Devlet? Dersi mi?

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

Meçhul Öğrenci Ağıtı- Ece Ayhan

Devlet Dersi’nin girişinde de yazılıdır bu dörtlük. İlk okuduğumdan bu yana şiiri, her anımda hatıramda tutmaya çalıştığım bir gerçekliği anlatıyor bana. Çok güzel bir eğitim dönemi geçirmiş biri olarak -maddi özgürlüğe ihtiyaç duymadığım süreyi kapsıyor.- yaşanılan çocuk istismarı ve ölümlerini hep merak edip empati kurmaya çalışmaya gayret ettim. -dünyada yalnız değiliz, çocukluğumuz da değil.

“İlk kez ‘öteki’ olmaya başladınız.” ve “Cezasızlık bir kültürdür.” bölümleri giriş yazısında en çok etkilendiğim yerlerden oldu. -gerçekleri kitaplarda görmek mutluluk veriyor.- Aslında herhangi bir devleti değil evrensel düzeni ve her coğrafyada yer alan “olağanüstü hal hakkı” gerçeğini yansıtıyor. Kitapta en hoşuma giden de bu oldu; siyasi eleştiri yapıyoruz evet ama kim olduğu, hangi renkte ve ağızda, kaç yaşında, ne yaptığını değil çocuklara karşı sergilenen tutumu aktarıyor. -günahsızları, bize öğretilen ifade ile.-

Kitaptaki birkaç örnek -ki örnek değiller, hayat ve ölüm hikayeleri aslında.- ile gitmeyeceğim, kitaptaki aktarılan her hikayeye de değinmeyeceğim. Saygısızlıktan değil yalnızca saygıdan. -ölümleri ve istismarları anlatmak her daim zor gelmekte.- Kitabın vurucu noktaları, yalnızca Başlarken metni içerisinden seçtiklerim ile ilerleyeceğim. Hikayeler kitapta, emek ve çabaların sonucu ile aktarılmış ve anlatılmış durumda.

Şiddetin veya kusurun kaynağının devlet olduğu hallerde ortaya çıkan cezasızlık kültürü, muazzam işlevseldir.

Devlet Dersi-Gökçer Tahincioğlu

Her daim çekindim bir şeyleri aktarmakta. Ne düşünülür, çevremde her düşünceden insan var ve mutluyum bu yüzden, içlerinden birkaçı bozulmuş bu deyip dinlemeden ve bilmeden neden öyle aktardığımı, beni yargılar mı sorularıyla doluyum. -seviyorum her biriyle iletişim kurmayı.- Sonrasında aklıma direk benim onları dinlerken saygısızlık yapmadığımı, dinleyip anlamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Ne derlerse desinler de hep uzak kalacağım, seviyorum anlatmayı bir şeylerin sebebini. Ancak eleştirme kavramından da uzaklaşmayacağım. -kendimi eleştirmekten de müthiş keyif almaktayım.-

Günümüzün ve hemen her devrimizin cumhuriyet tarihinden bu yana konuşulan, tartışılan, kabul edilen ve eleştirilen kavramı aslında devletin güç ve şeffafsızlığı. -bizde de güçler ayrıydı bir dönemler.- Her dönem belli bir kesim iktidar kavramını ülkenin sahibi olarak görmeye başladı. Bir şeyler değiştiğinde ise hatırlanan tek şeyin, ayakta olan ve koltuğun hareket edemeyen bir şey olduğunu aktaran kavramın devlet olduğunu hatırlattı. -hiçbir dönemde de o kısa zaman, devletin soyutluğu hatırlanamadı.-

Bu minvalde de devletin güç ve şeffaf olma kavramları her dönemde -hemen hemen- yeniden tasarlandı. Güce hizmet eden kavramlar; para, aileler, ihaleler, uzaktan değil baya baya içten yönetilen medya her daim el üstünde tutuldu. -sonra da isimler değişti yahut karartıldı- Halk ile başa -baş kavramı çok ilkel bu arada.- gelen yönetim ise -hiçbir zaman da iktidar olamadılar.- halkın her kesimine hizmet getirmeyi büyük masalarda, dinlenmeyen telefonlarda unuttu.

Vetabii çocuklar bu uğurda yahut umutsuzlukta unutulmanın yanında unutturuldu da. Kitapların yalnızca ufuklar açtığı, heyecan uyandırdığı değil; hikayeler ve acılar anlattığını da aktardı. Çocukların konu olduğu herhangi bir çocuk kitabı dahi kalmadı. Onların hem kendinden hem de çocukluklarından uzaklaşması için her çaba gerçekleştirildi. -tek gerekli sorun buydu değil mi?

Devletin çıkarları için, bazen, yaptıklarını gizlemesi, yapılanların nedenini aktarmadığı zamanlar oldu, oluyor ve olacak. Çocuklara ne olduğu sorusunu ise -evet anneleri kadar içten soramayız belki.- cevap bırakılmadan yanıtlayan tek güç -yahut, kesin korkaklık- devlet oluyor.

Ötekilerin haklarını savunanlar da o andan sonra mağdurla aynı kategoridedir ve hedeftir.

Devlet Dersi-Gökçer Tahincioğlu

Bu durum çocuklar için de geçerli mi? Geçerli olmalı mı sorusu çok samimiyetsiz geliyor. Gerçekten öyle mi değil mi? Sorunun bu olması, cevabın da hemen herkesi tatmin etmesi gerekmekte. Çocuklarımızı -doğmadan çocukluğum ve çocuklarım yazıyorum bu metni. – hangi anlarda bir militan, suçlu gibi yetiştirme yolunda adımlar atacağız ve o ufaklıklar -yaşadıkları çok büyük olabilir.- bunun ne demek olduğunu vurulmadan anlayabilecek mi?

Kimin çocuğu olduğumuzun sorumluluğu sadece bizi etkilemeli. Kararlarımızı vermemize yardımcı olabilmeli. Evet, burası doğru. Ancak bir gün neler olduğunu anlamadan, büyüdüğü topraklarda, fikrin ne olursa olsun, çantanı hangi kitaplar ile doldurduğun önemsiz bir şekilde vurulmamalısın, hiçbir gücün istismarına, sevmediğin hiçbir insanın kucağına gönderilmemelisin. -çocuklar ile ilgili de kötü düşünmeyelim hani. bazen pozitif ayrımcılık gerekmekte.-

Öteki kavramının bir gün gerçekten var olmadığını, -en azından- olmaması gerektiğini düşünebilecek miyiz? Vakit ayırabilecek miyiz bu düşünceye? Ama kelimesinin gücü ve algı ile oynuyor oluşunu da umuyorum ki o döneme kadar anlayabiliriz. -kötü yazıyorum ama.. yok öyle bir şey.-

Hafif hissetmek, bahara kavuşmak, güzel bir son görmek istiyorsanız okumayın.

Devlet Dersi-Gökçer Tahincioğlu

Bu bir gerçek. Kitapta taraflı bir tavır ile okuma yapmak yazara ve yazılan hikayelere -ki hikayeler daha kıymetlidir.- karşı hissizlik oluşturabilir, anlatılanları samimi ve gerçek görememenize sebep olabilir. Yahut görmemenize. Ancak halen birilerini öteki olarak görmeye devam ediyorsak unutmamalıyız ki, bir gün bizim de başımıza gelen insanlık dışı bir durumda biz de öteki olmaktan kurtulamayız. -ben de ötekileşiyorum birilerine, öteki olmayan insanlara karşı.-

Ötekileştim çokça, bana karşı iyi biriydi ama.. diye devam etti cümleler, unutturuldum, dava dosyam takip edilmedi, büyüyemedim kitap boyunca. İki kez okudum, iki kez yaşadım, iki kez bilinçlendim. Bilinçli hissettim bunları, ne kadar öğrendiysem o kadar bilinçli hissettim. Ancak kitaptaki hikayelerde hiçbir çocuk bilinçli değildi, hiçbiri öğrenememişti henüz çocukluklarını, öğretmenlerine hayran olamamışlardı. Annelerinin sesini bir kez daha duyamadan, aşık olamadan yahut onlara aşık olunmadan, büyüyemeden unutturuldu. -yahut hiç unutulmadan üzerlerindeki toprakla oyunlar oynadı.-

Huzurlu uyumak zorlaşıyor. Çocuklarla ilgili her düşünce ve kitapta aklıma Devlet Dersi ve Kardeşini Doğurmak kitaplarındaki gerçekler geliyor; gerçek olmamasını ummama rağmen.

Bugün bir kitabevinde çalışmaya başladım. -mutluluk.- Bu yüzden yazı biraz gecikti, herhangi birinin -benim dışımda.- zamanında beklediği bir şey ise eğer ufak bir bilgilendirme. Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 17. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmaya ve dinlenmeye hazır ve nazır. Yarın iş var. -Bu cümleyi kurdum, evet.- Her anımızda olması ümidiyle. Kitaplara daha çok zaman ayırın efendim, benim gibi boş çok blog yazarı var. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Ayır.

belkıs

çamur, tenin çok temiz
halbuki
sağım çok beslenmiştir
annemin hamuru
sesi, kokusuyla. solum belli
olmaz, çalkantılı isimlerle
doldurulmuştur, kumdan
yaratılmamış tek melek

koşu, korkusuzluk-çocukluk
sırtında devletin maaşı, ile alınmış
topları mevzilerin
kemiklerin biyolojik gerçekliğini
göstermekte medeniyet seviyemizin

kalem, çantanda ilk imzan
kitap yazılamamakta büyümek
ile onlularında
giydikleri kardeşine kalamaz, kıymetlidir
hem toprağın üzerinde
kefenin hor karşılanmakta

Zaytung 17. Gün Ses Kaydı

Yorum bırakın