Kimsenin elinde bir metin görünmese de herkesin aklında bir senaryo vardır aslında.
Beyoğlunun En Güzel Abisi-Ahmet Ümit
Doğar, büyür, yaşar ve ölür.
Hiçbir senaryonun böyle bir senaryosu yoktur sanırım. -sanat filmleri de dahil.- Ancak ilk bölümü temsil ediyor olabilir. Yahut kavramları detaylandırıp insanları soğutmak istememişler yaşamdan. -yeterince şey yok çünkü.-
Konuya çok hızlı bir giriş yaptım sanırım. -bunu da kullandıysam tamam, yuh artık!- Ancak yazdığım konuların ana kaynağını yazdığımı hissediyorum bugün. Yaşamın sebebinin sorgulanıp çoktan bir yola girmiş olmam gereken yaşta üstelik. -geç kalıyorum.- Bunu gerçekten istediğimden de şüpheliyim üstelik. Günlerimi ne ile dolduruyorum, boş bir günüm var mı, hangisinden daha iyiydi bugün, ileride -eğer ileriye gidebilirsem.- anlatacağım kaç tane sağlam hikayem var, bunların kaçını kendime anlattığımda yalan söylemediğimi bileceğim? Korkuları sıyırmaya çalışırken içimden onların ısrarlı var olma çabası ile karşılaşıyorum. -galip gelemeseler de çetin geçiyor mücadele.-
Hemen her gün daha erken yaptığım, yaşadığım bir anı hatırlamaya çalışıyorum. -unutup unutmadığımı bile bilmiyorum halbuki.- Yirmi bir yılın geçmişine, ilk adımlarına -sanırım daha doğru adımlardır şu günlerdekine göre.-, ilk ağlayış ve gülüşlerime. Uzatmaya çalışıyorum geçmişimi, yeterince hayatta değilmişim gibi ufakken. Bir arayıştan daha çok unutma kavramına duyduğum kızgınlıktan sanırım. Kendi yaşadıklarımı dahi unutursam ne kalacak beni anlatana, hangi kitaba, şiire sığınacağım? -hiçbiri arasına almak istemez beni.-
Sinopsis derken aslında yeniden bize dayatılan, belki kötü niyet olmadan öğretilen kısa cümleyi açıklamak niyetim. Her film hayattan, hayal gücünden, fikir ve yorumlamalardan bir anı aktarırken neden her birimizin yaşadığı hayat için bir sinopsise ihtiyaç duyuyoruz ki? Neyi anlamsız ve basit görmeye çalışıyoruz? Yaşanılan ufak -aslında hemen her şey gibi büyük.- bir olaya verdiğimiz tepkiler ile yaşamın kudretini, inançlarımızın büyüklüğünü överken neden acziyete bağlanıyoruz? -evet aciziz, ancak yaşadığımız hayatın tek acizi de biziz.-
Oda ve sen
Yaşamak-Cahit Zarifoğlu
Dayanabilirsen
Bize ağır gelen kendimizdir. Yolda, okulda, işte başkalarıyla birlikte taşıdığımız kendimiz.
Oda ve sen/dayanabilirsen. Kaçımızın -ben de dahil.- bulunduğu yer ve zamandan memnun göründüğü yahut olduğunu tahmin edemiyorum. Her anın zorluk ve çekilmezlikleri sinopsisin ölür kelimesinden daha değerli geliyor sanırım. Ölür; bunu unutsa da, bir inancı olmasa da, milyonluk tarihi yönetse de. Değişmez. Sonda yazılması son olduğunu da göstermez üstelik. Hiçbir film ondan etkilenen insanların aklından silinmeden ölmez. Yaşamını sürdürür. -istemese de.-
Bu kural da değil. Kuralları da biz koyuyoruz, belli sınırlar içerisinde. Yaşayacağımızı biliyor, doğuracak çocuklar olduğunu fark ediyor, ölümün sırtımızda taşıyoruz. Dokunamadan, göremeden. Ölüm yazısı değil, biliyorum. -belki bir yazı da değil.- Yaşamı o olmadan anlatmak, güzellik ve esenlik talep etmek de mümkün değil. Yolu yürümeden mutluluğu da hatayı da yaşayamayacağımız gerçeği.
Yaşamın genel kanısını yıkmak hiçbir zaman mümkün olmayacak. Onun bizden bağımsız ilerliyor oluşu, biz olmasak da ya da bir şey yapmasak da varlığını sürdürecek oluşuna takılıyoruz. Yaşamı çevremizde gelişen olaylar olarak yorumluyoruz. Aslında ufak bir gücümüz olduğunu kavramak, egoyu gereken yerde tutabilmek adına güzel bir uğraş. Bunun sürekliliğinin -sürekli bir şeyler yazmak gibi.- getireceği zarar ise yaşamdan ve kendimizden tamamen kopmak oluyor. -feda edebilir miyiz kendimizi?-
Yaşamak bir sokak lambası gibi
Yaşamak-Cahit Zarifoğlu
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki.
Tam olarak bu hissi yaşadığımı düşünüyorum bu yazı özelinde. Zorla atılmış, nerede olduğunu bilmeden adımlayan, bazen bir ışığa sığınan, bazen soğuğun kesilmesini uman. Nerede olduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini; o ortamda hayatta kalabilmeyi öğrenince de tekrar evine kabul edilen çocuk gibi. -hiç kaçmadım evden, düşünceler sadece.-
Yahut anlamak ve araştırmak için hiçbir adım atmadan, en basitinden lambanın her gün kaçta yandığını öğrenemeden de ayrılabiliyoruz sokaktan. Özgürlüğünün farkında değiliz yaşamanın. -bu kadar genelleme yapıp yalnızca kendimi anlatıyor olmam da garip.- Bize yazılan senaryo içerisinde olduğumuzu düşünüyoruz belki, yahut yalnızca çevremizdekilerin yazıldığını. Hiçbirinin, kendimizin de, araştırmasına girmiyoruz. Karaktere hiçbir şey katmadan gerçekleştiriyoruz performansımızı. -kötü oyuncular da iş yapar, nadiren.-
Bir senaryo varsa, bunun içindeysek bile o karakteri harekete geçiren; onu yaşayan, vücut olan biziz. Yeter ki kavrayabilelim karakterin gücünü. Sığındığı her yerin bir anlamı olduğunu, her özgürlüğünün bir sebebi olduğunu. -olmayanın da etkisi vardır senaryoda.-
…ve gördük ki mekan değildir, zamandır önemli olan ve lakin o da değildir, eylemdir önemli olan ve o dahi değildir, kalp olmadıkça.
Yaşamak-Cahit Zarifoğlu
İnanıyorum kelimelerin gücüne. -boş konuşmaya da, yoksa neylerim.- Yazılan bunca güzelliğe rağmen de yazıyorum, korkunç bir inanç.
Her eylemimizin tek danışmanı kalbimiz olmalı. -gereklilik kipini kendime kullanıyorum, hiçbir kişi ve kurumu bağlamaz.- Sinopsis değişmeyecek olsa bile, senaryonun her parçası içerisinden yeniden dallar, yollar, krallar, soytarılar, memurlar, işçiler, katiller ve cesetler var olacaktır.
Yaşamak güzel, karakterimiz de fena değil aslında. Zenginleştirmek -maddi olmasa da.- bizim elimizde. Yaşam bizsiz devam edebilecek kadar gelişti. Bizim yaşamımız için uğraşacak bir khk da çıkartılamaz. Kendi karakterimize ne katarsa filmin sonu daha büyük başlangıçlar getirecektir. -benim filmimi gösterecek salon bulamam.-
Son günlerde düşüncelerim ve fikirlerimin ağırlık olduğu yazılar ile buradayım. -amaç da buydu.- Tabii ki bir film, kitap, düşünceler, isimler üzerine de konuşmak istiyorum ancak zamanımın daralması araştırma yapmama engel oluyor. Daha sığ birisi olarak karşınıza çıkmak da istemiyorum.
İşten de bahsetmeyeceğim artık, alışıyorum. Ayaklarım biraz daha geç alışacak.
Zarifoğlu okumamı daha net belli edemezdim sanırım. Okumalar devam etmekte, zenginlik katıyor -varsa.- karakterime.
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 21. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmaya ve dinlenmeye hazır-nazır. siyasiyabend ile Ağrı Dağından Uçtum diyip sesleniyorum bugün. Bizon yine hayran bırakmakta kendinde. Dinlerseniz mutlu olurum. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dinlersen.
kırık kemik
sis, yaradılışı insanın
kumbara boşaltan çocuk, heyecanı
parasızlığın. çok sonra izlediğin
filmin hırsızlık. yaraların deşilmesin
kayıpların yüzyıllar. çalındı
ilerleme
ham, yaradılışı insanın
-dahası hala-
payına düşen köşe, bulvar
süslemekte uyluklarını. gece
üşümez ellerin, insanların
nefesleri
bağ, yaradılışı insan duygusunun
omzunda adem elması. çirkin
duruşu aynada, bakılması yasak
çürüklerini seçelim! haykırma, sesin
çıkması, değil çok; sündürmekte
zamanı