Kumarbaz

Bilinç seviyesi ne kadar düşerse fanatiklik de o ölçüde artar.

Fedailerin Kalesi Alamut-Vlademir Bartol

Üç. -sevilen.- Üçler, yediler ve kırklar hep mutlu etmiştir beni. Yine onlardan birindeyim. Evet, toplamda 58. kez buradayım ama yeniden başlangıcın üçündeyim. Birikmiş yığınla yazılacak konunun boğuşması var aslında biraz da. Notlarımın arasında olan her konunun güncele dokunması biraz uzaklaştırıyor onları yazmaktan. Ve sanırım alıştım da çok hazırlık yerine anda yazılar yazmaya. Genelde başlık ve başlangıç cümleleri kafamda oturunca daha fazla düşünmemeye başlıyorum yazıyı. Gün ilerledikçe doluyor, başına geçince de bir şekilde dökülüyor. İyi-kötüden çok yazılmış oluyor aslında. Bugün de garip -ki artık hiçbir şey garip gelmiyor.- bir tanışma ile beni tekrar bilinç kavramı hakkında yazmaya iten bir gün oldu. Söylediklerim burada halen demleniyor ama bugün biraz daha farklı yollardan bakayım istedim. -güncel bilinci de deşiyor.- Her an daha yoğun ve kavraması zor şekilde ilerliyor çünkü. Eylemlerimin hangileri bilinçaltımın bir ürünü halen kavramaya çalışıyorum. Zorluklar var, daim olacak da. -olmalı da.- Bu zorlukların sürekli olmasını istemek de bir bilinçaltı etkisi mi onu da düşünüyorum. -stop, aydınlandığını düşünme.-

Bilincin üç yahut dört alıntı ile nasıl bir etkisi olduğunu aktarmak niyetim. Bendeki etkisi, yaşanmışlıklar da biraz destekleyecek. Holigan ve fanatizm konularına da ara ara değiniyorum ve halen bu denli etki alanı olan şeylerin varlığı beni yormaya başladı. İnsanların asıl ihtiyacı olan zamanın bu dönemler olduğunu bilsem de, bireyleşen toplulukların holiganlıtka bu denli ısrarcı olması gerçek anlamda anlamsızlaşıyor. Trump ve destekçileri -yalnızca aynadaki yansıma, gerçek olan daha yakın.- bu denli etki alanımıza nasıl girebildi mesela? Evet bizim de sorunumuz dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan gelişmeler. Fakat onlar için bir sorun teşkil etmiyor. Bilinçleri yalnızca bir ülkenin varlığını önceleyebilir durumda. Farkında oldukları tek şey Trump’ın var olduğu. Konuştukları, eylemleri, güreş turnuvasındaki yorumları ve Evde Tek Başına’da ne kadar iyi bir oyunculuk sergilediği. -yahut yokçuluk.- Evet Trump ve destekçileri örneği makul bir eleştiri olmadı. Fakat aktarmaya çalıştığım şey kitleleri harekete geçirip holigan olmalarına sebep olacak şeyin kurumsal bir yapı, spor organizasyonu, din, tarikat, baskı ve devrim olmak zorunda olmaması. Bir bireyin arkasında dahi holigan olmak mümkün artık. -türkiye bunu uzun zaman önce fark etti, stop.-

Elbette sınır dışına çıkmaya gerek yok örnekleri aktarmak için. -farklı sebepler için gerek var.- Hemen her köşe başında var olan sokak röpörtajlarında da holiganları görmek mümkün. Ve ülkemizde bireye değil kavramlara dahi indirgenmiş durumda. Fakirlik holiganları var mesela. Gerçekten fakirliğin savunucuları onlar. Karşılarında kim olursa olsun savunmaktan vazgeçmeyecekleri bir kavram ve yaşayış şekli. Eğer evinde çalmaya değer bir şey varsa ve hırsız da bunu fark ederse -ki hiç kaçırmaz.- uyandığında daha fakir olduğu için mutlu olacak seviyede. Hırsızı yakalasa teşekkür edecek durumda hatta. Yazılan ve çizilenden çok dayatılan görsellere ve sözde gerçeklere maruz kalıyor. Bırakılıyor bazen evet ama kendisi de bundan memnuniyetini gizleyemiyor. Cehalet mutluluktur düşüncesinin en zararlı tarafı da sadece cehaletini sürdürenler için geçerli olması. Bilinçsizlik hali ile ortak çizgide. Fakat bilinçsiz bebek bile aç kaldığında ağlamayı bilecek düzeyde doğuyor. Onun için yemeği getirecek şey ağlamak ve bunu eyleme dönüştürmekten korkmuyor. Fakirlik öyle ki, devlet babadan istemek korkulan oluyor. Baba figürü kumarbaz ve yalaka olsa bile söz söylenmiyor. -sözler kifayetsiz kalıyor.-

Bu durumun tam karşısında olan holiganlar da var tabii. Düşmanımın düşmanı dostumdur düşüncesi ile fikirler, kişilerin kariyeri, ideolojik ayrımlar, eylem farklılıkları önemini yitiriyor bir anda. Sistem savunucusu devrimle kol kola hareket edebiliyor. Yahut sistemin seçtiği, kolonileşme fikri ile dostluk kuruyor. Yanlış olan herkes için yanlışsa bile bir doğruda birleşmek mümkün değil. -neymiş?- Doğru kavramı ideolojilerin içinde değişkenlik gösteriyor ve bu durum “Kimler yan yana?” sorusunu ilkokul sıralarındaki çocuklara sormuş gibi bir hale getiriyor. Her ideoloji kendi fikri ve eylem planını gerçekleştirmek için uğraşıyorsa yan yana olan hiçbir ittifak gerçekten ülkenin yani seçmenlerin faydasına yan yana olmuyor. Birleşmek yıkıcı güçten çok yenilik için gerçekleştirilen eylem bir eylem olarak gerçekleşmeli. Günün sonunda fayda sağlayacak olan zaten koltukları odalarında hazır olanlar olacaksa, düşmanının düşmanı da düşmanın oluyor. -olmalı en azından.- Tüm bunların en büyük yansıması ,kendi adıma, bilinç kavramını çok hızlı öldürdüğümüz oluyor. Öğrendik, araştırdık, çabaladık. Neden yorulduk ve sıkıldık bu kadar? Evet çok şey var; bu tarz yazıları paylaşabileceğim kaç günüm kaldı, yarın okulda yemek yiyecek param olacak mı, arkadaşım gece rahat evine ulaşır mı, ideolojilerinden dolayı yargılanmayan bir insan olacak mı, kayırmalar ne zaman son bulacak? Hepsi için birleşmek güzel; hepsi için herkesin birleşmesi doğru olmayan. -bireysel, stop.-

Vicdan azabı değil bilinç azabı çekiyorum.

Fernando Pessoa

Ben bu kadar bilinçli olup olmadığımı bilmiyorum fakat bu cümleyi yaşadığım anların sayısı oldukça artıyor. Günün her anında hatrıma düşenler, gündemdeki haberler, açıklamalar, çevremdeki söylemler ve daha nicesi bilincimi tetikliyor. Farkında olduğum şeyler ile varım ve onlar beni bir birey kılıyor. Günü daha aydınlık ya da karanlık, eylemlerimi daha net hale getiriyor. Yine de bu farkındalıklarımın sürekli olarak beni yorması gerçek anlamda baskı oluşturmaya başladı. -o eksikti, hoş geldi.- Çevremde olup bitenlere sürekli dış göz olarak bakmak, farkında olayım olmayayım, gerçek bir delilik hali aslında. Bu böyle değil, yanılıyorsun, hayır canım, aslında.. ile başlayan cümleler kurmaktan geri duruyorum bu yüzden de. Her bilinç kendi içinde kuruluyor ve benim o an o insanlardan herhangi birine aydınlatma yaşatacak halim yok. Kendi eylemlerim ve söylemlerim ile en fazla bir etki alanı oluşturabilirim. O alanın özgürlüğü de isteyenin yer alması istemeyenin maruz kalmayacak olması. -fazla gitgel oldu, stop.- Vicdanım ile bilincimin benzediği tek şey ikisinin de daha çok bilmek istemesi. Bilinç geliştirilmeye o kadar açık ki; iyi-kötü ne sunarsak bize hayatımızın bir noktasında geri sunuyor. İyi olanları sunmak burada değerli hale geliyor.

Yahut bir yerde tıkanıp kalmak yerine merakını her an sürdürüyor. Neden olduğunu dünyanın, neden olduğu şeyleri insanların. Hepsini sorgulayıp öğrenmekten keyif alıyor. Vicdan da üzülen kim olursa olsun yanında olmak için adım atacak potansiyelde. -her zaman iyi bir şey değil, unutulmasın.- Onu da ayakta tutan insanların iyi olması. Haksızlık olmaması, özgür olunması. Bu kadar olumlu kavramlara sahip bizlerin bu kadar negatif zamanları yaşatması da işin zor yanı sanırım. Birey kendi içinde gelişmekten hiçbir zaman vazgeçecek yapıya sahip olmasa da yaşanılanların etkisi bunu doğurabiliyor. Elbette olması olumlanmamalı, çözüm yolu için yine eylemde olunmalı fakat güncelin sorunu da gözden kaçmamalı asla. Sıkıldığımız anların sıklığı artmış durumda artık. Çabuk tüketmek; sürekli bağlı olacağımız kavram, kişi yahut eylemlerin arayışına itti. Bu da holiganlığın ilk adımı haline geliyor. Bağlı olduğumuz şeyden kopmamıza sebep olacak herhangi bir şeyle karşılaşma ihtimalinden dahi korkuyoruz. Yani aslında güncelde holigan olmak gerçekten bağlanmak değil bağlı olmak istemekten geliyor. Dinler, insanlar, ideolojiler. Hepsi bir yere kadar. -buraya.-

Burada da bilinç devreye giriyor. Onu beslediğimiz ya da onun maruz kaldığı şeyler ile kuruluyor ve kaçtığımız şey bilincimizin körelmesine sebep oluyor. Kendi benliğimize sormamız gereken en önemli sorulardan birisi aslında holigan olup olmadığımız. Fakat bu soruyu bilincimizin sormasına dahi izin vermeyecek şekilde dolduruyoruz/dolduruyorlar bilincimizi. Benim söylemlerim de bilincin etkilenebileceği ufak detaylardan birisi. Bunlara maruz kalmak da bir doldurma, fikir aktarımı. Ancak ölçüp tartabilecek bir hal ile karşılaştığımı her şeyin bizdeki yansımasına karar verebiliriz zaten. Çıkmaz bir yolda değiliz, kendimiz ile başbaşayız ve binlerce güzel ve açık yolu seçebilecek durumdayız aslında. Bilinçli bir hal ile bunu gerçekleştirirsek o yollarda ilerlemek keyifli bir hal alır. Her şeye hakim olamayız, olmayalım da. Fakat her şey bizim karakterimize doğrudan giremez, düşüncelerimizi ele geçiremezi. Maruz kaldıklarımız bizi destekler yahut sorgulatır. En azından bu umutla bir şeyler yazılır. -öğretmen değilim, stop.-

… zira kendimize ait en mahrem şeyimiz olarak bildiğimiz bilinç, aslında içimizdeki başkaları demektir ve işte bu yüzden kendimizi yalnız hissedemeyiz.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi-Luigi Pirandello

Bu düşüncede beni çeken detay da farklı bir birey olarak görülmesi ile beraber, en mahrem şeyimiz olarak yorumlanması bilincin. Hemen her gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz detaylar ile oluşan bilincin bu denli mahrem olması insan olduğumuzu hatırlatıyor tekrar ve tekrar. -unutulmamalı.- Mahrem olan kavramlar çoka gündem olsa da ülkemizde, belirleyici olan güruh -ki neci oldukları bilinmez.- her şeyin karar vericisi haline geliyor. Bilinçleri kendileri için değil başkaları için mahremleşiyor. Ve bilincimiz ne kadar berraksa aslında o kadar bizim dışımızdaki insanlara saygı gösterip onlarla empati yapmakta o kadar rahat hale geliyoruz. Beni oluşturan şeyin yalnızca kendi kararlarımız olabileceğini kavramaya başlıyoruz. Mahrem de özgürlük de bize özel hale geliyor. Karışmak yerine ,sınırlarımıza dahil olunmuyorsa elbette, saygı duyuyoruz. Yahut ilgimizi çekiyor, merak edip o insanlarla diyalog kurmaktan geri de durmuyoruz. En mahrem halimizi yine bilince saklıyoruz. Biraz daha yük bindirmek oluyor bu ona, yeterince dolu ve yoğun. Fakat onun içinde gizlenen her detay bir şekilde eylemlerimizi tetikliyor. -iyisiyle, kötüsüyle; stop.-

Kendimizi yalnız hissetmek de bilincimizle ilgili sanırım. Kendimle konuşurken bana karşılık veren sesin -gerçekten bir ses duymuyorum, netim.- bilincim olduğunu düşünmek bana iyi hissettiriyor. Çünkü içimizden gelen ses çoğu zaman olması gerekeni söylüyor. Yapamadığımız, korktuğumuz, çekindiğimiz ve söyleyemediklerimizi aktarıyor bize. En azından bana. Çevremde de bu durum böyle genel olarak ve bilinç ise konuştuğum ikinci kimlik öğreneceğim çok şey varmış gibi hissediyorum. O her şeyi daha kolay tartıp biçebiliyor. Bizim eylemde olan halimiz, dolar kuru, asgarinin gerçekte artıp artmadığı, saatliği 10 liraya çalışmak, gelecek kaygısı, dostluklar ve ilişkiler ile ilgilenmiyor çünkü. Onlardan bizim almamız gerekenleri alıp çekiliyor. Ona kulak verdiğimizde duyduğumuz sesler iyi gelmiyorsa yahut ona kulak vermeden bizimle konuşuyorsa bu da kendimizi toparlamak için konuşmamız gerektiğini gösteriyor aslında. Bugünü tartacağımız bir bilincimiz olması için biraz sorgulama yapmamız gerekiyor. -biraz mı? çokça.-

Yalnız olduğum anların değerini sürekli fark ederken bir yandan da bilincim için bu yalnızlık anlarının artması gerektiğini de düşünmeye başladım. -zor.- Dediğim gibi, aslında her eylemimizde bir izi ve payı var ama yalnız kaldığımız anlarda kendimize ayırdığımız vakit ve o vakitlerde ne yaptığımız da bilincimizin bize sunduğu bir açık alan. O alanları gözlemlemek, hislerimizi fark etmek; aslında kendimizi fark etmek için çok güzel bir zaman dilimi. Başkası yahut başkaları ile yaşayacağız zaten o anı da; bilincimiz kaç kişiyse o kadar. Hem cinsiyet de yok. Kim olduğun değil ne düşündüğün ve hissettiğin önemli. Etkilendiklerini iyi-kötü ayırmış da. Eylemlerine çeki düzen vermeni söylüyor. Vicdanınla beraber hareket ediyor, adımları yakın birbirine. Tanıdığın insanları yargılamıyor, almaya ve vermeye çalışıyor hayattan. Yaşıyor. Olabildiğine hem de. Gece de gündüz de, ses için açtığın program dönerken de, insanlarla konuşurken de, rüyadayken de. Aslında insan olmak için yaratılan şey bilinçmiş gibi. Yahut o kavramın içini doldurması gereken şey. -dünya eleştirisi? yeterli, stop.-

Bilinç yalnızca sen hiçbir yere gitmiyorken berraktır.

Sır-Osho

Yalnızca eylemde değilken, durup biraz düşünürken. Zaman ayırmalı. Kendi eylemlerin için. Yarın adına holigan olmak sadece eylemlerde mümkün. Kavramlar geçici, insanlar ölümlü ve bilinç yalnız ayakta. Çocukluğunla ve öleceğin bilgisiyle ayakta. Her eylemin öleceğinin bilincinde. Bilinç kirletilmek için müsait, temiz doğuştan. Bazen en sessiz benliğin bazen sessizlikte en çok konuşan. Varlığı seni sen kılan.-

Her şey için karamsar her şey için iyimser olmak çok zor. Bir gerçeklik ile yaşamak, tek doğrunun varlığını savunmak ve kendinden uzaklaşmak çok zor. Bir tane de değil birden çokken üstelik. Hepsi sen misin bilinmez ama senin gördüklerin ile varlar, seninle adımlıyorlar. Sürecin yaşayanı sen, kurtarıcısı onlar. Kapıldığın tüm hislerin sebebi onlar. Eylemlerin, aşırılıkların, kaçışın, inanıştan uzaklaşman yahut ona ulaşman onlardan sebep. –ulak, iyi film. stop.-

Uzun gün, kısa uğraşlar ve okumalar. Tanışılan kıymetli bir insan, bir daha karşılaşmayacak olma gerçeği ile değerleşen düşünceler. An kıymetli ve an doğru. Yalnızca bir insanın bir saati ile daha da anlamlaşan bir gün. Ses kayıtları beklemede, sınavlar ile ufak oyunlar. Yahut onlar benim bölüm sonu canavarlarım. -bitti, stop.-

Vetabii bir şiir karalaması da aşağılarda. Okunmak üzere hazır-nazır. Podcastler de beklemede, her biri elimde fakat telefon çok kalabalık. Yeniden Ulus Baker ve Luigi Pirandello okunacak bir gece. Gün çabuk başlayacak bu yüzden İşimiz Güneşe Kaldı ile ses olayım bugün de. Hedonutopia değerlidir, sevilir ve sayılır. Belki benim henüz holigan olacak kadar bağlandığım bir şey yoktur ve hepsi bir kurmaca ve kendini kandırmadır. Kim bilir? -umarım sen.-

çalıntı iplik

yurt, kitaplardan kan
avucunda henüz öğrenilmiş
duası. yıldızlar doğmadı, yüzünde mahşer
edası. duyulmadan ölümü, toprağın durulmadı
karası. sevilmedi tapınaklar, yoluna çıkmadan
babası

ayna, yalnızlık hissi
kimliği kaplamasız, yoksuldur hem
ayinesi. aslı çok sonra anlaşılır oldu, demir
yüzünde çizgileri. ilkti, sevindi, yaşamış
olmak için. asılı hikayesi lakin yancı
gastesi

erdem, bürokrat hırsızı
sözü narindi, nefesinde duası. tufana
yakın süründü yüzüne. değmemiş göğe henüz
sevdi sevmişliği. tavan kısa, adımı
derin toprağına. gün başlamış hem
ulaşmaz yanına

Yorum bırakın