Sahnede Tozlanma İçgüdüsü

Birazdan tiyatro bomboş kalacak.
Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar.

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı-Haldun Taner

Oyun ve oyuncuyu besleyen tüm kavramların yaşamın içinden bir parça ile yeşerdiği gerçeğine tutunuyorum. Taner’in alıntısındaki bölümü ilk okuduğumdan beri aklımda hep şu örnek oluşurdu; vefat eden bir tanıdığımızın hatıraları, anıları, söyledikleri nasıl işlerse evine, bulunduğu yere, kıyafetlerine; tiyatro da öyle siniyor sahneye, oyuncuya, seyirciye ve kostümlere.

Dört kez izlediğim oyunlardan aldığım tadın her seferinde artması -evet lisede devlet tiyatrosunun biletleri çok ucuzdu ve zaman da çoktu.- tiyatro ve sahneye olan hayranlığımı daha da arttırıyordu. Oyunların sonunda bir değerlendirme metni yerine şiir karalıyordum. İlk olarak da Tarla Kuşuydu Juliet oyunu sonrasında başlamıştım buna. Halen her oyun sonrası yaptığım bir alışkanlık, bağlayıcı bir çalışma halinde devam ediyor. -kimse okumuyor bu arada, gizli saklı.-

Lisenin hemen her detayına hayranken edebiyat ve tiyatro gibi şu an hayatımı beraber kurmaya çalıştığım iki sanatı bana karmış olması ayrıca sevindiriyor. Buzlar Çözülmeden ile ilk siyasal eleştirileri yapmaya başlamaktan, Bana Bir Şeyhler Oluyor ile Tanrıyla konuştuğum için babamın oyuna gelmemesine kadar. -her anında gurur duyardı, eksikliğini hissettirmedi. oyunda görmesem de beni çıkınca tebrik etmesi yeterdi.- Hocalarımla ve ekiple yaşadığımız tatlı telaşlar ve ekip olma içgüdüsü o anları daha da zengin kılıyor.

Tiyatro, dünya üzerinde dört bin yıldır can çekişen ve asla teslim olmayan tek kurum.

Bir Savaş Vardı-John Steinbeck

Ülkemizde sansür kavramıyla ilgili bir süredir araştırma yapmaya çalışıyorum; umuyorum ki detaylı bir şekilde aktarabilirim bitirdikten sonra. -her gün yeni örnekleriyle karşılaştığımız için incelemesi bir hayli zaman alıyor.- Yalnızca ülkemizde bile her dönem ciddi sayıda var olan bu kavram; evrensel olarak hemen her coğrafyada vardı ve olmaya da devam edecek. -bizdeki kadar olması biraz zor da olsa.- Sansüre en çok maruz kalan sanatlardan biri hatta belki de başındaki tiyatro oldu. Toplumu etkilemesi, harekete geçirici bir etki uyandırması ve izleyicilerin üzerinde bıraktığı etki, tiyatroyu her zaman sansüre maruz bıraktı.

Ülkemizde ve dünyada henüz sahnelenmeden, baskı aşamasında yakılıp örnekleri yok edilen metinlere dahi ulaşmak mümkün. -detaylıca anlatmak için sabırsızlanıyorum.- Bunun yanında maddi imkansızlıkların da baş gösterdiği anlara, sosyal baskıya, çeviri sıkıntılarına rağmen tiyatro halen yaşamını sürdürmekte. -iyi ki.- Devlet Tiyatroları dahil pek çok tiyatroda günümüzde oyunculuk yapan isimler dahi bütçe olarak ciddi sıkıntılar yaşamakta. Tek inanç ve bağlayıcı unsur; tiyatroya duyulan aşk ve sahne tozunu yutmuş olmak. -tüm tiyatrocular bağımlı arkadaş!-

Pandemi sürecinden dolayı zaten uzun süre perde kapatan sahneler tam sosyal mesafeli oyunlara başlamışken bu kez de tamamen yasaklanma kararı verildi. -açık hava hariç, zaten her kurumun açık havada sahne kuracak bir iban hattı var.- Sanırım dün verilen kararla tekrar açılmış olsa da sahneler; yalnızca sahne üzerinde değil, sahne arkasıyla, ışık ve sesiyle, fragman, kostüm, dekor ekipleriyle ciddi bir istihdam sağlayan tiyatro bu döneme ve yaşadığı onca sıkıntılara rağmen direnmeye ve ayakta kalmaya devam ediyor. -tek adamı da yok üstelik.-

Tiyatroyu seviyorum. Cebimde biraz para birikti mi onu tiyatro biletine vermekten kendimi alıkoyamıyorum. Bizim memur takımında öyle domuzlar var ki kendi elinle bilet versen bile tiyatroya gitmezler.

Bir Delinin Hatıra Defteri-Nikolay Gogol

Üniversiteye başlar başlamaz tanıştığım tiyatro topluluğunun kalitesi ve ilerleyişi beni çok mutlu etmişti. Bölüm ve okul olarak acaba mı dedirten düşüncelerim uçup gitti bu üç sene boyunca. Tiyatronun tarihinden dramaturji çalışmalarına, ses-nefes eğitiminden sahne ve ışık duruş-tekniklerine kadar öğrendiğim her kavram için sanırım bir ömür hayranlık besleyeceğim. -üniversite tiyatroları çok yaşasın.-

Benim adıma tiyatroya gitmemek, tercih etmemek bir sorun değil aslında. Herkesin kültürlü -ki yalnızca tiyatroya gitmekle kültürlü olunmaz.- olması beklenmemeli. Ama tiyatro ile uğraşan insanlara yapılan saygısızlık ve aşağılama büyük bir sorun oluyor. O an bizi toplum olarak bilinçli kılacak, araştırmaya itecek, öğretici olacak en önemli kavramlardan birinin tiyatro olduğunu sabaha kadar savunasım geliyor. -anlaşılmayacağını bilmeme rağmen.-

İlk rol verildiğinden beri bana, ilk kez okuma ve sahne provası yaptığımdan, oyunu ve yazarı araştırdığımdan, replikleri ezberlediğimden bu yana bana kattığı en büyük anlam bir birey olmam gerektiği oldu. Her türlü role -ciddi çalışmalarla elbette, doğuştan chaplin olamadım.- girebilirim, hemen her kavramı ve karakteri sahnede canlandırabilirim. Sevmediğim bir kişiyi, bir tecavüzcüyü oynayabilirim; herkes olabilirim. Öyleyse gerçekten ömrüm boyunca sıkılmadan yaşayabileceğim, her sahne tecrübesiyle gelişebilecek, çizgileri, çabaları ve aktif rolleri olan bir birey olabileyim. -ne zaman mümkün olacak bilmiyorum, yolda bilinçli olma hali şu an.-

Her rolün kendi içerisinde oyuna etkisi, senaryonun gidişatında çizdikleri var. Ben de senaryoda küçük bir rol gibi görünsem de -ki yedi buçuk milyarın içinde bir.- oyuna etkimi doğru yapabileyim. Benliğimi başka ve daha önemli görünen roller ile kıyaslamıyım, kendi rolümü geliştirmeye, doğru yansıtmaya çabalayıp oyun sonunda -ayakta değilse bile.- çevrem tarafından alkışlanmış olayım. Ve o sahnede olma hissini hiçbir zaman unutmayayım.

Her insanın içinde bir oyun itisi vardır. Zaman zaman gerçek dışına kaçıp bu oyuna sığınır, bu “Sanki öyleymiş alemi”nin sihrinde kendini oyalar. Bundan da tiyatro doğar. İnsanın içinden, kendini, tecrübelerini, duygularını başkalarına anlatmak gelir. 

Çok Güzelsin Gitme Dur-Haldun Taner

Bu kavramı; dünyanın da bir tiyatro sahnesi olduğunu birkaç farklı alıntı ile de yapabilirdim ama insan güdüsünün yer alması bu söze daha çok itti beni.
Bu sahnede, rolleri kimin verdiğini bilmesek yahut inandığımız biri olsa da en önemli nokta rolümüzün gerekliliğini yapmak oluyor. Elbette başrol olmak zor değil, çabalanır, uğraşılır. Zaten doğru planlanan bir rol ile oyunun en önemli parçalarından biri olmak da mümkündür. -kimler kimlerle yan yana geldi, unuttuk mu? sadece kandırıldık.-

Kusursuz bir oyundaki kusur; o kusursuzluktur aslında. Çabamızı ve emeğimizi doğru yönetebilir, rolümüzü severek sahnenin tozundan tat almaya başlarsak perde kapandığında bile ayakta alkışlayan insanlar olacaktır. -seyircisiz bir oyunda oynadıysak hikayemiz duyulacaktır.-

En çok karakter kullandığım, uzun ama yine de kısa bir yazı oldu. Daha yoğun, üzerine de konuşabilecek bir şeyler yazılır belki bir gün.
Okumalar devam ediyor, bu yazı vesilesiyle eski kitap okumalarından biraz kısarak senaryo okumaya tekrar başlayacağım. Ve Kurosawa araştırmaları bugün itibariyle başladı, hadi bakalım hayırlısı.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 14. gün ses kaydı da aşağıda, yarın da ikinci hafta burç yorumlaması gelecek. Okunmaya ve dinlenmeye. Bir oda tiyatrosu örneği olarak benim çok hoşuma giden Bursa Devlet Tiyatrosunun Şiir Şuur Mehmet Akif Ersoy adlı oyununa bakılır, izlenir.
14 gün olmuş gerçekten; iki hafta, iki hafta sonu. Dahasına, bir gün; iyi yazmış aslında bugün demeniz ümidiyle. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Demen

bülbül taşlaması

belge, kanıtlanmış ölüm
sesin terlemez mi? günleri
nerede saklar, neden sarsılmaz duvarlarında
asılıdır yüzünün
takvimim?

orta sınıf, aslen fukara halkım
yeminleri kurnaz ayak
oyunlarını taşır. düzenli
açılmaz dilleri, hasır
eskimiştir, konulmaz sandığına
evli

tren, aşık atışması
sefil yazıları alnımın
daim italik
çukur-dağ yakınlığı aşık
usandırır

Zaytung 14. Gün Ses Kaydı

Yorum bırakın