten garip bir şekilde korku-heyecan duyacağımı düşünüyorum. Hangi his daha ağır basacak bilemiyorum. Kullandığım başlıkları, kelime tercihlerini, düşünce tekrarlamalarına rast gelecek miyim bir gün? Kimi kopya etmiş olacağım? Okuduğum o eseri mi kopyaladım yoksa ben yazdığımda beni etkileyen onlarca şeyi mi? -rastlaşmak restleşmeye dönecek. korkunç.- Huzurlu yazı yazmak mümkün mü bir yazar tarafında, bende ne kadar mümkün, huzuru arıyor mu, huzuru getiriyor mu? Soruların cevapları da kopyala-yapıştır olacak sanırım.

Tek yol, devrimdi, hayır İslâmdı, hayır milliyetçilikti. Kopya formüllerinde büyük bir uyum içinde sıraların üzerini süsleyen öğrenciler, ülkenin kurtuluşuna çıkan yollar bakımından derin anlaşmazlıklar içindeydiler.

Eylembilim-Oğuz Atay

Kopya formüller ve anlaşmazlıklar. Doğa kanunu gibi bir gerçeklik. Kabil’in eylemini ilk kopya edenden bu yana durum farksız. Başarılı olan olay ve durumların, sanatın ve sanatçının kopya edilmesi de bundan gelmekte. Anlaşılmaz bulduğumuz ilk noktada ya eleştiri -ki yapıcı olmayan sevilir.- ya da ben daha iyisini yaparım düşünceleri akla geliyor. Elbette hemen her şeyin -istisnalarım biraz fazla da olsa.- daha iyisi yapılabilir. Ancak bunu doğru koşul ve irade ile yapmak mümkün. Eleştirinin günümüz dünyasında -orası da twitter oluyor.- yetiştirdiği eleştirmen sayısının çokluğu; üreten insan sayısı ile örtüşmüyor. Gerçekten üretilen ne çok şey varmış hissi oluşturuyor. Halbuki, eleştirilen kişilerin kimlikleri de bir başka kopyadan ibaret olabiliyor. -yazdıklarımı tekrarlamak güzel bir ilerleme değil.-

Üretilmiş ve oluşturulmuş kavramlarla düşünmek daha kolay geliyor hemen hepimize. Yaşa denmiş, oku denmiş ama uyulmayınca es geçilmiş, evlen denmiş -önce sev denmesi gerekirken.-, öl denmiş. Denildiği yeri sorgulamak da yasak edilmiş. -haşa.- Yalnızca inanç kavramları için de geçerli değil bu durum. Aksine orada az bile. Örnekleme sebebim, hemen hepimizin kutsallar olarak gördüğümüz gerçeği. Milyonların ömür geçirdiği evlerde, ağladıkları topraklarda yenilik oluşturma çabasındayız. -yahut uyumaktayız.-

Kurtlu düşünceler bunlar, biliyorum. Kopya ettiğimi düşünerek okuduklarımı, kendimi sınırlayabilirim. -ki sınırlarım çokgenlerle dahi ifade edilemez.- Beni yorabilir de geliştirmesi gerekirken. Ancak bu sorgulama içindeyken kendimi rahatlattığımı düşünüyorum. Kıymet verdiğim eser ve isimlerin etkisi mutlu ediyor. Kopya olmadığının, bu amacın dışında olduğunun bilincindeyim de. Osho okuduğum ve etkilendiğim için meditasyon yapıyorum evet. Ama onun yanına gelen onlarca şey daha oluyor. Abes bir örnek olmayacaksa eğer -oldu bile.-; aynı ibadetlerle farklı cennetlere gitmek gibi. Cehennem de olabilir. -varsa, ihtimal dahilindedir.-

…Özetlemek gerekirse çok az insan düşünmeyi becerebilir ama herkes fikir sahibi olmak ister. Tembeller için kopya çekmekten başka yol var mı?

Eristik Diyalektik-Arthur Schopenhauer

Tembel bir insan oluyorum sanırım bu yüzden. Ancak bir örnek ile ifade edebilirim kopyanın kötülüğünü. -tembellik, yaşamım ile ifade edilebilir.- Sevdiğim bir insanı, aynı his ve düşünceler ile başka bir insan siluetinde kopya edebilir miyim? Kime daha çok ihanet etmiş olurum? Neden daha önce yaşadığım bir hissi yeniden, başka bir insanda deneyeyim? Duygularımı yormanın ve ihanet etmenin anlamı var mı? Çok az insan sevmeyi becerebilir. Çok az insan da karşısındakine bu duyguları yaşatabilir. Ancak herkes sevmek ister, doğru. -ufak bir kopya, tembelliğime örnek.-

Çocukluğun güzelliği burada yeniden ortaya çıkıyor. O yaşlarda hiç durmadan hareket eden, koşturan, uğraşan, seven varlıklar olarak kopya edebileceğimiz şeylerin bir sınırı vardı. Kabaca annemize yahut babamıza çektiğimiz söylenir, ara sıra yakın akrabaların burunları ile kıyaslanırdık. Şu an kopya ettiğimiz herhangi bir şeyi kendi düşüncemiz gibi pazarlayabilecek kadar zor durumdayız. Pazarlayacak kadar hatta. -ilk kez ben blog yazdım demek kadar salakça.-

Olgunlaştıkça gelen ego ve tatminsizlik duygularını yaşıyoruz. Olgunlaştıkçayı özellikle kullanmak istedim. Onun gücünü azaltıyoruz. Etkilendiğimiz şeylerin, kişi yahut eserlerin aynısını yapmak için çabalarımız. Hangi ego bunu olumlar ki? Doğasına aykırıyken bunun için çabalıyoruz. Ardından da tatminsizlik hissinin neden oluştuğunu merak ediyoruz. Netlik, yeniden flu görünüyor gözümüze. -bana biraz daha fazla.-

En iyi kopya eden en iyi değildir, hayır:
En çok yaratan en iyidir, yaratırken yanılsa bile..

Biz Hayır Diyoruz-Eduardo Galeano

Yanılgı ile çok kağıt heba oluyor. Olsun. -ağaçlar kesilmesin elbette.- Çok kelime, çok söz, imge ve yüz heba oluyor. Günleri kopyalıyor kimimiz. Sevdiği insanı. Kitap karakterini. Yahut kopya edildiğimiz söyleniyor ruhlarımıza üflenirken. Hangimiz üflenilen ruhu yaratabiliyoruz yaşamak için? Paketinde kalan kitap, kalem dokundurulmamış sınav kağıdına benziyor. -adı yazıldığı için 5 puan eklenmiyor.-

Yazılmış kitapların el yazması, çizimin kirli tuvali, filmin kayıpsız kopyası. Ömrümüz farksız kopyalanmış şeylerin ilk örneği olmaktan. Her birimize biçilmiş kaftan uymaz, kopya edilen, fabrika çıkışlı düşünceler. Söylense de çevremiz; hepimiz kopya içiniz. -içinler aracı temsil etmeli.

İş, son günler. -ömrüm için de söylemiş olabilirim, garip.- Okuma, yazma, düşünme gereksiz zamanlarda. Gereksiz zamanlar, yeniden anlamsızlaştı bu ifade. Doldurmak için önümüzdeki haftayı, planlar yapılmaya başladı. Okuma, yazma, seslendirme, kurma dışında da. -zor gelmekte bunlar dışında.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 36. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugün farklı bir duygu ile ses olayım Esharate Nazar ile. Kopya edilmiş dergi ve fanzinleri sevin, onlar özgünlüğün çıkış noktaları. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Sev.

ivan çocukluğu

sinopsis, kara tahta
hancı olma kararı, saygılı yaşamı
öğretisi atalarının düzenli
okumak kutsalı. henüz yaşı yetişmemekte
akranları çocuk sahibi. aramakta oysa hor
görülmeden sevebildiği

soylu, kusurlu veraset
alnı yeterince açık kaderden
payını almak için güzelliğin. beyazı sevmez
başağında teni. baş ağrısı, kan çanağı
gözleri putlaştırmakta
karalığı

pir, aciz-kimse
kitaplar saman kağıdı hem sevmez
beyazı. yaprakta yeşil. bahçesinde toprak
ayazı. sözcükleriyle küfrün doğmakta
karası

Zaytung 36. Gün Ses Kaydı.

Bilinmezin Gücü

Bilinmezlik hakkındaki düşüncelerimize genellikle, bilinenler hakkında kafamızda olan kavramların rengini yakıştırırız: Ölümü uyku hali olarak adlandırıyorsak bu, onun dışarıdan bakıldığında uykuya benzemesinden kaynaklanır; ölüme yeni bir hayat dememizin nedeniyse, hayattan farklı bir şey gibi görünmesidir.

Huzursuzluğun Kitabı-Fernando Pessoa

Uzun bir alıntı ile giriş yapıyorum. Etkisi ve doğruluğu onu kesmeden koymam gerektiğini düşündürdü. -devamı için kitaba buyurun.- Bir süredir aklımda olan bir başlıktı bilinmez ve bilinmezlik. -in içinde çok zaman harcıyorum.- Yaşadığımı, duyduğumu, gördüğümü yeni yeni idrak etmeye başlamışken, bilinmezin kudretine beslediğim hayranlık da arttı. Bilmeden bu yaşıma geldiğim binlerce şey varmış. -ölümümü bu yüzden çocukça hüzünle karşılıyorum.-

Güçlendiren bir kavram da değil. Bilgi için de aynı şeyi düşünüyorum. Evet, bildikçe -ki ne kadar mümkün?- şekilleniyor kavgan; yoksa eğer ediniyorsun. En azından kendini dava olarak görüyorsun. Ancak derinine indikçe dipleşen ve bu dipleşmeyi arşa çıkaran yegane şeylerden de biri aynı zamanda. Bitmeyen düş, yolun bir bu kadar daha dedirten uzunluğu, kurmacanın geldiği yerin merakı. Bitmeyecek arama çabasına yönlendiriyor. Güçlü hissetmekten uzaklaştırıyor insanı. Bilinmezlik de yakın bilgiye, bir, beraber. -tarihte de öyle oldu daima.- Onun gücü araştırmakla beraber merak etmenin diriliğini de getiriyor insana.

Gayb ile ilgili yazıyla benzer noktaları olacak sanırım. Aynı değiller, evet. Bir başka dünyada -varsa.- biz de gaybı yaşıyor olabiliriz. Bir başka dünya ise bilinmezin konusu oluyor. Onun var olup olmadığını sorgulamak, emin olmamak onun gücüne güç katıyor. Bazen korkulu düşlerin bazen hayalin serabına yönlendiriyor. -zıtlıkları barındırmasının güzelliği.- Gaybın varlığına inanmak -farzı.- yetiyor bir yerde. Gaybı sorgulamak ondan korkmaya yahut umur beslemeye yönlendiriyor. Hemen her kavramı da bu şekilde zenginleştiriyoruz. -seviyi de ölümü de.-

Taleb şan değildir. Razı ol, şan da senin, nam da senin. Varlığını bilinmezlik toprağına göm. Gömülmeyen şey nabit olmaz.

Yoksulluk İçimizde-Mustafa Kutlu

Varlığını bilinmezlik toprağına. Orada olduğu, herhangi bir yerde bulunduğu rahatlatıyor insanı. -bilmenin huzuru.- Aslında Kutlunun bu alıntısıyla çeliştiğini düşünüyorum bilinmezliğin. Bilinmezliği gömmek mümkün değil. Ölüm gömülmek ile mümkün değil. Elbette bunu ifade etmiyor Kutlu. Ancak bilinmezlik, gömüldüğü yeri dahi yeşillendirebilir yahut kurutabilir. Etkisi eksilmez, toprağın gücü mağlup olur.

Kendi varlığımızı bu bilinmezlik içine, toprağına gömdüğümüzde; işte o anda hareket edebiliriz. Zamanla olduğu gibi onunla da arkadaş olabiliriz. Puslu, kendini anlatmayan, araştırmamıza iten, korkutan ama keyif de veren muhabbetiyle. -kendimle arkadaşlığımı hatırlattı, eyvallah.- O güçten bir pay alamayacağız. Yakınlaştıkça uzaklaşacak, uzaklaştıkça yakınına girmek için çabalayacağız. -yok, sevdiğimiz insan için değil bu kez.-

Geleceği bilinmez olarak tanımlamayı tembellik olarak görüyor Victor Hugo. Bilinmez görülmeyecek kadar net mi bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum ve bu durum beni daha çok çabalamaya itiyor. Yine bir yerde 11 saatini temel ihtiyacı için ayıran, yalnız, yine de parasız, yazmaya ve okumaya çabalayan biri olabilirim. -şükür, rağmen de değil. an’a şükür.- Yahut? Yahutu yok. Yalan, hayal, mükemmellik ve iyi şiir yazdığım bir dünya olacak. -hepsi olabilir ama sonuncusu? çaba, yalnız çaba.- Neden bilinmezin gücüne yakınlaşmayayım? Onun gücünden pay alamasam da; hayatımda güçlü olan bir kavramı taşımak güzel olacak. Hem yarın da -ki gelmeyecek bir gün.- ölebilirim. -iyi şiir yazamadan üstelik.-

Ah, yaşamanın büyük gizi, bilinmezlik mi yoksa seni böyle çekici, tutkulu, güzel kılan?

İnsanın Acısını İnsan Alır-Şükrü Erbaş

Evet! diyerek cevaplamak isterdim. -henüz net değilim. üstelik yazım yakışmıyor sevdiğim şairlerin yanına.- Ancak yine de evet diyeyim göze alarak bazı şeyleri.

Bahsetmeye çalıştığım gücüne ek olarak; bilinmezlik, insanın geleceğe merakla -ara sıra umutla.- çaba göstermesinin de aracı. Ki bu güç pek çok etkisinin yanında, daha akil, kaliteli, insancıl kalıyor. -evet, bilinmezliğe yakıştırdım bu sıfatları. korkunç.- Kaç yaşında öleceğimizi görmek için yaşıyoruz. Bu merak bizi diri tutuyor. Bu bilinmezlik. Ölümü düşünmeden ona doğru gitmekteyiz. Sözlerimizin neler doğuracağını bilmeden konuşurken, bu çok da ihtimal dışı görünmüyor. -ihtimallerin tamamı olasıdır. düşüncesi olan her şey yaşanabilir. ve evet bilinmez hangisinin yaşanacağı.-

Bu merak yalnızca ölüm ve gelecek için de bizi diri tutmuyor. Okumak, hobilerimiz, sevgimizi gösterme şeklimiz, değişimi amaçlamamız da bilinmezin etkisi. Ne olacağını bilmeden yaşamak amaçsızlık doğurabileceği gibi; kimliklerimizin daha net, hızlı oluşmasını, yolculuğa daha erken çıkmamızı da sağlayabilir. İnanç kavramının çoğulluğu etkileme gücünü de bu şekilde tanımlıyor pek çok düşünür. -inançsız onlar diye addediliyor bir çoğu. yazık.- Beklenti ile yakınlık kursa da, bilinmezi biraz olsun bilinen kılma çabası olduğu düşünesi hakim oluyor. Yaşama amaçsız kalıbı yüklemek kolay olsa da bilinmezi doğuruyor. Ona, köşe başları olan çizgiler bağlamaksa daha umutlu görünüyor.

Dini konuları yorumlamak her seferinde haşa deme isteği uyandırıyor. -seçkin bir kimse değilim. acizim.- Ancak sorgulamalarımın ve çabalarımın yolunu açan da o oldu. Sorgu, sanırım, kendimizle beraber inançlarımızı sorgulamakla başlıyor ve gelişiyor. En bilinmez kavramlar olarak görüyorum. Güçleri de buradan geliyor.

Bilinmezi sorguladıkça yaşadığım boşluk hissini seviyorum sanırım. Bilinmez olarak görülmeyen, görülmesi hatalı olan şeyleri de. Huzurlu yaşamı arzulamıyorum. Mutlu olduğumu sorgulamıyorum. Bilinmezin huzuru ve gücünü sorguluyorum. Yaşamım o bilinmezin içinde savrulmasın diye. Savrulursa doğru manevralarım hazır olsun diye. -ehliyetim yok. teşekkürler.-

İnsan tragedyasının özü bilinmezlik oysa. Hangi ölçüte vurursan vur doğru ya da yanlış seçeneklerini kestiremezsin. Çıkmaz sokaklarda dolan dur.

Kapan-Vüs’at O. Bener

İnsan tragedyası. İster yazılmış ister doğaçlama. Sahne doluyken seyirciler var ya da yok. Biletler cennet yahut cehennem. -yahut toprak.- Anne yahut baba. Kader ya da heves. -bilinen sözlerin bilinmez soyutluğu.-

Bilinmez yalan söylemez. Bilinmez hatasızdır. Evrilip çevrilse de, yaşamdaki, sonsuzluğa en yakışan kavramdır. Dönüş yolunu güzelleştirir. Hastane yolunu umutlar. Ölümü cennetleştirir. Vuslatı doğrular. Gücü kul yapısını sağlamlaştırır. -acizliği? umarım.-

İş ve tanımak, birkaç iyi insan. Haftaya hafta sonu çalışmaya başlayacağım. -umutlu işlere zaman, biraz daha.- Okullar açılmasa da açıldı gibi. Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu sanırım eğitimde. -iyi kavramı kaldırıldı tedavülden.- Haftalık köşe ve Youtube Seslendirmeleri hız kazanacak bu sayede. -umarım.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 35. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Kendimi anlatan bir başka eser ile ses olmaya çalışacağım. Bomboş, siyasiyabend ile yeniden. Hem aşkla dolu bir kalbin var/hem kalbinde kimse yok. Teşekkürler. -kalbime.- Bir kıyıdan okuyorsanız, selamlar denize. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Okuyorsan.

kampanya

önce bir, kazanova selamı
ağırlığını yanıltıyor çekimi
güçsüzlük. yaz ortası. televizyonda görmekte
yalnızca sorunlarını -memleket.- okumadan
alt yazılarını. sessiz ölümü
tatmakta

önce iki, hitler bıyığı
süssüz kelimeleri tdkda, seçmekte. halen
hissizliğ. ürkütmekte kanatları
odasında ilahi kitapları ayak ucuna
koymamakta. uzaklaştığını faşislikten
böyle düşünmekte

önce bir, demirel şapkası
kırmızı kanı, söylemleri anlamsız
dolui boş yorumnlanmakta. fikir sahipleri
yaşamın. yüzündeki kurdu önce, dağdaki
çobanı sonra oylamakta
kapısında aslı

Zaytung 35. Gün Ses Kaydı.

Hastalıkta Sağlıkta

İnsanların bazen de mutsuz olması gerekir. Hatta depresyona girmeleri bile gerekir veya heyecanlanmaları, ya da korkmaları gerekir. Psikologlara göre duygular, hastalık belirtisi. Onlara göre hayat hastalık.

Klon-Kevin Guilfoile

Silmek kavramının içini oymaya devam ettim bugün de. -hatıralarımı tekrar yaşamaya çalıştım. kötüleri özellikle.- Sonra anıların içerisinden çıkan hastalık, bedbahtlık, kabalık anlarım -hastalık kabalık da.- daha da ağır bastı. Onları da silmek istemiyor olmamı garipsedim. Hemen her şeyi doğal karşılarken bunu neden garip karşıladım onu da sorguladım. -kendimle konuşmam delilik-akıllılık seviyesine doğru gitmekte.- Onların içerisinde sağlıklı kalmamı muştuladım. -ikinci yeni okumaktayım, evet.-

Aslında çok rahatsızlık yaşayan biri değilim. Hastalıkları da bu şekilde tanımlamıyorum. Ufak eksiklikleri hastalık olarak görmek, hasta olmayı doğal karşılamayı engelliyor. -doğallıktan uzaklaşmak güzel.- İçimde olan tüm eksik ve geliştirilmeye muhtaç noktaları hastalık olarak görüyorum. Rahatsızlık kavramından rahatsızlık duymamak, özgürleştiğimi hissettiriyor. Kaç yaşında bu hastalıklardan kurtulacağım, bilmiyorum. Öğrenmek de istemem. Tedavi süreci umudu yetiyor. -yanıt veremeyeceğim uyuklamarın içinde.-

Her şeyi yaşamak istemiyorum. Sorunları yaşamak bu her şey kavramına dahil değil. -onlar eksilerimi gösteriyor.- Fakat kurtulmak istediğim bir benliğin içinde de değilim. -bu haldeyken üstelik.- Kendime sevdiğim şeyleri söylemiyorum, biliyorum onları. Sevmediklerimi ise düşlerimde kurmaktan geri duramıyorum. Zıtlıklarına rağmen, kesişim kümelerinin büyüklüğü matematiğe hayranlık uyandırıyor. -sayısalım kötüdür, yine de.-

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

Lavinia-Özdemir Asaf

Asaf bu dizeleri üzerime alınacağımı ummazdı sanırım. Kendimi çok yakın görüyorum son dizeye. -hastalıklarım daha da ağır basıyor.- Tedavisi mümkün olmayan yaşamın, getirdiği ve götürdüğü onca kavrama rağmen eksiltemediği tek şey -ölümden evvel.- içimizdeki şifa. Elbette bir meditasyon kavramı olarak kullanmıyorum bunu. Çevremizi belirleyebilecek, adımlarımızı atabilecek erilliğe ulaştığımız andan sonra; hem hastalıklarımızı hem de tedavimizi yalnızca kendimiz getiriyoruz bünyemize. -zamanla bu yüzden de arkadaş olunmalı.-

Genç olarak, hislerimi toparlama, kendimi tartma zamanına sahip olarak -onbir saat çalışarak ne kadar zaman kalıyorsa.- bunları düşünmem rahat bir hayatım olduğunu gösteriyor. En büyük hastalığın da zamanı unutmak olduğunu düşünmemi sağlıyor. Unutabilecek kadar dolu yahut boş günler geçiriyor oluşumuz. Geçirdiğimizin zaman ve günler olduğunun da farkında olmamak. -üstelik ömrümüz?-

Hangi kapıları açabilir tedavi yönetimim bilmiyorum. Anatomi bilgimin eksikliğinden de değil. Daha insancıl eksiklikler buna sebebiyet veren. Yaşlandığımda da vücudumun hastalıklarını yine son düşünce sırasına alıp his ve karakter hastalıklarıma ayıracağım zamanın çokluğunu bekliyorum. -zaman ne kadar dost kalacaksa benimle.-

Ölümü kurmaksızın yaşamı kurmanın olanaksızlığını duymak, özellikle duymak, hastalık belirtisi sayılsın varsın; nasıl olsa, ne yaparsak yapalım, ölüme hazırlandığımıza göre, bir yaşam dengesi tasarlayabilmek pek çılgınca bir şey olmasa
gerek.

Gece-Bilge Karasu

Ölümü kurmaksızın. Teşekkürler Karasu. Gerçekten sanata hayranlığım onu tanıma çabamın artmasıyla paralel ilerliyor. Hatta geçiyor bile. -kendimi tanıma çabam da bu yönde ilerler umarım.- Denge ve düzen kavramlarına hayranlığımın da arttığı zamanları yaşarken, karşılaştığım olaylara çok politik ve hikayesel yaklaşımım artıyor. -artan onca şeye rağmen azaldığımı da hissediyorum.- Kurmaca bir dünyada dahi olsak -ki mümkünlükler sonsuzdur.- o kurmacanın düzenini sevmeye başladım. Düzen beni kendine layık görmese de pek sesini çıkartmıyor.

Her şeyi düşünmenin de hastalık ile ilgili olduğu bir gerçek. -hele kendinden fazla düşündüğün şeyler varsa. var.- Bu hastalığın tedavisi unutmak ya da silmek, umursamamak olmuyor. Olmamalı. -gereklilik kipini yeniden kendim için kullandım.- Tedaviye ihtiyaç duyan bir hastalık olmadığını da düşünüyorum. Yaşamın içerisindeki tercihler ile beraberinde geliyor alışmak kavramı. Rağmen yaşamak değil de beraber yaşamak.

Ölüm ve yaşam gibi. -basit örnek ama zıtlıklara hayranlık duymaktayım.- İkisinin de tedavisi olmuyor. Ölüm, son olsun olmasın, tedavisinin olmaması zarar vermiyor. -kime?- Ancak yaşamın tedavisizliği, yaşarken bunun bilincinde hareket etmek duyguların düzeniyle oynamakta. Hareketsiz bırakmakta, çok konuşturmak, çok yazdırmakta. -payımı aldım, nadir anlardan.

Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. Fazlasıyla bilinçli olmak, bilincin her türlüsü hastalıktır.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Bunun bir yetenek olduğu inancındaydım. -küçük bir çocukken büyülendim.- Halen tam anlamıyla bunu yaşadığımı düşünmüyorum. Yaşamak isteği içinde, hastalık hayranlığıyla uğraşmaktayım. Sağlıklı bir birey olma çabası. -hastalıksız mümkün mü?-

Çoğulluk, medeniyet, kurmaca, hayranlık, profesyonellik, profesörlük. Yakışır her biri hastalığa. Sağlıklı görünen benliğimizi de sorgulatır. Doğum ile evet dediğimiz en büyük sözü saklamışız daha basit kavrama. Hastalıkta-Sağlıkta.

İş, çaba, yol, okuma. -dörtlemeler eksilecek kadar artmakta.- Kurumları sevmemeye başladım. Esnaflığa iyi dayanmış babam. Yazdıklarımı da iyi okurdu aslında.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 34. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Sorgulayan bir şarkı ile ses ve haşa olayım. Tanrı Dünyayı Yeniden demiş siyasiyabend. Hafta ortası, arkadaşlık bağının artması. Kısa sözlerin güzelliğine inanın. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- İnan

kısa pas

güneş, turna yanılsaması
yöre türküleriyle büyümekte çantasımdaki
sureti. kısmi zamanlı yaşamakta.
çocuklar büyümeyen gözleriyle, evlerinin
ışıyan duvarların karalığında
kabrinin

alkış, halden domates
köprüsü çelimsiz taşlarıyla tarihin
çalıntı mimarlık oyunlarıyla. yap
işlet, devret halkı. seviyi hor
görmek. çatışmalarıyla
ayakta. -uçurum-

nokta, yarım elma
gökkuşağı şemsiyesi. hem bulutlarla
tütünü sarmakta, utanma
toprağın yeşili sayende
boyanmakta
adına

Zaytung 34. Gün Ses Kaydı

Silgi Kokusu

Bir şey olmasaydı yazmak olmayacaktı.
Başka bir şey de olmasaydı
Silmek olmayacaktı.

Yalnızlık Paylaşılmaz-Özdemir Asaf

Gaybın silmek ile bağlantısı düştü aklıma. -yazdıklarım ardından yazmaya başlamak, garip.- Silmeden hatta hiç bilmeden oluşan bir kavram gayb. Silmek, çizgisel bir ifade. Temizlik de tasvir edilebilir, ölüm de, doğum da, kir de, unutmak -hafızana yazık ederek.- da. Ancak her biri izini bırakmaktan kurtulamaz. -hatıranın ve kirin gücü.-

Bir de bu düşünce içerisindeyken alıntıdaki dizeler aklıma geldi. Gerçekten yazmak olmasaydı silmek kavramını hangimiz, ne için kullanacaktık? Yahut hemen her kavram gibi o da elbet bir gün karşılayacak mıydı bizi? Kendi adıma yazını daha da anlamlandırmak adına tutunuyorum ilk sorunun kullanmayacaktık cevabına. -yeterince güçlü değilmiş gibi.- Sildiğim her kelime yahut dizenin, hatta harfin bağlamına daha çok düşüyorum. Yazma sonucu ortaya çıkandan daha çok düşündürüyor beni. Neden tercih etmediğimi, olsaydı nasıl gelişecekti sorguları basıyor etrafımı. -bu da daha çok olasılığı kullanmaya itiyor, kıt dağarcığımla.-

İlber Ortaylının yazdığı bir söz de etkiliyor beni. Bazı isimleri tarihten silemeyeceğimiz ile ilgili. Savunuyor olsak da olmasak da. Bu düşüncenin devamlılığı olarak; hiçbir isim ve düşüncenin silinemeyeceği düşüncesini savunuyorum. -benim için aynı durum geçerli olmasa da, dünyada internet çökmediği sürece yazdıklarım için geçerli.- Silinmenin izi o kadar güçlü bir hal alıyor ki; kendini yitireceğin kadar değiştirmek zorunda kalıyorsun yaptıklarını. Geçmişi, yaşanmışlığı, insanları silmek doğrudan buna götürüyor.

Güçsüz yapımızın bir sonucu olduğu kanısındayım. -yok, profesör de değilim.- Hayattaki hemen her insan yapısı duygunun, korkunun, mutluluğun ve aşkın etkisi bir başka duygu ile eziliyor. Silinmeden, üzerine yaşanması da insanın acizliğine acizlik katıyor.

Bu düşüncesiz milletin kof yaşantısı o kadar haksızlık içeriyordu ki, birçok olayı yok saymak ve zihnimden silmek isterdim. Ancak gerçeklere sadık kalma içgüdüsü, hüzün duygusuna üstün gelmelidir.

Çocukluğum-Maksim Gorki

Gerçeklere sadık kalma içgüdüsü. -bende var mı biraz da olsa?- Sanırım en büyük sebebi de bu. Acizliğimizin çıkış noktası haline geliyor. Gerçeklerin sonucu acı da getirse, yüzümüze vurulan her gerçeği bir gün yaşayacak olmamız doğruluğunu kaybettirmiyor. Biliyoruz ki unutmak istediğimiz olayı gerçekten tüm duygumuz ve haz-acı ile yaşadık. Biliyoruz ki sevdiğimiz insanı unutmak ona duyduğumu aşkı öldürmeyecek. Hele ki sevgiyi asla silemeyecek. -insan yok olsa da sevgi baki kalacak.- Olmamışlığın acısını yaşıyoruz her sildiğimizde.

Söylenmemiş sözlerin ve yazılmamış eserlerin günahı olmayacağı düşüncesini eleştirmek istiyorum. -günah her yerde.- Aslında kaybımızın, en azından kaybımın bu olduğunu düşünüyorum. Okumadığımı bir kitaba yıllar sonra, doğru zaman da değilken üstelik rastladığımızda hüzünlenirken; nasıl o an söylenebilecek bir söz yahut o gün yazılacak yazının hüznünü çekmeyiz? -çok çektiğimi daha net ifade edemezdim, teşekkürler.- Yapılmamış her şeyin günahı vardır; en az yaptıklarımız kadar.

Çocuksu bir heyecanla alıyoruz silmek gücünü elimize. İlk kez silgiye dokunuşumuzu ve hatalarımızla yaptıklarımızı silebilme gücünü görüyoruz. -korkunç.- Her kavramı daha geç anlıyor insan. Silginin gücünü, tatlı gösterilmesi için kokulara bulandığını daha geç kavrıyor. Durup düşünme, kendini kontrol etme yetisine engel oluyor. Sürekli hatalarını silebilen bir güce sahip olduğumuza inandırıyor. Yolun ve ömrün sonunda hiçbir şey yoksa bile -zorlama yoktur öğretisi ve kalitesi.- vicdan dinsiz bir kavram. Her insanda var. -olmalı ve çoğulluk sayılır.-

Bütüne gitmek için ayrıntıları da biraz silmek gerekiyor, çünkü şiir hiçbir zaman ayrıntı değildir. Ayrıntı vardır ama görünmeyen, silinmiş ayrıntılardır.

Harfler ve Notalar-Hasan Ali Toptaş

Şiir hiçbir zaman ayrıntı değildir. -dur bir düşün.- Bu kavramın inancı çok büyük bende. Ancak uygulamadaki sıkıntılarımı da görmezden gelemem. Silmek gerekiyor. Düşünce olarak anlattıklarımın zıttı olsa da, faydası olduğu anlar aklımda yer ediyor. -silinmiyor.- Yazmaya çalıştığım her şeyde -şiir ve deneme uğraşları, çok çeşitli değil aslen.-, silmek istediğim yahut sildiğimi düşündüğüm kavramları görüyorum. Mutsuz değilim bundan. Genelde silmek istediklerimle tutunuyorum hayata. -aciz.-

O silinmiş ayrıntıları yazıyorum. İçindeki her ayrıntıyı yazmamam onu şiir yapıyor. -eğer oluyorsa. niyet de önemli ama?- Silmek çok yaratıcı, çok günah, çok da yavan. -bu üçlü ülke ekonomisinin özeti değildir.- Neden silmek isteyeyim herhangi bir detayı hayatımdan? Hayatımı silmekten başka kazanacağım -kaybedeceğim.- ne katabilir bana? Tamam, yaşamış olmaktan da çok şey kazanmadığım anlar var. Ancak onların varlığı daha da anlamlı kılıyor yaşamı.

Kısır döngünün güzelliği. Okumaya çalıştığım kitaplardan da silmek istediklerim var mesela. Kimisini çok güzel olduğu için heba ettiğim düşüncesi ile, kimini de sığ düşüncemle anlamlandıramamış olmaktan. Ama ayırdığım zamanı geri getiremeyecek oluşu var. -hemen hiçbir şeyi geri getirmiyor düşünceler. ama yenilikler doğuruyor.- Neden o zamanı düşünüp çıkarım yapmayayım, kullanılan kelimelere odaklanmayayım? Beğenmediğim şeyleri silerek de değil, silgiyi kullanmadan.

Her gerçek acı, yanında granitin tereyağı gibi kaldığı gizemli bir maddeden levhalar üzerine yazılır. Yazılanı silmek için sonsuzluk bile yetmez.

Büyülü Öyküler-Dino Buzzati

Yetmez. Sonsuzluk kavramını silmek istemekte pek çok düşünce uzun zamandır. -siyasiler hariç.- Silinebilecek ömür yaşamak istemediğimden belki bu düşünceler. Kendi gözümde neden yaşamışım sorusunu -eğer soracak kadar akil olabilirsem.- birkaç cümle ile açıklayabilme isteğimden. -uzun cümleler yakışmaz ömrüme.- Sonsuzluk içinde dahi silmek istemem yaşadıklarımı. Pişmanlıklarım olduğu gerçek. Pişmanlıklarım var demek için silmek istemem.

Ancak beyaz sayfa, üzerinde siyahlığı kalemimim pek net açıklamamakta yaşama nedenimi. Sileceğim kelimelere saygısızlık etmemek isterim. Kullanacağım bir gün, en fiyakalı düşündüğüm yerde. -hiç.- Güce taparsam yine o gün, silmeye çabalarsam bir şeyleri ömrümden; çocukluğumun saflığıyla kalacak kokulu silgi. Devrimimi saflaştıracak. -devrim/imi.-

Çalışmakta, okumakta. -yım diyeceğimi düşünmek.- Sanırım yeni takvimim Aysar ile şekilleniyor. İkinci ayımda yaşamanın. Üçüncü gününde. Çelimsizim halen, bünyemin aksine. -iri-yarıya uymakta kalıbım.- Hafta başı heyecanı, maaş azlığı, kitap alımı. Süreklilik güzel. Soluk almaya hazır değilken.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 33. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Güzel bir şarkı, The End. Sonsuzluğa yakışmakta. Çözümüm son olmadığı, aslında bir çözüme ihtiyaç olmadığı arılığı ile. Sokakta kedilere ve köpeklere aşçılık ve serinlik yapabilirsiniz. Haddim olmadan hatırlatma. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Yapabilirsin.

etik çabası

resmi, protokol yanlışı
öznel düşünceleri ayakta tutmakta
askeri ayaklanmaları. uğraşları yanlış
yola çevrilmiş. kazıdığını tırnakları
sanmakta

ezel, doğum anı
resimlerini gösterirken aklında
canlanıyor ilhamı. yaylalar gözüne
manzara. yeşili toprağa
yakıştırmakta. üzgürlüğü serçeler
kanatlarında

ateş, kavramsal ideoloji
genç, hem bahar getirmek? kıvılcımı
hafife alıyor. bakış, niyet, besmele
anlamsız. çekilmiş adına
devrim
imi

Zaytung 33. Gün Ses Kaydı.

Gayb Olmak

Şiir, şairin gayb ile olan etkileşiminden doğabilir. İlhamın “bir melek kanadının kalbe değip geçişi” olmadığını kim bilebilir?

Hüzün Hastalığı-Kemal Sayar

Dünkü yazının etkisi ile uyandım bugün. -daha kaliteli yazılar etkilememişti halbuki, narsist.- Kul olmanın gökte uyandırdığı etkiyi konu alıyor yaşamım. Sorgulamalarım bunun üzerine. -inançsız kalıbı da takılmış çoktan. ne hoşnut.- Bunun üzerine bir de siyasiyabend sorgulamaları dinlencesi eklendi. Bizonun doğaçlama yeteneği nerelerde onu da düşünüyorum. -kuramazken üç beş cümle.- Şarkıda geçen kayboldum/gayb-oldum bölümü ile -yüz kez dinlemişken daha önce.- fikrin yazıya dönüşmesini istedim. Oradaki kadar rahat hareket edemezdi böylece. -ben rahat hareket etsem de düşünceler agresifleşiyor.-

Gayb kelimesini araştırıp üzerine yazılmış içerikler bulmaya çalıştım. Dini bir metaforu kullanmak hadsizliğine de girişmek istemedim. -ilahiyat mezunu değilim.- Az kullanılmış, arı bir kelime gayb. İyi ki de öyle. Yazımda basit değinmem onun kıymetini düşürmeyecek sonuçta. -hemen her düşünceme böyle yaklaşıyorum.- Göremediğimiz, algılayamadığımız kavram ve ifadelerin bütünü gayb. -tdk daha güzel açıklamış elbette.- Sanırım hayatımdaki her günü gayb olarak yaşamanın heyecanı var. Ulak filminde geçen ifadeye tekrar bağlanıyorum bir yandan da. Sonunu bilmediği şeyden korkar insan. Yazının dahi nasıl biteceğini bilmiyorken, korkularımı bu kadar arttırmak ne kadar mantıklı bilemiyorum. -genelde bilmiyorum.-

Şiir ile bağlantısına değinmiş Sayar. Nerede imgesel bir ifade, durum yahut eserle karşılaşsam; soyutluğuna inmeye çalışıyorum. -hiçbir soyut öge yoksa dahi.- Benim şiir düzeni ile yazdıklarım içinde, herhangi imgesel ifadenin ne kadar gayb ile bağlantısı var? Hangi melek ile bağ kurmuşum ki? -sağım-solum, oralarda devrimsel değişimler olmuyor umuyorum.- Hangi melek zamanını ayırmak için iner ki benim yazdıklarıma. -yahut ne zaman çıkar yazdıklarım oralara.-

Gayb, daima kişiyi kendisini anlamaya, keşfetmeye çağıracaktır ve bunlar o kişinin en derin fıtri ihtiyacı haline dönüşecektir.

Mektuplar-Ali Şeriati

Okumayı, düşünmeyi çok sevdiğim bir isimdir Şeriati. -kıymetini arttırmaz, anılır yalnızca.- Bu düşünceye kapıldım ben de. Hemen her şeyi sorgulamaya çalışan biri olarak, soyut ve anlamlandıramayacağım kavramlar üzerine daha büyük hayranlık besliyorum. Sorgulamalarım onlarla dolup taşıyor. -dünyevi meseleler halloldu ya, paşam mutlu.-

En derin fıtri ihtiyaç. Bilginin ve sanatın katkılarıyla öğrendim yaşamı anlamsızlaştırmayı. -ihanet ettiğimi düşünmezler umarım.- Anlamlandırmak çok terimsel, evrimsel, çekingen netliğine karşın. Aslında hayat ve yaşam da gaybın içinde. Onunla beraber. Hatta onlar doğurdu gaybı. -kaybı da.- Kuru dalın içindeki yaşamı, nasıl öldüğünü göremezken yaşamaya; bilmeden ve bilemeyecekken yaşamak korkunç geliyor. -hangi ölüm tatmin edecek?- Her öyküsü sanat filmi edasıyla sonlanan bir yapının içindeyiz. Ölmeseydi de bir soru, yaşamasaydı da. -yazmasaydı.-

Lafta kalıyoruz çoğumuz. Bir sözün içinde. Dedikodu yahut övgünün derinliğinde. Ömrümüze sığdıramadığımız konuşmalara konu oluyoruz. Bu da gayb sayılır. -sayılmazsa da başvurulur ysk’ya.- Nerede ve ne ile bunu yaşayacağız hemen hiçbirimiz de bilmiyor. Hangi sorgulamada adımız anılıyor, hangi anımız bizimle yaşanan başka bir dosta yahut günlük arkadaşlığa anlatılıyor? Soruları da cevapları da bulamıyoruz, konuşmalar yalnızca sürüyor. -vardığı yer de tatmin etmiyor.-

– “Bugünün anlamını kavramalıydım önce, ölümün ardını kim bilebilir, kim bu gayb perdesini aralayıp geride neler var, iplerimiz kimin elinde, hangi katlardan geçip gidiyoruz, görebilir ki!

Hayyam-Sadık Yalsızuçanlar

-tanıdık bir ismi daha konuk etmenin mutluluğu.- Bugünün anlamı. Kavrayabilecek miyim bir gün? O gün hangi günün anlamını kavramış olacağım? Ne kadar geç kalacağım ve neye gecikeceğim? Sorular çok artıyor, uykuya ihanetim sürüyor. -yalnızca ona.- Bu kadar sorunun içinde nasıl net olabilir insan? -soru ve sorun.- Ben olamıyorum. Cevap vermek korkunç bir sorumluluk. Kendime de veremeyeceğim, neden karşıma çıktın diyen herhangi birine de. Her cevabımda yeni bir gayb yaşıyorum. Daha büyük sorular karşılıyor. -karşılaşmak da istemiyorum.-

Çok düşünmek, anlamlı yaşamak değil. Olmayacak. Boşluk da değil, sanırım. Gayba hayranlık, mümkün. Çelimsiz yaşamımı oraya kurmak istiyorum. -dünyayı gezmeden hem de.- Bazı anlarda kimler için gayb olduğumu düşünmeye itiyor beni. Neden orada bulundum? Neden anlaşılmaz biri oldum ki düzgünce tasvir edilebiliyorken? Gaybın içinde de gerçekten anlamlandırabileceğim olayları sorgulardım sanırım. Bulunduğum yer boşluk da olsa -kitaplar engel oluyor buna şu an.-, en fiyakalı yer de olsa, sorgulamalarım beni diri tutacak sanırım.

Göremeyeceğimiz hemen her şeye karşı düşkünlüğümüz var. -cennete ve cehenneme mesela.- Korkularını da göremedikleri ile büyütüyor insan. Karanlığın korkunçluğu bundan. Aydınlıktan her daim ellerinde güvercin ile insanlar geleceğini düşünüyoruz. Karanlık; oradaki Yusuf da olsa köleliğine takılıyoruz. -ki bir daha yusuf olmayacak.-

Gayb rüzgarı bu cihanı kah tamir, kah harab eyler; senin cehlin onun hikmetine tasarruf edemeyeceği için bari sus ve seyirci ol!

Yolcu Nereye Gidiyorsun?-Samiha Ayverdi

Benim cehlim hele. Seyirci olayım. Olmalıyım. -zorunluluktan da seyirciyim zaten yalnızca.- Ayverdi okumaları sırasında çok büyük aydınlanmalar oluşmuştu kafamda. -yaşamıma da dahil olur umarım.- Burada da yalnızca susmak kavramı sorgulatıyor. Susuyorum aslında çevremin yanında. Şu an da sessizim. Yazmak, gayba doğru oluyor. Okunması onu anlamlandırıyor. -benim için hiçbir zaman gayba ulaşamayacak, daim mutluluk veriyor.-

Hangi gerçeklikte tam anlamıyla sorgusuz sualsiz net olabilirim bilmiyorum. Netlik bozulmakta gördükçe, tanıdıkça insanları. -hoş, kendimi tanırken de.- Gaybı hissedebiliyor insan. Bu özgürlüğü veriyor. Hayata karşı netlik kaybım gözlük numaramı aşıyor.

Sorgulama kelimesine sansür gelmesinden korkuyorum. -düşüncesizliğe konulması umudum.- İş, okuma. -sevgili zaman dostumla iç içe.- Suya yazdığımı hissediyorum. Düşüncelerim o derinliğe ulaşır umarım demekten başka sözüm yok. -şimdilik.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 32. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Hafta başı, hafta sonu yaşamadan. -yaşamayı unutmadan mümkünse.- Ömrümüz Yine Geçiyor ile ses olayım. -bir gün bu şarkıları gerçekten söyleyip ses olmak üzere.- Kıymetinizi bilin. Basit ama etkili bir yoldur doğru ölmek için. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Kıymetini.

altı patlar

sıra, hırs öncelemek
kısa sözcükler kullanmayı, ömrünü
heba etmeyi seçti. soluk
alması yetmez şahitliğine. oysa
zorluğu çelimsiz ciğerleriyle
nefessizliği

kara, yer çekimsiz kareleri
gönlünü dağa yakınlaştır, kızıl harita
yeşillenmekte manzarasıyla. uzağın
adı yakın. mesafesiz uçmakta. hem
sevilmediğini söylemek
-hangi turna?-

hayret, sıradan tarih
dili sürçer fakat yazmakta defterine
son yüzyılın on yıla sığdırılmasını
saatinin markası kolunu ağırlaştırmakta
cebindeki ölüm
üçlüsü

Zaytung 32. Gün Ses Kaydı