İnsanı öteki hayvanlardan ayıran, geçmişe ve gelecek olana duyduğu aidiyet hissidir.
Bento’nun Eskiz Defteri-John Bergerr
Vücudumuz ve ruhumuzdan önce aile ile başlayan bir duygu aidiyet. Kendimizi tanımadan önce bir arada olduğumuz ailemiz ve çevremize karşı hissedilen, ömür boyu eksikliğini hissetmek, ait olmaya ya da bize ait olan bir şeyler için çabalamaya evrilen bir içgüdü.
Aşk, inanç, aile. meslek, iş yeri, ev gibi kavramların içerisinde aktif olarak rol oynuyor aidiyet. Kaçılacak, uzaklaşılacak bir şeymiş gibi de durmuyor. -aciz varlıklarız.- Hemen her dönemimizde ait hissetmek istediğimiz kişi ya da sebepler arıyoruz. İhtiyacımız o kişi ya da o şey olmasa da aidiyet hissine duyduğumuz özlem bizi arayışa sürüklüyor.
Özellikle Asya coğrafyasındaki inanç arayışı -ki her coğrafyada vardır farklı arayışlar, o bölge daha fazla aramakta.- bu ait olma hissinin sonucunda ortaya çıkan ve çok farklı inanç ve ibadet çeşitleri ortaya çıkaran bir yöne evrildi. Yanında ya da düşüncesinde rahat ve iyi hissettiğimiz şeylere karşı aitlik hissinden yaşama sebebi çıkarabiliyoruz. -çokça var aslında gökyüzünde.-
Belki de sahip olduğum hiçbir şey bana ait değil. Zihinsel yeteneklerim de bunun içinde. Oysa sen, tabiatın kuvvetlerine sahip olmayı istiyorsun.
Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar
İşte tam burada da bu yazıya vesile olan soru geliyor akıla: Ya sahip olduğumuz hiçbir şey bize at değilse ve biz hiçbir şeye ait değilsek? -ki öyle sanıyorum, dinen ve inanç noktasında olmasa da.-
Aidiyet kavramının barındırdığı pek çok kavramın insanın sosyal hayatında yaşadığı değişime uygunluğu son yıllarda fazlasıyla kafamı kurcalamaya başladı aslında. Bunu ailem, arkadaşlarım ile değil; bulunduğum kurumlar ile de değil aslında ikili ilişki ve kaçtığım korku ve beni yönettiğine inandığım nefsime karşı düşünüyorum. -yazıyı yazmama izin veriyor, bir çıkarı var ama hayırlısı bakalım.-
Çünkü insanın ait olduğu en güçlü -bir yandan da kopmaya en hazır.- şey kendi nefsi. Onun yolunda ilerliyor, söylediklerini yapıyor, isteyip onun izin vermediklerinden -bizim için fazlasıyla faydalı da olsa.- uzaklaşıyoruz. Ondaki aidiyet hissini azaltıp; bir arkadaşımız gibi, ara sıra görüşüp beraber zaman geçirmekten keyif aldığımız, bir projede birlikte çalıştığımız çevremiz gibi ilişkimizi sürdürmeyi başarabilirsek -yapabilen olursa ömrüm boyunca hayran kalacağım.- o zaman gerçekten kendi kimliğimize ait, kararları daha doğru verebilen, geleceği ve bugünü için uğraşabilen bireyler olabiliriz.
Kopmaya en hazır dememin sebebi de şu ki; ilk doğduğumuz andan bu yana tüm vücut ve ruhsal gelişimimizi sürdürürken korktuğumuzda, acıktığımızda, üzüldüğümüzde, kontrol etmemiz gereken duygular ve hisler yaşadığımızda ağlama içgüdüsünü geliştirmekte çok zorlanıyoruz. -benim için çok daha zorlu geçiyor galiba.- Tüm gelişim ve evrim süreçlerimize rağmen en az gelişme gösteren duygumuz aidiyet oluyor. Ondan kopmadıkça ait olmamız gereken zaman ve benliğimizi kaçırıyoruz.
Ben artık dine yer olmayan bir dünya hayal etmiyorum, ama maneviyat ihtiyacının aidiyet ihtiyacından ayrıldığı bir dünya hayal ediyorum.
Ölümcül Kimlikler-Amin Maalouf
Okul kütüphanemizin bana kattığı en önemli isimlerdendir Amin Maalouf, değinmeye ayrıca gayret edeceğim.
Tabii ki burada önemli sorun ve sorulardan biri de aidiyet duygusunun -her aşırılıkta olduğu gibi- getirdiği sıkıntı ve sorunlar. İnsanın sorumluluklardan uzaklaşmasına, kendi düşünce ve fikirlerini önemsiz görmeye, mutlu olabileceği kavramlardan uzaklaşması gibi. Bunlar gibi bireysel sorunların yanında Maalouf’un da değindiği gibi -yalnızca din aidiyetiyle değil elbette.- yaşanan ve yaşanabilecek evrensel savaş, kıtlık ve problemler gibi.
Kusur ve Sevgi başlığında bahsetmeye çalıştığım bilinçli sevgi kavramının devamı olarak; bilinçli ait olmak, kim olduğunu ve genel doğruları unutmayarak, zamanın kısıtlı, nefse yenilmenin en büyük mağlubiyet olabileceği gerçeğini unutmadan yaşamak gerekiyor. -kendime ufak bir miras, malum işsizlik.-
Aidiyet ihtiyacını tamamen kaybedebileceğimizi düşünmemekle beraber; doğru yönetilebilen tüm insani duygular gibi onun da mutluluğumuzda payı olacaktır.
Alabileceklerini kendin al ve başkalarının seni avuçlarının içine almalarına izin verme; kendine ait olmak, yaşamda esas mesele budur.
İlk Aşk-Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Yine 600 kelime yazmaya çalıştığım düşünceleri özetleyen bir alıntı ile son bölüme giriş yapıyorum. -iyi ki varlar, yalnız değilim.-
Ait olduğumuz herhangi bir kavram olduğunu düşünüyorsak; aidiyeti sahip olma ve bağımlılık kavramlarıyla kıyaslamamız gerekiyor. Bugünümüzü kurtarabilirsek bir geleceğe sahip olacağımızı unutmadan, ne ile, neden, ne kadar zaman harcadığımızı da kendimize sorarak ilerlemeliyiz. Ait olalım; kendimize. Başka hiçbir şeyden emin olamayacağız. -melekler bile ait olamamışken yaradana.-
Biraz karmaşık okumalar yapıyorum. Her gün yazılar sayesinde yeni ufuklara açılıyor gibiyim. Umarım fırtına yahut doğal afetler ile zarar görmem. -yeterince gördüm.-
Devlet Dersi ile ilgili yazıyı yarına yetiştirme çabasındayım, buraya da yazayım ki daha çok uğraşıp yetiştireyim. -bir bağlayıcı unsur gerekiyor, aciz bir genç işte.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 15. gün ses kaydı aşağılarda. Okunmaya ve dinlenmeye. Ses kaydında burç yorumları da var her hafta olduğu gibi. Bir de bir haftadır her gün bir doz aldığım Kara Aşk parçasını bırakıyorum sevgili siyasiyabend ile. Korkmadan yazmaya ve okumaya, her gün sizlere ulaşmaya devam etmeye. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Sana.
kumarbaz
yıldız, kavramlar bozuldu
günümüzde
şafakta doğana
seher, ayazı insanlığın
yüzünde
sakın, devleşen adımları
uyudu ellerin, tutmayı bilmez
kağıtları
kamburunda beslense kuşlarım
engeller şimşekleri
gül, çocukların öğretisi
uyum yasasını beklemekte
gözlerin ancak
mecliste yumrukların sesi
ancak
böyle gelir zaten ülkeme
komünist rejimi