Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik fakat bu arada çok basit bir sanatı unuttuk, insan gibi yaşamak…
M. Luther King
Nefeslenmek üzere. İyi niyetimle, aciz benliğimle yazıyorum. Soluklanıyorum. Birinci tekil şahsı ölzemişim, şiir karalamalarındaki üçüncü -sayfa.- tekile çok yüklenmişim. Hoş, o ve onlar da yüklendiler bana. Yazdıklarım içinde kendimi tasvir ettiğim noktaları gösterdiler. Özümle yazdığımı düşündüğüm düşünce yazılarına da eklememişim. -yaşamıma kendimi ne kadar dahil edebiliyorum ki?-
Basit bir sanat. Herkesin sanatçı olamayacağı gerçeğine bir karşı çıkma. -nicelerine eklemiş luther king.- Herkes bunu dahi yapamayabilir. Bu düşüncedeyim halen. İnsan gibi yaşamaktaki gibi çok fazla geliyor bana. Neyi betimliyoruz ki? Hangi insan bu ifadedeki? Kim belirlemiş onu ve onun insanlığını kim onaylamış? Doğa tasviri değil bu. -öyle olmalı halbuki.- Yahut benim insanlığımı, insanlık sanatımı kim sorguluyor? Uçabildiğim düşüncelerim ne kadar uzak insan olmaktan? -soruları bilmeden kimi inandırabilir yazar? kimi/kimseyi.-
Derin sorgulamalarla bir giriş oldu. Sebebi de başlıkla açıklanabilir aslında. Hiçbir zaman o doğru arayı bulamadım. Aklımdaki ve dilimdekilerin mesafesi bilet fiyatlarını dahi düşündürmedi. Her şeyden bahsetme özgürlüğüne -sıkışmışlığına.- sahibim. Ve kullanmak için bir arayı beklemek garip geliyor. Neyi konuşurken girmeliyim araya, hangi anımı ya da düşüncemi sıkıştırmalıyım o araya? -o ara da çok felsefi kaldı bu arada.- Sıkıştırmak doğru bir çaba da değil hem. Sıkılmak ile bir bağı olduğunu düşünüyorum. -bağ kurmayı yanlış yerlere saklıyorum.-
O kadar rutine doğru evrildi ki şu bir ayda hayatım, ara kavramı yalnızca iş arası anlamını temsil edecek kadar daraldı. -o ara da çok dar zamansal olarak.- Kötü olmadığını düşünüyorum yine de. Beni kısıtlamıyor ama yaşamımı kısıtlıyor. Durup düşüneceğim zamanlar demek dahi lüks geliyor. Ufak aralarda düşünmeme izin veriliyor. -ki seslenmeler ismimle çok bölüyor.- Sadece aralarda düşünmekten uzağım. -şükür.- Yine de muhabbetlerimin arasında düşünmediğim ve ertelediğim -nasıl bir kafaysa.- şeyler üzerine kuruyorum o araları. Yazmak düzeni içinde sonsuz bir aranın içindeyim. Bu kıymeti hissediyorum. -faturalar da yatmalı, haftalık bekleniyor.-
Bunun zararı şudur: Bakkaldan dönünce katlanmamış pijamalarla karşılaşan yalnız bir insan, istemeden bir geriye dönüş yapar ve bu arada hiç yaşamadığını düşünür. İşte mantık ve ruhbilim böyle birleştirilir albayım. Ah yalnızlık albayım!
Tehlikeli Oyunlar-Oğuz Atay
Alıntının başlangıcı o kadar güzel ve duru ki okurken bir kez daha hayranlık duydum. -okunmalı yeniden.- Hepimizin yaşadığı bir yerden değiniyor Atay ruhbilim kavramına. İyi ki de böyle değiniyor. Yaşamadığımı düşüneceğim bir an daha eklendi sayesinde. -kısıtlı zamanı azaltmak.- Her boşluk bu hissi uyandırıyor. Her ara olmasa da. Bu arada diye başladığım herhangi bir konuşma yahut yazının neresinde aklıma o arayı oluşturacak düşünce geldi onu sorguluyorum. Bu kez de yazı yahut konuşmanın anlamsızlaştığı fikri uyanıyor. Normalde ölmeyecekken ölmek gibi. -normalde ölmeyecek mi?-
Kapımı nefes nefese açıyorum beş katı çıktıktan sonra. -yirmibirinde halbuki.- Soluklanma anım yalnızca adım atmak oluyor eve. O bir saniyelik ara kadar anlamlı çok az an olduğunu fark ediyorum. Sevgili bakışı, yıldızı görmek, son nefes, anne demek ilk kez, şahit olmak ölüme. Sadece o arada yaşama isteği uyanıyor. Bir gencin, evinin kapısından soluk soluğa attığı ilk adımı yaşamak istiyorum. Aklıma Livanelinin Nefesim Nefesine eseri geliyor. Yaşamak ve dinlemek daha anlamlı geliyor, sıkışmışlıkta zincirlerimden kaçamam. -zincirlerimi seviyorum, ellerimle bağladım.-
Neden böyle bir bölüm ekledim mesela? Kime ve neye hizmet etti? Hangi boşluğu, gayet dolu hayatları olan insanların, doldurdu? -hiç.- Kısır döngüyü kırmak için kıymetli olduğunu düşünüyorum bu araların. En olunmayacak zamanda akla gelen gülünç anı etkisi. Sorgulamalarım, okuduğum kitapları yazanlardan kendi hayatıma döndüğünden beri o anıları yaşıyorum içimde. Sürekli kendi acizliğime gülüyorum. -bu yüzden çok gülüyorum sanırım.- Uzun bir yaşamım yok henüz -farkına varan.-, olup olmayacağı da şüpheli. Birkaç insanın bu aralarında konu olup uzaklaşacağım belki. -de ayrı yazılır.-
Şehir ki aydınlıktan görünmeyen birini
Dört Güneş-Edip Cansever
Açılmış iskambiller gibi bilerken
Orada, içimde şimdi
Dört güneş bir arada
Gözlerimde hiç bitmeyen bir deli
Dört güneş bir/arada. -özür dilerim.- Ara kavramının çok yakıştığı kelime; bir. -yalnızca önce geldiğinde aradan.- Boşluğun ve sıkıntının açtığı arayı kapatıyor. Ne ve kim ile bir arada olduğumuz anlam kazanıyor. O araya kendimizi gerçekten dahil edip edemediğimizi sorgulatıyor. Kim kiminle bir arada televolesine girmeden devam etmem daha güzel olacak. Ara kavramının mesafesizliğini seviyorum. -mesafeleri sevmiyorum. netlik gözümü alıyor.-
Uçurtma uçururken yaşadığım his aklımda. Onlarca metre yüksekte. Gök Tanrıdan beri hayranlık duyulan gökyüzünde özgürce dolanmasına izin vermediğim oyuncak. Onunla aramdaki mesafenin anlamsızlığına dönüyorum. Elimde tuttuğum, bizi bağlayan incecik ipin uzunluğu kadar değil. Bizi bağlayan çocukluk kadar güçlü. Onunla uçuyormuşcasına heyecanlı. Bir arada olabileceğim kadar yakın. Aramızı somut bağlar kuruyorken kimsenin itirazı da olmuyor. Benim olmadığını daha net gösteren başka bir şey olabilir mi onu oluşturmama rağmen? Onun hareketleriyle heyecanlanan, onun uçmasıyla başarılı sayılan benim. -narsistliğim burada başlamış olabilir.-
Hemen hiçbir kavram ile bağım bir uçurtma ile kurduğum bağ kadar güçlü olamayacak sanırım. Ancak anlatmak istediğim noktada benimle bağını sürdürdüğü için de teşekkür ederim. -uçurtmaya, evet.- Bağ arayışım yok, yetiyor ailem ve arkadaşlarım; kitaplarım ve amaçlarım. -her biri için daha çok bağ doğuyor, orası ayrı değil.- Ara arayışım daha yoğun. Boşluk, dinlenme, arınma olarak da değil. Mesafeleri ölçemeyeceğim aralara ihtiyacım var. Yazmak ve okumak gibi. Onlarla bağımı somutlaştırabiliyorum ilkokul ve lise anılarımla. Hiçbiri kırmızı yahut turkuaz halıda sunulmuyor. Hem arası çok açık; askeri düzen ve bürokrasi. -güzel şiir dizelerini heba ediyorum, teşekkürler.-
Ezelden, insanın doğduğu güne kadar, bir tükenmez karanlık var; arada bir hayat zamanı var. Öldüğü günden, sonsuza kadar yine bir tükenmez karanlık…Öyle bir hayat ki, hem soluk almakla duruyor, hem soluk aldıkça azalıyor.
Gülnihal-Namık Kemal
Arada bir yaşamak. Sıkışmış anların güzelliğini, üstelik ömrümüz de sınırlıyken ama farkında değilken, yaşamak için uğraşmalı. -yız demeye daha zaman, yım.- Sınırlı kelimeleri, sınırlı imkanları, sınırlı sevgiyi anlamlaştırmalıyız. Sınırsızlık bu arada yaşamımızın mümkün değil. -menülerde de doyuyorsun eninde sonunda. sonu.-
Soluk almaya geri döneceğim günler. Yeniden, o bir saniyelik aranın kıymetini bilerek. Kusurlu sevmekten uzaklaşmayı, kusurlu yalanlarımın yanlış bir kalıp olduğunu anlamayı umarak. -mümkünse çabalayarak.- Asıl yaşanılanın an olduğunu, aralara ihtiyacın doğallık olduğunu bu arada. -yalnızlık arayı soyutluyor.-
İş, okumak, hafta sonu. Devamlılık. Son iki gün, izinsiz çalıştığım üç hafta. Kattıklarıyla kıymetlendi. Okumaya ve üretmek çabasına da izin alamayacağım kadar bağlanabilir yahut zorunluluğunu anlayabilirim. -imler artıyor.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 37. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. İçimizi görelim içimizi/Dışımız malum duvardan diyeyim bugün. Sessizlik hakim olsun acizliğime. Uçurtma uçurmayı öğretin çocuklarınıza, düşünüyorsanız tabii. Üç çocuk şart değil aslında. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Öğret, düşünüyorsan.
üç aylık, süreli
avare, şaman öğretisi
mektepli görünümü, tokadı öğretenin
az acı. kahkahası sen yürürken
sokağı şehrin. çocukluğun sarışın
değil; sevmek için
gerekli
prova, ölüm doğaçlama
doksanlar kültüründe yetişmiş, kitaplarda
sefillik keyifli. huzur bilmez, kusur
çocukça özrü. dışarı çıkmaya mecal
ezana saygısı
akşamın
fotoğraf, çirkinlik ihlali
inşa ediyorsun zamanı. kumda fırtına
buzulda kum. sürrealist kalmakta
farsçalığına adının. karşın
özgürlüğün
batılı