Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Gelmiş Bulundum-Edip Cansever
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.
Uzun bir zamanı kapsamaya başladı yazılarım. Düşüncelerimde. Eve gittiğimde -gidebilirsem.- ilk yaptığım şey yazıyı yeniden okumak; üzerine düşünüyorum. -narsist bir tavır sanırım.-Bu sürecin en büyük katkısı da kendimi farklı bir şekilde anlatmanın yanında farklı bir gözden de yazılara bakmaya çalışmak. Aynı kullanıcı ile okumuyor gibi.
Blog yazıları ve internetteki hemen her içeriğin gerçeklikten ve gerçek olarak isimlendirdiğimiz hayattan ne kadar uzaklaştığını fark ediyorum. -ben de dahil.- Tweet atmaktan farklı olarak görülmüyor mesela benim yaptığım. Belki de gerçekten farksızdır; gerçekten yalnızca düşünce ve eleştirilerimi aktarıyor, hiçbir gerçekliği konuşmuyor, duyar kasıyorumdur. -kaçını yapmışım diye bakacağım kesin bugün.-
Kullanıcı olduğumuz hemen her şeyin fazlasının zararlı olduğunu savunurken her gün yazıyor olmam, bir blogta kullanıcı şifrem ile giriş yapan biri olmam da işin zıtlığı. -tamam her gün yazıyorsun, anladık.- Hele ki internet gibi bir platforma içerik oluşturup neler için kullanılacağını tahmin dahi edemezken. Sanırım tek düşündüğüm, çoğumuz gibi, girip iyi zaman geçiriyor olmam, farklı kalemleri okumanın verdiği mutluluk. -benden iyi yazıyorlar.-
Tüm bunlar bir olumlama değil aslında. Kimliğimize yüklenen anlamları harcıyor oluşumuz. Çağrılara, mesajlara, şifrelere yüklediğimiz boşluklar; tek amaç 1234 yan yana gelmesin.
Gülerken yüzün
Gülten Akın
Aşıyor geçmişin acılarını
Kendini yarına değiştiriyor
Yarın hiçbir zaman gelmeyecek.
Ancak yine de -bilinçlenmeden önce olduğu gibi.- çok anlamlı, çok dolu. -çok da az değerli bir kelime olmaya başladı.- Bir insanın, sevdiğim birinin yüzünün gülüşüne en son ne zaman buna yakın bir anlam yükledim bilmiyorum. Duygusuz bir tavır almaya ne zaman başladım, yalnızca sinir duygusunu içimde yaşamaya başlayıp onu da gülücükler ile aktaran hale büründüm bilemiyorum. Acı ve sevgi, eşiğimin üzerinde ufak bir çocuk gibi ayakları ve elleriyle yükseliyor. Kaymaları an meselesi, çok da sağlam bir yer gibi görünmüyor. -özlemişim sanki o zamanları.-
Bu duygusuzluk bir tavır alma ile, insanları sevmiyorum gibi bir çıkışla da olmuyor üstelik. Daha kendine dönük, daha çok arayışta olan -olmaya çalışan.- tavırda ilerliyor. Yoksa halen arkadaşlarımı seviyorum, onlarla yan yana olmak istiyorum. Ya da sokaktaki kedileri. Kitapları, şiirleri, yaşayan-yaşamayan hemen her şeyi. Varlıkları da güzel, tüm boşlukları dolduruyorlar sanki çevremdeki. Her gün onların hayatındaki yaşanmışlıklara dahi saygı duyup ”vay be!” diyorum. -tepkilerim bile ruhsuz oldu galiba.-
Nedenini sorguladıkça daha da artıyor o eşik. Sanki iyi ki böyle olmuş gibi. Mutlu değilim diyemem, korkunç bir durum değil. -ancak, çirkin ağlamamak isterdim.- Mutluyum da diyemiyorum sanırım, duygusuzluk garip bir kavram haline geldi. Hayata bir bilmiş gözüyle bakıp, hiçbir şeye şaşırmadan ilerliyorum sanki. -kitap, şiir ve bazı anlardakiler hariç. o kadar değil.- Bu bilmişlik halinin cahilken başıma gelmiş olması da ayrıca üzüyor, sadece kendime ve halime üzülebiliyorum.
Ne söyleyecek tek sözü vardır
Yağmur Altındaki Adam-Gülten Akın
Ne büyük hikayesi yaşayanlara dair
Ağır sallanışını duyar yarasaların
Vakit gecedir
Genelde martı sesleriyle uyuyorum burada. -sahil kokusundan nasıl uzaklaşıyorlar anlayamıyorum.- Şiirdeki adam oldum bir anda, ne haddime bilmiyorum. Ama büyük hikayem var mı, gerçekten söyleyecek tek sözüm var mı diye sorduğumda kendime, cevabım hiç tatmin etmiyor beni. Yok sanırım deyip devam ediyorum o halimle yaşamaya.
Ah bir anlatabilseydim sana. Yahut zamana gelseydi. diyerek doğaçlıyor bir şair olmadığını söyleyen Bizon Murat. Doğaçlıyor. Biliyorum ki doğaçlama için güncel örnek vermek hangi akla hizmet diye soruyorsunuz, neler var daha böyle sorular sormanıza yol açtığım kim bilir. Sözlerim olmasını anlamlandırma çabası içindeyim yalnızca. -yahut öyle olduğuna inanmak istiyorum.-
Madem bir sözüm var zenginleşme ihtimali olan; bir anlamı olsun söylememin. Söylediklerimi olmasa da olur; ben inanayım söylediğimin anlamlı olduğuna.
Ah bir anlasan artık
Bizon Murat-Zamanı Gelse
Bu etten duvarların
Yıkılamayacağını
Bunun gibi -sanıyorum ki daha sağlam.- inançlar sayesinde yıkılmıyor bu etten duvarlar. Kendisini çözemese de, duygusuz olup çıkmışsa da, özgürlüğe neden tutunduğunu bilse de etten duvar anlamlı.
Çıkardığım sonu şu oldu ki şifrem 1234 olacak. Kullanıcı bu kadar basitken rakamları ortaya çıkaran adama yine de saygısızlık bu yaptığım. Tüm bunları yeni kullanıcı şifremi belirlemeden önce düşündüm. -yalanlara inanmak ve güzel bağladığını düşünmek güzel.-
Yazılanlar zenginleşmeye başladıkça -kendi adıma tabii.- daha da heyecan ile bakmaya başladım aysara. Kuvvetli bir inancım var buraya; bir gün yalnız başıma okuyup kimsenin okumadığını hatırlamak üzerine. Ancak inanç güzel bir şey değil mi? -değil.- Okumalar devam ediyor, şiirler de. Yarına Zümrüdüanka Dergisi için bir şiir hazırlıyorum. Umarım içime siner.
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 22. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Saatlerimin en dolu anlarına eşlik ettiğini için teşekkürler. Ben bile yazıyorum, evet. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Eşlik ettiğin.
geçit
izmarit, çiçekleri tütünün
ders vermeye yirmilerinde, öğrenmeye
şimdi başlamış öğretmeni, çömez
adıyla kalmış yanında bilgin
arkadaşlarının
seda, duyarsız halkım
güzel çıkan seslere karşı
kurşun, ses. güzel yüzleri
karşı evlatlarının sararmış
bıyıkları
azrail, doğumu meleklerin
-hangi evrende.-
açık musluğu bahçesinin
endişeli, ilk saniyelerinde bedensizliğin, ruhunu
yakıştırmakta
ruhunu
yakıştır