Denize Saygı

Aydınlığın ilelebet yolcusu, güzel tüm şarkıların bestecisi, yaşanmış nice özel anların baş kahramanı bir çocuk yaşar bu topraklarda. Onun yüzyıldır var olmasının kuşkusuz
mahfuzluğuna borçluyuz.

Mavna Fanzin-Editörden-Berk Can

Uzun bir yolculuk bu. Konforlu da değilsin, cruise ile değil bu yolculuk. Kaptanı da, tayfası da sensin. Tahtası da suyu da. Yolculuk altı aylık bir sürgün değil. Ömür boyu sürecek kadar dolu. Denizin maviliğine aldanmadan, tüm doğal afetleri doğal karşılayarak. Çabanı her küreklediğinde yorulmadan devam ettirecek. Çabanı gelecek kılacak. Kurtulmadan gençlik ve çocukluktan. 17 yaşından. İlk aşkından. İlk küfründen. İlk sansüründen. Basa basa derinine denizin. Hissederek kocamanlığını. Hissederek acizliğini. -yüzme bilmiyorum mesela.-

Sanırım neden bugün yahut neden kırk gün geçmişken yazdığımı anlatabileceğim en net hayat çabasını yazacağım bugün. Öyle kavramları atlamışımdır ki muhtemelen, yazdığım zaman ”Nasıl şimdi yazarım?” sorusunu sormayacağım çok az şey olacak. Bu onlardan biri. Hatta teki. Kırk gün kalemim -ayakta yolculuk sevsem de.- biraz daha otursun, kendimi bulayım -kendini?-, yazdığım düzen belirli bir hal alsın diyerek geçti. Halen öğreneceğim, yazımın evrileceği çok şey vardır eminim. -var.- Ancak bu inanç ile beklettim. Demlenmesini istedim biraz daha. Hayal ve çabamın, ekip ile birlikte dopdolu haller alan uğraşımızın temsili olacak bugünkü yazım. -buna ihtiyacı yok. çocuklar kadar şen. büyüyerek.- Kısıtlı bir ömrüm olduğunu daha net fark ediyorum son yıllarda. Her dönüp baktığımda -ki dediğim gibi bakmam halbuki.- en dolu uğraşım olarak görüyorum Mavna ve MAFGAB’ı. Hikayelerine değinmeyeceğim çok fazla. Birkaç gencin ortak hayali kalıbı ilk günden beri yeterli gelmekte. Ortak hayal, ortak paylaşımlar; enişte-kayın ortaklığı gibi olmuyor. Samimiyet ve çıkarsız ilişkinin ürünü oluyorlar. -evlenmeden kalıplara aşina olmam çok iç açıcı değil.-

Berk ile Aysar hakkında ilk konuştuğumuzda, ”Kimse okumasa bile ben okurum abi.” tepkisini almıştım. -bu kadar kıymetli çevrem var. bir de ben.- O mesajın anlamı kadar ömür yaşasam olurdu. O samimiyet ve istekli olma durumu okumaya. Yeterliydi benim için. MAFGAB olarak çalışmalara ilk kez başladığımız andan bu yana bu samimiyeti hissetmem de işin en güzel yanlarından. Sansüre karşı büyüyen tepkiler ve birlikte bir şeyler yapma isteğiyle başlayan bu süreç, her birimize kattıklarıyla bambaşka bir hale büründü. Elbette her şey mükemmel demeyeceğim, hiçbir şey mükemmel değilken hayatımızda. Ancak sorunlar ve sıkıntılardan da en az derecede bahsetmeye çabam. Sorunları ancak ekip olarak tartışabiliriz. -yoksa ne anlamı var yaşamın?-

Nasıl bahsedeceğimi -kırk günlük demlenmeye rağmen.- halen daha çok net bilemiyorum. Ömrü kapsayacak bir uğraş olarak başlayınca genelde yaşadığım sıkıntıları burada görememek bile yeterli aslında. Çok şey yok o zamandan bu zamana hayatımda. Ancak, fikrin ve beraberliğin gücü ile ilerleyen süreç bizi halen diri tutuyor. Bir buluşma ile yükselebiliyor heyecanımız. -o kadar da ruhsuz varlıklar değiliz sanırım.-

Kuşlar, sonra
Kavlanan ensemizde serin gülller
Durgun sular gibi değil
Bir volkan, devingen
Çekici vur zaman durur

Tav-Ali Türkalp

Biriken zaman olduğunu düşünüyorum. Evet, sonra kullanamayız. Çok bahsettim bundan. Kimliklerimiz ile zaman dost olmalı. İşte o dostluğun birikimi. O zamandan beslenerek büyümek. Tüm dostlarıma değinebilecek kadar yetenekli değilim. Bu yeteneksizliğim ile bahsetmemden de Ali alınmaz sanırım. -umarım kardeşim.- Yaşanılan her anının paylaşılamayacak olması kadar kıymetli çok az şey var. Bu anlar da az. Ancak, düşününce çok daha fazlaymış gibi geliyor. -hafızam yalnız onları anımsıyor belki de.- Bir gün Mavna ile alıntılar yaparak yazabileceğim bir ortam olmasını çok zor hayal ederdim. Şimdi daha çok okunan yerlerde bahsetseydim keşke klişesine de girmeyeceğim. Burada bahsediliyor işte. -kızmadım.- Yeterliliğini değil de varlığını seviyorum.

Biriken zamanımın çoğunluğunu oluşturuyor Mavna ve içerisindeki tüm arkadaşlarım. Çocukluk olarak gördüğümüz haşaralıklar, oyunlar, heyecanlar, ilk buluşmalar, lise maçları. -aşkı hiçbir zaman çocukluk olarak göremedim.- Şimdiyse, kimin nikahında şahitlik yapacağım acaba, acaba ilk hangimiz evlenecek? sorularının içindeyiz. Halen yazan, okuyan, uğraşan kimliklerle. Uğraşın eksik kaldığı noktalarımız olsa da, bilincinde olarak harekete geçtiğimiz, kendimizi sürekli sorguladığımız, yolun anlamı ile hareket ettik. Ediyoruz. -ilk kez birinci tekilden uzaklaşıyorum. teşekkürler.- Bugün beni-bizi harekete geçirici ilk sözün dergi ve fanzin olacağını biliyorum. Bir de matbuu basım. -yolumuzda parasızlık ağır basmakta.- İlk kez şarkı söyleyen beni hatırlatıyor anılar. İlk kez dizgi hazırladığım, çevremin yazma çabası ve heyecanını. Sonra, bu çaba ile açılan yolları. Ve bir daha başvurulmayacak kapıları. -erken öğrenmek anlam kazanıyor.-

Alıntılara bağlı kalmadan ilerlemeyeceğim. -kıymetlerini azaltmam umarım.- Ali ile her konuştuğumuzda birbirimize söylediğimiz ilk şeylerden biri oluyor Neden?. Benim yazmam ve onun yazmaması ile ilgili. -seviyorum kardeşim seni.- Her okuduğumda şiirlerini, benden daha iyi yazan bir tanıdığım olduğu için duyduğum heyecanı unutmayacağım. -umarım unutmayacağım kadar yazar.- Bu şiirinin isminden izlediği yola kadar duyduğum heyecanı hatırlıyorum. Aynı sayıda benim, iki yıl önceki başkanlık seçimleriyle alakalı yazdığım gerçeği ile yüzleşiyorum. -gerçek olmamalıydı o seçim.- Zor gençliklerimiz olmuş. -çoğumuzun olduğu gibi.-

Dürtüm kalmak ve gitmek arası
Ki yeşermiş kalem
Artık varmaz elime
Derde göğe sığmaz
Yemişe, sağ-a ölü-ye

Yazgı Bağırganlığı-Berk Can

-sadece şair arkadaşlarım yok.- Dün yeniden okuduğumda şiiri, bir başka isim yazsa başlıkta, bir şairin köşede kalmış şiiri olsa yadırgamazdım. -yadırgamadım.- Berk ile bağımızın tasvirini yapmam pek mümkün değil. -tüm sevdiklerim ile hemen hemen.- Arkadaşlarımı da anlatmıyorum bu yazıda. -anlatılmaz yaşanırlar. ben değil.- Yalnızca fikir ve çabanın ne ile kıymetlendiğini yeniden anımsadım. Neler ile daha da yüceldiğini, diri kaldığını ve bizi dirilttiğini. -haşa.-

Sanırım beni umutlandıran en büyük detay da yazı ve fanzinde bu; fikrin yıllar boyunca diri kalabilmesi. On yıl sonra da bu yazılar okunabilecek. On yıl sonra da arkadaşlığımız sürecek demekten farksız. 21 yaşıma kadar on yılı doğru dürüst yaşamamışken, bu umut bile yetiyor. -umut ekmeğim.- Dostluklarımın, fikirlerimin gelişmesi de bu çaba ile oldu, oluyor ve olacak. Kısıtlı yaşamım olsa da olacak. Haddi aşsam da. Ne olursa olsun, fikirleri geliştiren ve varlığımızı anlamlandıran -hiçbir anlamı yokken.- çabalar ile ayaktayım. Zor duruyorum bunlara rağmen ama ayaktayım. -gereksiz bir detaydı, mazur görün.-

Şiir değil elbette beni etkileyen tek şey. Yahut yalnızca şiirler de yok fanzinde. -sanırım adını anmadığım her arkadaşımdan özür dilemem gerekecek. yalnız olsaydım keşke de diyemiyorum, iyi ki varlar. ben yazmasam da varlar.- Gençlik varlığı ile yola çıkıldı elbette. Sanat heyecanıyla. Kültürlü olma çekiciliğiyle. Ve o kavramların içindeki bütünlük unutulmadı. Yüceliği ve barındırdığı denizler içre deryası unutulmadı. Bize ulaşanları ve ulaşmayanları da severek. Temsil ettikleri ile değil de ürettikleriyle var ettik. -kimlikleri herkes tarafından farklı yazılmakta sanatçıların.-

Kimse tanımaz beni
Herkes sokaklarımı adımlar
Kimi gökyüzüne bakar
Kimi yalnız asfalta
Birini gören birini bilmez

Kimse Tanımaz Beni-Beyza Nur Gürel

21 yıllık hayatımda unutmayacağım iki şey kaldı geriye. İkisinin de kayıplar ile hatıramda yer etmesini garipsemekteyim. İkisinin de en olunmadık anlarda olduğunu. -hangi kayıp varlığını belli edecek?- Anların kıymeti kıymetini yitirmişti. Çok övdüğüm zaman kavramı, anı yaşam isteği soğutmuştu kendini. Yavan kalmıştı her şey. -detaylı anlatma haddim yok.- Bir sesin en sessiz olabildiği anı yaşadım. En heyecanla dinlediğim seslerden birinin sessizliğine şahit oldum. Yalnızca ağlayan sesine. Yalnızca gözlerinden süzülen yaş ile anlatsa yetecek şeyi sözleriyle de dökmüştü. Melek aramıştı bu şiirin yayımlandığı sayıyı hazırlarken. Sonra bu şiir daha da anlam kazandı. -ne okursam okuyayım daha üstü gelmeyecek.-

Acı ve üzüntüden bahsetmek pek beni yansıtmıyor. Konu ne olursa olsun, hüznümü yaşamak istiyorum. Yansıtmak değil. Ancak, yukarıda yazdığım bölümden sonra yaşadığım bir olayı anlatarak devam etmek istiyorum. Beyzamızın abisi Ömer Abi ile otururken tek bir şey söylemişti. ”Ben, yakınında vefat yaşayan insanları aramazdım acılarını hatırlatmamak adına. Tekrar yaşasınlar istemezdim. Ama şimdi, bu acı varsa yaşamalı ve hissetmeli insan. Kayıpları bilmeli. Basit olmadığını anlamalı.” -umarım eksikliğim olmamıştır.- O anın ruh halini unutamıyorum. Söylediklerinin bir sene sonra ne kadar anlamlı, kıymetli ve gerçek olduğunu kavramam ile çok daha büyük bir gerçeklik ile yüzleştim. Sanırım bu yüzden de ana daha çok kıymet vermeye başladım. Hislerimi ifade etmekten kaçmamaya, yaşayacağım duyguyu en derinlerde yaşamaya başladım. -bu öğreti için bu olaylara ihtiyaç yoktu. orası ayrı değil.-

Çok değinmeyeceğim, bu konu çok daha özel ve burada heba etmemeliyim. Çok uzun zamandır da açmamışken, yeniden yaşadığımı hatırlattı bana. Ne için yaşadığımı. Bir çabanın içinde en büyük desteği görüyoruz artık. Ne düşünürsek Onun için de, kimi seviyorsak Onun için daha fazla, ne üretiyorsak Onun için daha azimle. Varlığını hissederek. Korkmadan; Onun korkusuzluğu sayesinde. -ışıkla.-

ağzı durmaz
başka şansı yoktur zira
korkuları susturmak
kutsal ödev olmuştur
üstüne yeni inanç eklemiştir

Kıyamet-Ahmet Tuğrul Çüngür

Kutsal ödevimiz; öğretileni sorgulamak. Öğretilerin nereden geldiğini yargılamak. Çocukça bir heyecan, olgun bir yaklaşım ile. Asalak hareket ve boşboğazlık hayranlığı ile değil. Düşünme ve üretme isteğiyle. Bilerek zorluğunu. Bilerek yolun çıkmaz sokakları olduğunu. Bilerek denizin derinliğini, sığ kalmamak adına. -üstelik bana rağmen.-

Değinmediklerim var. Varlar. Kıymetliler. İyi ki varlar. Sokağımdaki kitapçı kadar dolular. Sokağımdaki kitapçıyı dolduran fanzinleri çıkarıyorlar. Sokağımdaki kitapçıyı dolduran fanzinlerin içeriğini hazırlıyorlar. O fanzinleri hazırlarken yolu unutmuyorlar. Yoldan geçmiş ustaları anmadan ilerlemiyorlar. Bir mavnada, ulaşmak için okurlara, yitirmeden denize saygılarını. -kusurluysam ki öyle, affola.-

Okuma, izleme, yazma çabası. 41 kere Maşallah demeden geçmemeliyim bu yazıyı. -kendi kendine de denmez ama işte.- Seslendirme çalışmaları başladı. Video düzenlemesine de umarım hızlıca alışırım. Haftalık bölüm de şeklini alıyor. Umudum pazartesiye yetiştirebilmek. Annem geliyor iki güne, heyecanlıyım. -teşekkürler.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 41. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugünkü yazıya anlam katmasını umduğum eser ile ses olayım. Yeniden okuyup bakınca aklıma Güzel Ne Güzel Olmuşsun geldi. Dinlenir. Güzel hikayeler ile biriktirin zamanı. Kıymeti geç de olsa anlaşılır. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Biriktir.

ufuk tuzağı

lamba, ışıksız güneş
terimsel tarif etmekte zorlanıyor
aşkı. doğallıktan yana sakalı. kirli
sözleri benimsemiyor, anne. henüz dağılmakta
cenaze kalabalığı. içlerinde hak
haram

alaca, beyaza yakın
çolak ayna, kesilmiş elleri hem
kazımakta toprağı. korunmuş suratı
çenesi heykel sanatından. ancak insan
yaratabilir. o gücü, karşısında
acizliği

mahpus, alaca lamba. tek
tren sesleri, kavuşmalar ışıksız
yola küfür, adımlar volta. aya
dair hikayeler istemekte kalemi. sırat
çoktan geçilmiş. satılmış köprü. aya
dair yazacak

Zaytung 41. Gün Ses Kaydı

Yorum bırakın