Dünyanın Sahibi Onlar

Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.

Mahatma Ghandi-Bu Ülke-Cemil Meriç

Yemin ederek başlamıyorum uzun zamandır herhangi bir cümleme, anıma, hatırama. İnandıklarıma ve sonuna kadar savunacağım düşünceleri de bu argümanla savunmuyorum. Kime yahut neye yemin? İnançlı olma zorunluluğu ne zaman eklendi kutsal kitaplara? -fazla hümanizm.- Büyük bir müzik arşivim var. Uzun zamandır çevremin, zaman azlığını düşündüğüm sırada geçirdiğim saatlerde dinlediğim yüzlerce eserin sonucunda çıktı ortaya. Ancak siyasiyabend bu arşivin en kaliteli işlerinden, beni en çok etkileyen eserleri çıkarmış ortaya, dönüp baktığımda. -genellikle dönmem halbuki geçmişime.- Onların Hayyam eserinin bir sözü Dünyanın Sahibi Onlar. -kimler, kimileri.-

Sahiplik ve aidiyet düşüncelerimin bir kısmını yazmaya çalıştım daha önce. Emanet hissinin gücüne inanıyorum. Emanet olmak, emanet almak, emaneti benimsemek kavramlarını anlamlandırmaya başladıkça gelişti bu inanç. Bedene yahut ruha emanet gözüyle, zamana ve yaşama emanet olarak baktıkça daha çok emek vermeye başladım. -acizliğimden.- Sahip olmak; korkulu rüyaların gerçekleşeceği inancı kadar zor bir kavram. Buna bir de dünya eklendiğinde, dünyaya sahip olmak ortaya çıktığında -ilk insandan.- çok daha zorlaşıyor. Buna hayranlık besleyen ve amacı bu olan, hatta bunu gerçekleştirmiş varlıkların olduğunu düşünmek de zor geliyor. -okuduklarıma sığınıyorum.-

Eleştireceğim çok az kavram olacak sanırım bu yazıda. Eleştirecek kadar tanımıyorum, eleştirecek kadar düşünmedim bu kavramı. -sahip olmayı ve dünyayı.- Huzursuzluğumun sebebi de değil yahut huzursuzluğumu düşünmüyorum varsa bile. Artık aşk şarkılarına dahi ”Seviyorlar hep. Yalnızca seviyorlar üstelik.” diyebiliyorum ağız eğen bir tavırla. -zamanında çok çekti ya paşam.- Kusurlarımın sebebini de onlara bağlamıyorum. Yönetiliyor olma ihtimali düşündürüyor.

Evrenin bu eleştirel tavra bakış açısını merak ediyorum mesela. Onu bir kimlikle tanımış olsak, başı ve sonu olmayan yahut ikisi de yazılı olarak kabul etsek, yalnızca birkaç düşünceyi yorumlasa çok bilmiş bir eleştirmen tavrıyla. Olur mu? -olmadı.- Ol deyince olmuyor bu meret. Gücümü seviyorum bu yüzden. Ol deyince olsaydı kusurlarım daha da artardı. Konuyu değiştirmeden ve uzatmadan merakımı aktarayım tekrar: Kadıköy’de söylenen bir şarkıya bir gencin yorumunu evren nasıl yorumlardı? Yahut o da bir maşaysa, dış güçler tarafından yönetiliyorsa nerede Kandırıldık derdi? -evrenler, kenan evrenler.-

Dünyanın ele geçirilmesi gerektiğine en çok bunun olanaksız olduğunu bilenler inanırlar.

1984-George Orwell

Ele geçirmek. Fazla imgesel kalıyor düşününce. Kimin elinde ki? Yahut neyin? -bu bir inanç sorgulaması değildir.- Bazı düşüncelerim ve doğal karşıladıklarımın -siyaset okumama rağmen.- bürokratik ve siyasal olarak infiallere yol açacağının farkındayım. Tozpembe düşüncelerim ile bir dünya kuramam. -bir dünya.- Topluma, insanlığa, maaşa, zamma, inanca hazırlıksız yakalanan milyonlarca insanın, nasıl olur da bu hazırlıksız ortamı yönetme isteği doğar anlam vermekte güçlük yaşıyorum. -aslında bu hazırlıksızlıktan dolayı yönetme isteği. olsun yeterli bir anlam değil.-

Sevdanın, ölümün, çocukluğun, algının, sanatın varlığına inanmak kolaya kaçmak oluyor sanırım. Ötelediğimiz yaşamı ve ihtiyaçlarımızı, aslında ihtiyacımız olmayan şeylerle kapatmaya çalışıyoruz. Meşhur olunca terlemeyeceğimizi düşünen ünlüleri de gördü bu memleket. -her memleket.- Anlamlandırmak bu kadar zorken yaşamı ve benliğimizi; hemen her kavrama insan üstü anlamlar ile yaklaştık. Utanılmaz da kıldık ahlak dışını, utanılır da kıldık dürüstlüğü. Hoş, ben bilirkişi değilim bu konuda. -hiçbirinde.- Gördüklerimi anlamlandırmaya çalışırken yaşadığım şaşkınlıksa kimlik kaybıma yol açıyor. Ben de bazen ”Acaba hangi paralel evrende bir ülke yönetiyorum ve hiçbir şey iyi gitmiyor? Paralellik iyi değil, anlıyorum.” düşüncesine kapılıyorum. Fikirde ülke yönetmek de kolay, eleştirmek de. Bunun güçsüzlüğüne hayranım.

Her anlamda pozitif düşünmeye çalışıyorum. -kusurlarım bu yüzden artıyor.- Dünyada dayanılması mümkün olmayan onca şeyin içinde değilim. Dışında da değilim, topraklar eş bölünüyor benim dünyamda. Acıların da öyle olmasını umuyorum sadece. Bu pozitifliğim aktivist sayılmayacak ama aktivist olacak kadar da fazla. Dünyanın sahip olunmayacak kadar anlamsız olduğunu, çünkü içinde insanların da var olduğunu hatırlıyorum. -inanıyorum buna.- Buna rağmen sahipliğe tapan insanların varlığını da anlamsızlaştırıyorum. Saygısızlığımdan değil, sadece kendime saygımdan.

Kumarda kaybettikçe ona bağlanan bağımlı kişilerden farkımız ne sorusu çıkıyor ortaya. Kumar oynamaya yahut kendimize değil; kumar kavramına sorunlu olarak bakmaya başlıyoruz. -profesyonel bet arttırıcı gibi konuştum, özür dilerim.- Nereden kaybediyorsak ona sahip olmaya çabamız.

Dünya kendine bir çeki düzen vermeye son derece hevesli; ama durmadan ona içki ikram eden nazik dostlarla çevrili ve bu yüzden her defasında yine kendini kapıp koyuveren bir ayyaş durumundadır. Bu örnekteki nazik dostlar, dünyanın bahtsız eğilimini sömürerek para kazanan adamlardır ve dünyanın kendine çeki düzen vermesi için atılacak ilk adım, bu dostlardan yakayı kurtarmak olmalıdır.

Aylaklığa Övgü-Bertrand Ruseell

Uzun alıntılar güzeldir. -beni çok yormakta altını doldurabilecek miyim düşüncesi.- Destansı bir hal alsın istemem yazı. Destan yazarı olmayacak kadar az şey yaşadım. -evet, darbe ve khklara rağmen.- Dünyanın kendine çeki düzen vermesi de çok lirik kalıyor gerçekleri yanında. Varlığını bunun üzerine kurmadığı düşüncesindeyim. -varlığımı da.-

Dostlardan. Sanırım en büyük ilerleyiş de buradan doğuyor. Dostluk, sevilmek, konuşmak, ego tatmini duyguları ve durumlarına hayranlığımız -acizliğimiz bazen.- dünyaya sahip olsak dahi engellenemeyecek seviyede. Dünyayı seviyoruz. İçinde insanlar var. Dünyadan nefret ediyoruz. İçinde insanlar var. Kendimizi o kadar rahat sıyırıyoruz ki dünyadan; hiçbir güç bizi kendimizi sorgulama çabasına itemiyor. O güçleri de bağlıyoruz zincirlerine. Bir kitap, otobiyografi, şiir, film dahi tek başına kimlik oluşturamaz. Kimse tek başına sahip değildir ona. Toprak altındakiler magmaya ulaşacak kadar artmışken, ölüleriyle bir dünyaya sahip olmak hangimizi daha yaşanır bir ruh haline sürükleyebilir?

Evet, eleştirel bir tavır dünyanın sahibi olanlar. Eleştirilebilir, yorumlanabilirler. Ancak, eleştirinin özü olan yapıcı eleştiriyle hiçbir zaman karşılaşamazlar. Kurtlanmış bir düşünce ve çaba olmak da çok uzak onun için. Dünyanın içinde gelmiş, gelecek onlarca hatta binlerce insanda olacak bu istek. Onlara aldırma diye sürdürürken siya eserini, ben onları tanımadan aldırıyorum onları. Umurlarında değilken. Kusursuz dünya çabasına girişmek ve o yolda çaba göstermek de bu durumun başlangıcı. Doğallığı es geçmekten öteye gitmiyor. Çıkarlarına göre bir dünya hayali. -biraz daha okuyan insan yalnızca.-

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.

Dünyanın En Tuhaf Mahluku-Nazım Hikmet Ran

Dünyanın olduğu için tuhaf, dünyanın varlığı üzre olduğu için garip. Çözemeden de kendi sorgulaması ve aidieytini, dünyayı kurmakta daha iyi bir yer olarak. Kazansa dahi kalkamayacağını kumar masasından bilmemeyi oynar. Kuma gömdüğü kafasını da dünyaya gömdüğünü bilmez. -beynimiz de benzer deve kuşuna.-

Kusurlu düşünceler de konu olmalı. Eleştirel şarkı sözleri de. Yaşam da ölüm de. Kum da su da. İnsan olmamızın hüznünü ortaya çıkaran her şey mümkünse. -her şey.- Düşüncesizliği ve sahipsizliği koruma içgüdüsü ile sahip olunmuyor herhangi bir şeye. Kusurlarıyla aynaya bakmayanlar, dünyanın sahibi onlar. Onları aldırma Hayyam.

İş, son 24 saat, son hafta sonu, son sabah kahvaltı zorunluluğu. Çayın simitle gücünü tatmaya başladım. -memur olmaya hazırım.- Az zaman, çok düşünce, çok satılanlar. İçinde para kazanmaya çalışan, herkes gibi, bir genç. Yalnızca kararmış yerlerim ile hatırlayacağım. Güzellikleri yazılanlara saklamaya çalıştım. -mümkün değil.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 38. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bahsi geçmişken Hayyam ile ses olmadan olmaz. Şiirleriyle geceye de sorgulamalar katabilir. Hafta sonunu evde kitapla, yolda kitapla, vapurda kitapla, denizsiz memleketlerde havayla ve kitapla geçirin. Kitap olmazsa bu yazılar anlam kazanır yoksa, neme lazım? -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Geçir.

robot resim

kefen, doğum beyazlığı
kontrol mekanizması sansürlüyor
düşlerini. memleket diyemiyor, sevgi
korku replikleriyle. hücrelerini
açık bırakmakta sahipleri
kaçacak kadar
yaşamadı

kayıt, hatalı çekim
şenlik havasını, şartlı tahliye
sonucunu bekle. -şartlı- çehresi
sarılmış etraflıca. dur-durak
bilmiyor ağarmış saçları. evet
seviliyor halen
annesi tarafından

yama, vakko fotoğraf -dava?-
durgun kalıyor yüz yüzlercesine
kalabalık yalanların. kuşandığı yaşı
kandırmakta bedeni. kaba-saba hem
örülmekte parmakları
demirle

Zaytung 38. Gün Ses Kaydı.

Yorum bırakın