Tanrı sana bir hayat verdi. Ama sen onu öldürdün, hem de Tanrı için. Onu hep yanlış yorumladın. Çünkü ölümün her türlüsü öğretilmişti sana ama nasıl yaşanacağı öğretilmemişti. Bu yüzden sana biçilen repliği tekrarladın, hep kopya çektin; ihlası, iyiliği ve mucizeyi. Sonra, çok sonra, hayatı keşfettin, aşka uygun kalbini, öbür yarısını isteyen bedenini.
Ansızın Hayat-Necip Tosun
Tanıdık isimleri yazıya dahil etmenin mutluluğu. Uzun alıntılarla giriş yapmak biraz daha hoşuma gitmeye başladı. -yazdıklarım, okuduklarım kadar anlamlı olmayabiliyor.-
Kopya kağıtlarının, A4lerin içindeyken aklıma geldi bu yazı ve başlık. Beş top kağıdın üzerinde ”All Copy” ifadesi vardı. Pek çoğunda da var. Tümü kopya için. Sanırım yazıyı -en azından benimkileri.- daha iyi tanımlayan bir ifade yok. Sadece yazıyı da değil; sanatın hemen her türlüsünde bu durumun geçerliliğini görüyorum. Resim ve yazıyı daha çok yakıştırıyorum bu ifadeye. Düşündüklerimi, hislerimi, duygularımı, sorgulamalarımı aktardığım kağıt. -her ne kadar şu an kağıttan okunmasa da.- Ne kadar net ve samimi yazarsam yazayım, biliyorum ki düşündüklerim ve hislerim içinde kalanlar olacak. Toner bitmemiş, kalemim yorulmamış, duygularım diriyken üstelik. -genç bir ölüm.-
Onların kopyası çıkacak ortaya. Bir kısmı aktarılmış, bir kısmı içeride, planda kalmış olacak. Hangisi gerekliydi kağıda dökülmeye bilinmeyecek. -gücü yeniden bilinmezin.- Yalnızca hislerimi de kopya etmeyeceğim üstelik. Ailemi, okulumu, anılarımı hele de okuduğum ve izlediğim, etkilendiğim yüzlerce şeyi kopya edeceğim. -bütünüyle layıkken varlıkları.- Kusursuz eser mümkün mü yahut ne kadar özgünlük mümkün sorgulamasını uzun zamandır yapmaktayım. -ilk sorgum olabilir.- Özgün kelimesine duyduğum hayranlık bu yüzden. Sanırım kusursuz kelimesini iki yüzlü görüşümün sebebi de. Kopya ettiğim bir kitap, şiir hatta şiir kalıbı yok. -öyle umuyorum okuduklarım kadarıyla.- Bu bir özgünlük müdür onu da düşünüyorum. Çünkü, kullanılmış kelimelerin her yazarda bambaşka dünyalara evrildiği gerçeği var. Ben onlardan biri olmaya çabalıyor muyum ve olabilecek miyim? -sorularla geçilen tek yol, gerekliliği de sorgulanır, sınavlarken üstelik.-
Yazmaya çalıştığım hemen her şeyin içinde bulduğum imge yahut farklılıklara rast gelmekten garip bir şekilde korku-heyecan duyacağımı düşünüyorum. Hangi his daha ağır basacak bilemiyorum. Kullandığım başlıkları, kelime tercihlerini, düşünce tekrarlamalarına rast gelecek miyim bir gün? Kimi kopya etmiş olacağım? Okuduğum o eseri mi kopyaladım yoksa ben yazdığımda beni etkileyen onlarca şeyi mi? -rastlaşmak restleşmeye dönecek. korkunç.- Huzurlu yazı yazmak mümkün mü bir yazar tarafında, bende ne kadar mümkün, huzuru arıyor mu, huzuru getiriyor mu? Soruların cevapları da kopyala-yapıştır olacak sanırım.
Tek yol, devrimdi, hayır İslâmdı, hayır milliyetçilikti. Kopya formüllerinde büyük bir uyum içinde sıraların üzerini süsleyen öğrenciler, ülkenin kurtuluşuna çıkan yollar bakımından derin anlaşmazlıklar içindeydiler.
Eylembilim-Oğuz Atay
Kopya formüller ve anlaşmazlıklar. Doğa kanunu gibi bir gerçeklik. Kabil’in eylemini ilk kopya edenden bu yana durum farksız. Başarılı olan olay ve durumların, sanatın ve sanatçının kopya edilmesi de bundan gelmekte. Anlaşılmaz bulduğumuz ilk noktada ya eleştiri -ki yapıcı olmayan sevilir.- ya da ben daha iyisini yaparım düşünceleri akla geliyor. Elbette hemen her şeyin -istisnalarım biraz fazla da olsa.- daha iyisi yapılabilir. Ancak bunu doğru koşul ve irade ile yapmak mümkün. Eleştirinin günümüz dünyasında -orası da twitter oluyor.- yetiştirdiği eleştirmen sayısının çokluğu; üreten insan sayısı ile örtüşmüyor. Gerçekten üretilen ne çok şey varmış hissi oluşturuyor. Halbuki, eleştirilen kişilerin kimlikleri de bir başka kopyadan ibaret olabiliyor. -yazdıklarımı tekrarlamak güzel bir ilerleme değil.-
Üretilmiş ve oluşturulmuş kavramlarla düşünmek daha kolay geliyor hemen hepimize. Yaşa denmiş, oku denmiş ama uyulmayınca es geçilmiş, evlen denmiş -önce sev denmesi gerekirken.-, öl denmiş. Denildiği yeri sorgulamak da yasak edilmiş. -haşa.- Yalnızca inanç kavramları için de geçerli değil bu durum. Aksine orada az bile. Örnekleme sebebim, hemen hepimizin kutsallar olarak gördüğümüz gerçeği. Milyonların ömür geçirdiği evlerde, ağladıkları topraklarda yenilik oluşturma çabasındayız. -yahut uyumaktayız.-
Kurtlu düşünceler bunlar, biliyorum. Kopya ettiğimi düşünerek okuduklarımı, kendimi sınırlayabilirim. -ki sınırlarım çokgenlerle dahi ifade edilemez.- Beni yorabilir de geliştirmesi gerekirken. Ancak bu sorgulama içindeyken kendimi rahatlattığımı düşünüyorum. Kıymet verdiğim eser ve isimlerin etkisi mutlu ediyor. Kopya olmadığının, bu amacın dışında olduğunun bilincindeyim de. Osho okuduğum ve etkilendiğim için meditasyon yapıyorum evet. Ama onun yanına gelen onlarca şey daha oluyor. Abes bir örnek olmayacaksa eğer -oldu bile.-; aynı ibadetlerle farklı cennetlere gitmek gibi. Cehennem de olabilir. -varsa, ihtimal dahilindedir.-
…Özetlemek gerekirse çok az insan düşünmeyi becerebilir ama herkes fikir sahibi olmak ister. Tembeller için kopya çekmekten başka yol var mı?
Eristik Diyalektik-Arthur Schopenhauer
Tembel bir insan oluyorum sanırım bu yüzden. Ancak bir örnek ile ifade edebilirim kopyanın kötülüğünü. -tembellik, yaşamım ile ifade edilebilir.- Sevdiğim bir insanı, aynı his ve düşünceler ile başka bir insan siluetinde kopya edebilir miyim? Kime daha çok ihanet etmiş olurum? Neden daha önce yaşadığım bir hissi yeniden, başka bir insanda deneyeyim? Duygularımı yormanın ve ihanet etmenin anlamı var mı? Çok az insan sevmeyi becerebilir. Çok az insan da karşısındakine bu duyguları yaşatabilir. Ancak herkes sevmek ister, doğru. -ufak bir kopya, tembelliğime örnek.-
Çocukluğun güzelliği burada yeniden ortaya çıkıyor. O yaşlarda hiç durmadan hareket eden, koşturan, uğraşan, seven varlıklar olarak kopya edebileceğimiz şeylerin bir sınırı vardı. Kabaca annemize yahut babamıza çektiğimiz söylenir, ara sıra yakın akrabaların burunları ile kıyaslanırdık. Şu an kopya ettiğimiz herhangi bir şeyi kendi düşüncemiz gibi pazarlayabilecek kadar zor durumdayız. Pazarlayacak kadar hatta. -ilk kez ben blog yazdım demek kadar salakça.-
Olgunlaştıkça gelen ego ve tatminsizlik duygularını yaşıyoruz. Olgunlaştıkçayı özellikle kullanmak istedim. Onun gücünü azaltıyoruz. Etkilendiğimiz şeylerin, kişi yahut eserlerin aynısını yapmak için çabalarımız. Hangi ego bunu olumlar ki? Doğasına aykırıyken bunun için çabalıyoruz. Ardından da tatminsizlik hissinin neden oluştuğunu merak ediyoruz. Netlik, yeniden flu görünüyor gözümüze. -bana biraz daha fazla.-
En iyi kopya eden en iyi değildir, hayır:
Biz Hayır Diyoruz-Eduardo Galeano
En çok yaratan en iyidir, yaratırken yanılsa bile..
Yanılgı ile çok kağıt heba oluyor. Olsun. -ağaçlar kesilmesin elbette.- Çok kelime, çok söz, imge ve yüz heba oluyor. Günleri kopyalıyor kimimiz. Sevdiği insanı. Kitap karakterini. Yahut kopya edildiğimiz söyleniyor ruhlarımıza üflenirken. Hangimiz üflenilen ruhu yaratabiliyoruz yaşamak için? Paketinde kalan kitap, kalem dokundurulmamış sınav kağıdına benziyor. -adı yazıldığı için 5 puan eklenmiyor.-
Yazılmış kitapların el yazması, çizimin kirli tuvali, filmin kayıpsız kopyası. Ömrümüz farksız kopyalanmış şeylerin ilk örneği olmaktan. Her birimize biçilmiş kaftan uymaz, kopya edilen, fabrika çıkışlı düşünceler. Söylense de çevremiz; hepimiz kopya içiniz. -içinler aracı temsil etmeli.
İş, son günler. -ömrüm için de söylemiş olabilirim, garip.- Okuma, yazma, düşünme gereksiz zamanlarda. Gereksiz zamanlar, yeniden anlamsızlaştı bu ifade. Doldurmak için önümüzdeki haftayı, planlar yapılmaya başladı. Okuma, yazma, seslendirme, kurma dışında da. -zor gelmekte bunlar dışında.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 36. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugün farklı bir duygu ile ses olayım Esharate Nazar ile. Kopya edilmiş dergi ve fanzinleri sevin, onlar özgünlüğün çıkış noktaları. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Sev.
ivan çocukluğu
sinopsis, kara tahta
hancı olma kararı, saygılı yaşamı
öğretisi atalarının düzenli
okumak kutsalı. henüz yaşı yetişmemekte
akranları çocuk sahibi. aramakta oysa hor
görülmeden sevebildiği
soylu, kusurlu veraset
alnı yeterince açık kaderden
payını almak için güzelliğin. beyazı sevmez
başağında teni. baş ağrısı, kan çanağı
gözleri putlaştırmakta
karalığı
pir, aciz-kimse
kitaplar saman kağıdı hem sevmez
beyazı. yaprakta yeşil. bahçesinde toprak
ayazı. sözcükleriyle küfrün doğmakta
karası