Sivil Şair

İnandığım başka bir şey de hayatın bütün anlarında şair olmanın gerekliliğidir. Şair olmak, insan olmaktır.

Furuğ Ferruhzad

Beşinci yazı, haftanın bitmişliği. Güncel olana bakışım halen değişmiyor. Güncelin içinde halen daha en eskimiş olan olmak istiyor benliğim. -kimin?- En eskimiş olan bile muhtemelen birkaç yıl öncesine ait artık ülkemizde. Benim adımım öğrenci adımı, pasif direniş. Çocukluktan çıkamamış öğrenci. Okulun verdiği özgürlüklerle yahut sınırlamalarla yaşamda tutunuyor aslında. Korkunun adım adım ilerlediği çevresinde de sürekli değişimler gözlenmiyor. Monoton yaşamın izleri. Tek bir eylem ile monoton olan. O tek eylemin de zaman zaman üstelenmediği. -stop, toparlama.- Bu kadar negatif başlamamın herhangi özel sebebi yok, buraya kadar yazıdan soğunmadıysa devamı daha ilgi çekici olacaktır. -umut.- Dün aldığım bildirimde aysar tüm zamanlarda 1000 okunmayı geçti bilgisi ile karşılaştım. Ne demek olduğunu idrak etmem gün içini buldu çünkü bin okunma ne kadar anlamlı ya da ne kadar çok -ki bolluk bildirmez sayılar.- kavramak gerçekten zor oluyor. Bir kitabın ortalama tamamlanma oranı ülkemizde yaklaşık yüzde kırklarda. Bu oran ülkenin yüzde ellisinden daha azının kitap aldığı gerçeğiyle de birleşince sayı oldukça azalıyor. Ve kitap yazmış olmasam da -ki zor, haddin ne?- bin okunma sayısına ulaşmak aysar fikrini biraz daha güzelleştirdi. -yeterince iyi.- Bununla beraber yeniden başlamanın beşinci gününde de burada olmak fazlasıyla umutlu.-

Çok söz söyleyebileceğim bir konu olup olmadığını bilmiyorum şairliğin. Ben o yolda ilerliyor muyum o da meçhul aslında. -zor.- Lisenin en büyük etkisi olan, şiirleri ve hayatları ile tanıdığım şairlerin kattıkları ile bugün biraz daha düşünen biri olmaya çalışıyorum ve bu yüklemelerin etkisi de şairlere olan hayranlık ve yalnızlıklarından kurtarma gayesi. -onların da öyle.- Şair olduğunu söylediğim herhangi bir insanlar karşılaştığımda sürekli olarak kendime soruyorum benim de olup olmadığımı. Alıntıya göre bu sorunun karşılığı insan olup olmadığım. Ve yine alıntıdaki düşünce benim şairlik kavramına daha yakın hissetmemi sağlıyor. Halen daha olup olmadığımı bilsem de şairlere karşı daha yakın hissediyorum. Büyüklerimizin öğretileri, görüp okuduklarımız ve belki biraz kıt anlayışımız ile şairler o kadar üst perdeye ulaştılar ki gözümüzde; hiçbir kötülük ve pasiflik ile yakışmamaya başladılar. İnsan olduklarını unutturdu süreç bize. Halbuki insan olduklarını hatırlatmak için şair oldular. Bireyin güncesinde ne varsa onu kullandılar. Ve sadece kendilerine ait olanları değil, herkes için olanları da kullandılar. Her biri aşkı tanımladı, ölümü tattırdı kalemleriyle. Her insanın özel yaşadığı gibi onlar da özel olanı yazdılar. -kir tutmaz yine de.-

Yaşadığım yıllara dönüp baktığımda lise ile beraber her hatıranın yanına bir şiir ekleniyor. Her hatıra için şiir yazılmamış ne mutlu ki ama anılar hatırlandıkça aynı dönem için bir şiir de yanında geliyor. Her seferinde söylüyorum bunu, sanırım artık söylememem de gerekiyor. -bir iç konuşma, stop.- Her biri iyi olmasa da uğraşımın bir zamanlar da şiir olduğunu anımsamak her seferinde gülümsetiyor. O dönemin etkisi ve öğretiler ile -mektep, var olsun.- şair olmanın yalnızca şiir yazmak olmadığını öğreniyor insan. Eylemde olma hali. Fiziksel olmasa da her zaman, ayakta olmasa da vücut daim diri kalma hali. Bilinçli bir insan olma çabası. İnanışına gerçekten bağlı, dili sürekli tutarlı. Hakikaten bir insan olma haliydi şair olmak. -ne mümkün!- Kurtardığı hemen hiçkimse yoktu. Kendisini dahi kutarmaktan uzaktı hatta. Bilinci kurtulacak bir halde olmadığının farkındaydı. Narsist söylem olsa da anmadan geçmemek gerek; şairliğin insanlığın bir üst versiyonu olduğu dahi söylenirdi/söyleniyor halen. Kötü olanı da yapabilir ama daha üstü. Elbette bu tüm şairlere yakıştırılmıyordu. Hatta şairler, kitleleri olan isimleri şair olarak görmüyordu. Her cenahta da vardı bu, var bugün de. Yani şair olmak o kadar insan olmaktı ki, dedikodu ve ayrımı da kendisine dahil etmişti. -konu nasıl buralara geldi.-

Şairlik sıfatını kendine yakıştırmak kolay olsa da bunu tüm okurlara aktarabilmek güçtü çünkü. Okur daha çok araştıran ve dillere hakimdi. Kim hangi dergide yazıyor, bu ay ne hakkında yazmış, kalemindeki değişim ne ölçüde? Tüm sorularla birlikte okurdu şiirleri. Yani şairin okuru da şairdi. Ben halen bu okumayı sürdürme gayretinde olsam da çevremde daha önceden ilgili pek çok arkadaşım artık sürekli okur olmaktan uzaklaştı. Dergi ve şair okumaları yapmak için zaman olmadığından dertleniyorlar. -bir kısmı okey masalarında.- Artık şair sıfatını yakıştırmak da okurlara onu aktarmak da kolaylaştı. Hatta okurlar, şairler uydurmaya başladı. Bu bir layık görme olarak değil sıfat kondurma çabası ile oluyor üstelik. Şairliği okur mu yakıştırır, edebiyat çevresi mi, editörler ve yayınevleri mi yoksa okur mu? sorusuna girmek çok zor. Yorucu ve haddime değil açıkçası. -aslında haddine.- Çünkü şiir okuyanlar, edebiyatçılar, editörler ve yayınevleri Nazım ve Necip Fazıl konusunda hemfikir. Fakat mesela küçük İskender, Osman Konuk, Oruç Aruoba, Şükrü Erbaş, Haydar Ergülen? Bu isimler ve daha fazlası hakkında kimi okurlar bir şey söylememeyi tercih etmiyor kimi yayınevleri ise varlıklarını görmek istemiyor. Holigan bir inanış olmaya başladı şiir. Anlatılanlar ile her döneminde vardı ama iyice arttığı da bir gerçek. -yalnızlaştıkça çoğaldı.-

Şair şiirin aleti olmalı.

Yaşamak-Cahit Zarifoğlu

Alıntı beni o kadar etkileyen bir ifade ki biraz size düşünmek için zaman verip öyle yazmaya başlayacağım hakkında. -zaman vermek?- Holiganlık konusunda durum o kadar farklı bir noktada ki, isimlerinden dolayı okunmayan şairler ile birlikte bir de inanış ile ilgili değerlendirmeler giriyor işin içine. Beni bireyselde alakadar etmeyen ilk konu insanların dini-ruhani-fiziksel inanışı olsa da yazarlık/şairlik konusunda bu durum çok değişkenlik gösteriyor hemen her tarafta. -evet, edebiyat da taraflar çatışması.- Karikatür dergileri gibi olmaya başladı artık. Küçümseme yahut aşağılama ile söylemiyorum bunu asla, dil hemen hemen aynı hale geldi. Halbuki yabancı yazarların eserlerini okuyup ilham alırken o kişinin inançlarını önemsemiyorken bizim toprağımızda olanın inanışına bu kadar takılıyor olmak hakikaten üzücü bir gerçeklik oluyor.-yorulduk, stop.- Sırada alıntı var ve konunun yoğunluğu beni de iyi yazıp yazamayacağım endişesine yeniden götürüyor. -daima olduğu üzre.- Şair okumaları yapmanın en güzel yanı; hiç karşılaşamayacağın şairi cümlesinden ve hatta kelimesinden tanıyan bir dostu olmaya başlaman. Aynı masada oturmadan inancına ve fikirlerine hakim olmak gibi. Ayağa kalkınca boyunu bilmek, yan yana kimin daha iri göründüğünü bakmadan ezberlemek, fikirleri hakkında başkaları ile rahatça konuşmak gibi. O kadar berraklaşıyor ki her şey, her ifadesi ona olan samimiyeti arttırmaya başlıyor zamanla. Ve bu arayış ile yazma çabasında oluyorum ben de. Birkaç dostum ,gerçekten tanışacağım tanışmayacağım, yazdıklarımı ismime bakmadan tanırsa çok mutlu olacağımı hissediyorum. -biliyorum.-

Fanzin çıkartırken bu alıntı ve öğretilerin de anlamı ile bir karar vermiştik. Eser sahiplerinin ismi başlıktan çok daha ufak ve sayfada çok da belli olmayacak şekilde yazılacaktı. Uyguladık da bunu sürekli. Eserin bir kimliği var ise eser sahibini görmek isteyen okur yönlenecekti o isme. Bulmak için biraz daha bakması gerekecekti. Bugün halen daha yazında üretirken önemsediğim en değerli şeylerden biri oldu bu. -ne kadar iyiyse.- Tekrara düşmekten sakınarak, ürettiklerin ile var olma hissine odaklanmak. Zarifoğlu alıntının öncesi ve devamında o kadar değerli şeyler söylüyor ki kabaca -ki en fazla olacağı bu.- aktarmak istiyorum. Şiirin akış halinde olduğu ve şairin de bu akışkanı dünyaya getiren kişi olduğunu aktarıyor. Tortularından, zorlama olanların da varlığından hatta şiirde ihtirasın varlığından. Şaire de bu ihtiraslardan uzak kalması gerektiğini aktarıyor. Şair şiirin aleti olmalı. Pek kıymetli bir hal ile yansıtıyor düşüncesini Zarifoğlu. Okumak ile anlamak arasındaki farkı ilk hissettiğim isimdi. Eminim anlamadığım onlarca yazar vardır ve olacaktır fakat bunu yüzüme en net çarpandı. Şiirleri ile de değil yalnızca; düşünceleri, denemeleri ve eylemleriyle de. Bir ilgi çekici yanı da -çoktur.- sağ-sol ayrımı olmadan en farklı şairlerden olduğunun kabul edilmesi. Gerçek bir sivil şairdir. -o nedir?- Ben gerçekten şiirin aleti olabiliyor muyum bilmiyorum fakat bu düşüncenin bıraktığı izin ömürlük olması ümidiyle.

Bu anı daha önce yazıldı buralara fakat yeniden hatırlatmak istiyorum: 2015 yılında Ömer Abi “Neden şiir yazyorsun Mehmet?” diye sormuştu ve ben de o anlar çıkarımlarımı yansıtan “İçimdekileri dökmek için abi.” gibi muazzam bir yanıt vermiştim. -hakikaten, yaşanmıştı.- O da elini omzuma koyup “Geçer geçer, merak etme.” demişti. Bugün, yukarıdaki alıntıyı muhtemelen bu anıdan çok daha önce okumuş olsam da, bu sorunun önemini, cevabın amatörlüğünü ve gelen yanıtın değerini çok daha iyi anlıyorum. Alıntı da insanların üzerindenakıp gidenin şiir olduğunu söylüyor Ömer Abi de. İnsan kendini yazıyor olsaydı etki alanı çok daha sınırlı olacaktı. İnsan insanı yazdığı için şair oluyor. O günlerde içindekileri net ifade etmekte zorlanan ben için bir kaçıştı şiir. Son birkaç yıldırsa normalde konuştuğum, söyleyebildiğim şeylerin hayattaki yansıması haline gelmesine bir uğraş. İnandıklarım ve sorgulamalarımın nereden geldiğine bir arayış. Cevap ve iç dökmekten çok soru, sorgulama ve arayış. İntihar mektubu değil şiir, cevap beklenen. Kurulanın yahut yaratılanın içinde akandan alabilme çabası. Durdurmak, yetişmek değil gayret. Yer alabilmek. -yahut bunu okuyan büyüklerim için biraz gülümseme sebebi yazdıklarım.-

Tanrı herkesi kör, topal, kambur yapmadığı gibi, şair ve yazar da yapmıyordu.

Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı-Ferit Edgü

En çok karşılaştığım ve üzerine çokça da konuştuğum bir başka alıntı ile devam. İlk okuduğumda yine şair ve yazarlığın ne kadar özel olduğunu ifade eden bir yazı gibi bakmıştım. Kendime motivasyon bulmaya çalıştığım zamanlardı. -al ulan. korkunç, stop.- Fakat okumalar sürüp biraz daha bilinçlenmeye -yahut kuraklaşmaya.- başladıkça aslında bir kusur hali olduğunu kavramaya başladım. Buradaki tek kusur insan olmak bu arada; kör ve topal benzetmesi de bu yüzden. Herkes gibi varlıklar olduğunun ifadesi şairlerin de. Kör, topal olmak fiziksel birer eksiklik yahut farklılık hali ve şairlik de böyleydi yalnızca. İnsandan farklı olmadığını en açık şekilde anlatıyor. Korkulan şey zaten insanın üst modeli yahut daha iyi hali olma düşüncesi. Yazının altında ezilirken bir de bu yükün altında ezilmenin zorluğu. Kendime şair demekten hep geri durdum; yazdıklarım aysarda şiir karalaması, diğer dergilerde şiir. Bunun üreteni olarak şair uygundur en fazla. Ve sanırım bu düşüncenin sebebi de başlarda bahsettiği şairlere bahşettiğimiz yücelik halleri. Orada kendini görmenin kibir ve narsist bir bakış olacağı. -ki olur.- Ancak yine ben eğer şairsem bunu ancak ve ancak sivil şair olarak kullanabilirim. -zarifoğlu ile aynı kefede olmayan. stop.- Bu tarz kalıpların savunucusu değil sevmeyeni oluyorum genelde; sıfat+meslek. Fakat burada aktarmak istediğim şey yine öğretilerin kalanları. Sivil daha az ortalıktadır, bilinmez ve görülmez. Şekilden şekile girer. Sivil şair, kirli biraz yüzü. -şiir karalaması değildir.-

Burada bir diğer nokta da ne için şiir yazdığın sorusu. Sanat sanat içindir düşüncesi ile uzunca süren sohbetlerin ulaştığı yer; soyut bir kavrama ithaf edilen herhangi bir eserin ne olursa olsun gün yüzüne çıkmaması gerektiği oluyor. Yani sanatı sanat için yapan herhangi biri varsa ona sanatçı diyebilecek hiçkimse yoktur. Bunu görmesi mümkün değildir. Bu yüzden toplum ve ego devreye giriyor. -her yerdeler.- Onlar için var olan sanat kadarını biliyoruz güncelde. Bir şekilde gün yüzüne çıkmış her eser de sanat için üretilmiş olsa da, toplum onu içine çekmiştir. Bu yüzden en büyük ütopya yahut distopyalardan biri de; sanat için üretilenlerin görülebileceği bir evrende olabilmek. -sanki bitmiş gibi burada eserler.- Bu düşünceler ile beraber ne için şiir yazıyorum diyince aklıma gelen herhangi somut bir şey oluşmuyor. Bu da egonun göstergesi haline geliyor. Eğer yazdıktan sonra “Tamam yazdım, ben okusam yeter.” diyebiliyor olsaydım da ego ortamda olacaktı. Yazdım dedirtmişti çünkü. Tekrar okutacaktı bana yazdığımı. Toplumdan eleştiri almak, en ağır şekilde eleştirilmiş olsa bile, eser üretenin egosunu okşar. Onun eserine başkaları tarafından ayrılan bir zaman düşüncesi okşar egoyu. Halen daha ne için yazdığım konusunda kapı aralamadım ama en net cevap yine ego oluyor sanırım. Toplum için yapılan da bunun göstergesi oluyor. Egoist bir hava ile söylenmiyor bunlar, aynaya bakışma ile söyleniyor. -pek kirli.-

Sanatın üretiminde özgünlük kavramı da bir diğer nokta ve şiirde özgünlük çok ciddi incelenmesi gereken incelikte bir iş. Okudukların ile yetmiyor yazdıkların; okurların okudukları da devreye giriyor. Resimdeki gibi replika etmek yahut bakıp aynısını kendi kaleminle üretmek de şiire pek uygun değil. Fotoğrafta olduğu gibi herkesin görebildiği manzarayı aynı yerden farklı filmlerle fotoğraflamak da uygun değil. Fırça kullanışı ve bakış açısı, mizanpajın bireyci oluşuna yakın aslında. Okuduğumuz, gördüğümüz, duyduğumuz her şeyden etkilenen bilincimiz kalemimizi de etkiliyor ve çıkan şeyler aslında okuduklarımızın farklı yazılmış halleri olabiliyor. Resimde de manzaraların kolajı gibi değerlendirilebilir. Bunu bilinçli olarak yapmıyoruz, ressam da yapmıyor. Fırça ve kaleme söylüyoruz hatırlamadan. Şiirde özgünlük çabasının bende bıraktığı etkiyi ve kalemime uygulama çabamı geriye dönük okumalarla fark ediyorum. Çünkü her yazdığımda snaki sürekli bu dile sahipmişim etkisi uyanıyor. Fakat içimdekileri döktüğüm zaman yazdıklarım ile beraber okuyunca çok farklı bir dünyaya geçiş yapıyorum. O zaman da okurken geliştirilebilir olduğu için devam ediyordum elbette fakat o geliştirilebilir şeyin gelişimini görmek iyi ki dedirtiyor bazen. -çok iyi değil her şey.- Bugün olan dili de geliştirilebilir buluyorum ve o yüzden yazıyorum. Bilmiyorum ki bir gün dilim oturdu diyebilecek miyim ya da herhangi bir şair yazarken bunu düşünüyor ve söylüyor mudur? -öğrenilecekler artıyor.-

Hiç kimse şair, ressam veye müzisyen olarak doğmaz. Tıpkı muhasebeci olarak doğmadığı gibi.

Waldo Sen Neden Burada Değilsin?-İsmet Özel

Doğumda da ölümde de şiir var. Çok yazıldığı için değil, yazılanlardan dolayı ikisinde de var. Eşlik ediyor ömrümüze. Kapanmadan göz, toprak dökülmeden okuyor ve yazıyor insan. “Büyük şairlerin öncesi olmaz” dediği gibi Özel’in evveli olmadan yazar. Anın içinde ve öğrenerek. Kapılar kapanır, dualar okunur, renkler siyahlaşır fakat şiir daim kalır. Benliğimde yok, oluşturma şabası sivil şairlik. İnsan olduğunu unutmadan. -yahut hatırlayarak bazen.- Güzel-çirkin her gün değişir. Yazma eylemi ile var olur yalnızca. Güzel yahut çirkin, kapılar adımlamak için.

Gündüz şiir akşam şiir değil. Okuma ve yazma çabası. Anlamak bir de. .mümkünse. Hanemde yazılı olanların yanına kendi yazdıklarımı ekleme özgürlüğü. Sağımdan yahut solumdan, kendi defterim ile de olma sarhoşluğu. -yahut uzaklığı.- Her an sorguda, her an tetikte. Her an insan, her an bileklerinde kan. -iyi ki şiir yazısı.-

Uzun gün. -dördüncü kez.- İş ve hangi işi seçeceğinin karmaşasını yaşatan uğraşlar. Seçince olacağından emin olmama hali. Kaygı yaşanmadı, daha kötüsü streslenildi nedense. -acaba?- Daha geç başlandı yazıya ve saat 4 olduğunda paylaşılabilir olacak gibi duruyor. Kusur değil, sürdürülebilir olmasa da. Vakit yönetimi için bitmeli sınav haftası. -yahut bel bağlanmamalı zamana.-

Vetabii bir şiir karalaması da aşağılarda okunmak üzere hazır-nazır. Birtakım dergi hesaplarının radarına girmiş olmak mutlu ediyor. Sanıyorum benim gibi genç dostlar ve rastlaşmak güzel. Selamlar ile. -muhabbet umudu aynı zamanda.- Dün de aynı isimdi fakat bugünkü gündem ile tekrar dinleme isteği uyandıran İstikbal Mahkemeleri ile ses olayım bugün de. Değerlidir. Ulus Baker halen dostluğunu sürdüyor. -var olsun.- Hafta bitti, gün yeni doğuyor. Varlığınıza. -varlığına yahut.-

sivil eylemci

tehdit, iktidar şartı
cepleri toprak, henüz ölümü avuçlar
üstünde. kazandığı ilk, son bugün yaşam
hakkı. ulaşan dilekçe ayaküstü
arzuhalci. yakın son nefesi
korkuda halen

heykel, put yahut umut
çocukkendi, defterler daha kalabalık
tanıdık isimlerle. göğün ve yerin
yaratılışı yahut yaramışı hakkında. iddia
değil gerçeklik herkes. kapıdan çıkmadan
yüzünce inanan oku. kolunda izi yalnız
haramdır çoğu

avlu, musalla üzre
değişmeden marifeti, duaların yetişmesi
aklında. fakat kokusu burnunda üstelik çok
açık yazılanlar hakkında. elleri çoğu secde
çoğu yerde. korkunca açılan yahut
çalıntı yumruk
memleketinde

Yorum bırakın