tekrarı yok - kapak

Tekrarı Yok

Written by:

Yaşam ne denli gecikirse geciksin,
ölüm hep zamanında gelir
ölüm gecikmez.

DE Kİ İŞTE – ORUÇ ARUOBA

Bilinçli eylemsizliğimle yüzleşe yüzleşe nereye varacağım? Bir işime yarayacak mı gerçekten bu? Eninde sonunda kendimi, potansiyelimi unuttuğum ve “Artık geçti, çukurdasın yeterince Yusuf. Çıkmaya ne hacet!” diyerek irademe yenildiğimi kabul edeceğim gün gelmeyecek mi? Belki de geldi o gün ve ben yalnızca sürüncemede bir çaba içerisindeyim. Yazın 101: Yazar bilendir; okura soru sormak değil cevap vermesi gerekir. -kendine yusuf diyebildi, atlanmasın.-

Metin yazmaya ve hayatımda kendime kustuğum tüm sorunlarımla eyleme geçerek yüzleşmeye çalıştığım her anda yukarıdaki bu sorgulamalarla günlerim geçiyor. Her seferinde başladığım hevesli çocuk tiplerim kısa sürede yoğunluğa ve hayata sitem ederek yaptıklarından tatmin olmayan bir birey olarak yoluma devam ettiğim klasik rolüme evriliyor. Fakat yine kendi yazdıklarıma dönüp baktığımda bu kadar da sitemkar ve üretmeyi zaruriyet olarak görmeyen, günlük bir gelişme yolu olarak değerlendiren ve yaşadıklarıyla ürettiklerini birleştirmiş metinler görüyorum. İyi-kötü diye sınırlamadan okuduğumda gerçekten her gün yazmayı keyifle ve aynı anda da yaşayarak gerçekleştirdiğimin farkına varıyorum. -abartma ziya.- Elbette bunun bir tatminlikten değil öykünmeden o hal ve zamana öykünmeden dolayı olduğunun da bilincindeyim. Günü geçirmek için yaşadığımı fark ettikçe gelen kendine kızma halinden çıkabildiğim tek yol üretmeye, tüketip kavramaya çalışmaya ve hayal etmeye çıkıyor. Bunların tümünü sürdürülebilir gerçekleştirdiğimde -mümkünse.- yaşamımın daha tatminkar ve kendimle olan ilişkinin daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Bu kadar uzun bir girişi hak ediyor muyum bilmiyorum yaşama dair söyleyeceğim yalnızca birkaç şey varken ama bu üretimin kendime dürüst olmadan mümkün olamayacağını da kendime inandırmış durumdayım. Yoksa herhangi bir metinle kendimi sorunlarımdan aforoz etmem ve onlardan uzaklaşmam mümkün değil. -zaten dinin de değil bu sorunlar… değil mi?- Ki uzaklaşmak değil de yeterince yüzleşerek gerçek adımlar bulmam gerekiyor. Her seferinde koştuğum bu üretim aracı da umarım yine tutar beni. -ağırlaştın, zor.-

Geliştirmeye çalıştığımız gündelik ve uzun vadeli yaşantılarımızın benlik haline dönüşüp dönüşmediğini anlamamız ve kendimize olan dürüstlüğümüz bizi insan haline getiriyor. İnsan her güzel gördüğü kişi, eylem, durum ve duyguyu hak ettiğine inandıkça içten içe aslında ne kadarını gerçekten hak ettiğini; bir kısmına ulaşmayı hiç hak etmediğini düşünebilecek gelişime sahip aslında. Hayatımızdaki gelişmeleri sıraladığımızda kaç olumsuz -kime göre?- gelişmeyi hak ettiğimizi düşünüyoruz? Buna layık olduğumuza dair bir inancımız var mı yoksa insan sadece olumlu gördüğü şeylerle mi hak etme kalıbını tanımlıyor? Açıkçası bu sorgulamalar ne kadar ileriye götürücü ya da ihtiyaç var mı bilmiyorum ama farkındalık noktasına o kadar takılmış durumdayım ki kendime dair bilincinde olduğum her olumsuzluk düzeltilmesi yok edilmesi gereken birer olarak zihnimde yer ediyor. Çünkü ulaşmak istediğim, ileride ya da yarın gerçekleşecek gelişmeleri hak ettiğime inanmam gerekli. -mış gibi yapamaz mıyım peki? Yapabilirim; yaptım da. Fakat bunun getirdiği bilinçle çok daha zorlu bir yüzleşme hali içinde buldum kendimi. Git gide günlüğümün sansürlenmiş hali gibi olduğunun farkındayım metinlerin fakat bunları yazmadıkça düşündüğüm, yazmak istediğim, üretmek istediğim metinlere ulaşmak -daha önce de dedin, tekrar hep gereksiz.- oldukça zor görünüyor.

Yaşamı ölüm olmadan konuşmak hep daha ilgi çekici geliyor bana. Bu bir farkında olmama hali değil, insanlık hali yalnızca. Ölümü gerçekleşeceğini bilerek bu denli saçmalıklarla uğraşmak çok da mantıklı değil çünkü. Gündelik işler, kira -ki en saçması- için çalışmak yahut tonla paraya sahip olmak ve saçmalıklara harcamak, kıskançlık duymak, herhangi bir uğurda müritlik yapmak ve daha fazlası. Hangisi eninde sonunda öleceğini bilen, etrafında ve yakınında sonlanmış hayatları gören, her gün milyonlarcasının da öldüğünü bilen birileri için mantıklı olabilir? Ancak tüm bu saçmalıklarla ölüm gerçeğini silebilmiş sanırım insanlık. Korkulacak, yetişilecek bir şey olarak görmüyorum kesinlikle ama yalnızca yüzleşince farkında olmamız için fazla gerçek ölüm.

Potansiyelimize duyduğumuz inanç ile yaşamın geciktiğine olan inancımız çok benzer birbirine. Yetişeceği bir şey yok halbuki yaşamın; biz ona ne denli aceleci ya da tatminkar bakarsak o kadar verecek şekilde ilerliyor. Coğrafyanın, politikanın, etrafımızdaki insanların etkisinden bahseder ve buna giriş yaparsam farkındayım ki hiçbir şeye izin vermeyen bir yaşamla karşılaşacağız. Bu yüzden biraz ideal olanla sürdürmeye çalışacağım metni. -zor.- Bizden başka bir yaşam olduğunun farkında mıyız halen çözebilmiş değilim. Her hayatta olan insanın bizler gibi olduğuna inanmak ya onların sahip olduğu olumlu gördüğümüz her şey bizde de olsa keşke imrenmesiyle ya da olumsuz gördüğümüz hiçbir şeyin bize uğramayacağı düşüncesiyle geçiyor. Çoğunluğun empatisi o kadar sözde ve o kadar dar bir çevreyi kapsıyor ki gerçek insan olduğunu unuttuğu milyonları düşmanlaştıran ya da idealize eden bir geliyor. Tüm bunlara erişebildiğimiz insan sayısının milyonlara ulaştığı güncel sosyal medya kullanımını da eklediğimizde aslında hepimize gerçek insanın yeterince anlaşılabilir olmadığı bir dönemin içinde sürüklenme hali kalıyor. -su çok güzel, gelsenize.!-

Yaşam çoklukla bir beklentiler durumudur.

HORATIUS

Her seferinde geçmişe dönük metinler daha çekici geliyor. Aforizma kasmak bizde ayıplanıp basit görüldüğü için sanırım daha geç okumaya başladım bu hap gibi cümleleri. Ki uzun konuşmalar arasından seçilenler birçoğu aslında. Ama insanın bir tane olmamasının güzelliği ve yalnız hissettiğinde neden okumaya dönmesi gerektiğinin yanıtı oluyor çoğu. Boş ya da basit gelenler yok mu? Elbette var, her şeyi romantize etmeye gerek yok. Fakat hiçbir şeyden tatmin olmayan bir hal de pek iç açıcı değil. -çoğunluğa elveda.-

Nedir bu beklentiler peki? İnsan neyi bekler yaşamından ki her seferinde daha az günü kaldığını bilmesine rağmen o günlerini heba eder? Her seferinde, basit olduğunu ve bazen boş galiba desem de yanıtım kendini oluyor buna. Henüz kendinden tamamen memnun, tam anlamıyla huzurlu ve benim düşüncemde sorunsuz biriyle -ki senin düşüncen sorunlu zaten.- karşılaşmamış olsam da buna en yakın gördüğüm herkes kendisine kavuşmuştu. Ki kendimi de buna yakın gören biri olarak halen arayışın sonlanmamış olması da aslında bitmeyeceği ve insanın sürekli gelişen hatta gelişmesi gereken bir canlı olduğunu düşündürüyor. Çünkü tatmin olmak o kadar da yaşamı renklendiren bir hal değil. Bir film yönetmeni için filme hazırlık, senaryo yazmak, çekim gününü planlamak, çekip bitirmek bir beklentiler sonucudur. Ve film tamamlanmış, o beklenti yok olmuştur. Bu kez de ekonomik olarak kendisini karşılaması, seyirciden olumlu yorumlar alması ve mümkünse bir platforma satılması beklenir. Muhtemelen pek çoğunun içinde yıllar sonra da o filmden kült bir eser olarak nitelendirilerek kendisine selam çakılması beklentisi yatar. -ki herkeste var, yok deme.-

Gündelik vakaların ve gelişmelerin içindeyse herhangi bir insan sürekli beklenti içinde yaşamayı bir alışkanlık haline getirmiş ve muhtemelen hiçbir zaman ulaşamayacağı ideal ekonomik ve manevi tatmin halinin hayaliyle gün geçirmeye devam etmektedir. Tamamlanmış bir insan olmak mümkün mü yoksa bu hal her zaman kendisini yenileyerek devam mı edecek bilmesem de insanı sürekli hareket halinde tuttuğu bir gerçek. Elinde olmayan sebepler için üzülmek yerine kendi eliyle gerçekleştiremeyeceği hayalleri beklemekte modern insan. Üzülüyorsa da bunun fayda sağlamayacağını anlayınca beklemeye başlayacak. Elbette insan hiçbir şey gerçekleştiremez diyecek kadar olumsuz düşünmüyorum. Çok değerli örnekler ve gerçekler de ortada. Fakat popülasyonun bu denli arttığı ve insanların hem kendilerini hem birbirlerini anlamaktan fazlasıyla uzaklaştığı bu dönemde çoğunluk için yaşam ve ölüm arasında birkaç iyi an ve huzura kavuştuğu şanslıysa birkaç yıl ancak olacak. -senin için de tabii.-

İnsan deneyimi olarak adlandırılmaya başladı artık yaşam ve yapay zekaların simüle ettiği farklı deneyimlerde daha ilgi çekici bulduğumuz sonuçlar da bizi var olan hayatımızı değil de üretilene ulaşmaya itiyor. Bu deneyimin ne denli öznel ve özgün gerçekleştiğini artık daha da fazla sorgular oldum. Birbirimize benzemek için oluşturduğumuz sistem ve bu sistem içerisinde kalmaktaki memnuniyetimiz bize sözde özgürlük ve marjinal hissettirmeye devam ediyor. Günlerimiz, kıyafetlerimiz, düşüncelerimiz ve hatta bilgilerimiz dahi birbirinin aynı olmaya başladı. Entelektüel influencerlık o denli gelişti ki hemen hepimizin zihninde hap şeklinde aynı bilgiler dolaşıyor. Hiçbir bilgi birilerine özel, sadece belli bir zümrenin sahip olacağı entelektüel deneyimin bir sonucu değil. Faşizan düşüncelerin içerisinde değilim. Fakat bireyin önce kendi ilgi alanlarıyla keşfettiği bir konuya yoğunlaşması, ardından o konuda araştırmalar ile kendini geliştirmesi ve sonrasında kendi ilgi alanında bir konuyu etrafına, arkadaşına aktarması ile gelişen bilgi aktarımı kolaylaştığı kadar doğal iletişimden de bir o kadar uzaklaşmış durumda. Fırsat ve katkılarını konuşan yeterince metin, video -içerik de hadi, tamam en marjinal sensin.- olduğu için o noktasına girmeyeceğim fakat çok nemalandığım; daha fazla araştırmak, okumak, yazmak için not aldığım onlarca yeni bilgiye ulaştığımı da söylemeden geçmemeliyim.

Yaşam, insanların bastıramadıkları daha iyiye ulaşma istekleri yüzünden hep yeterince kötü olacaktır.

MAKSIM GORKI

Daha iyiye olan inancımla bugünüm daha yaşanılabilir oluyor aslında. Elbette yaşadığım andan mutsuz değilim; -genelde kendinden.- hemen her anım şükür vesilesi. Fakat kendimle olan hemen her savaşımın şu an kaybedeni benim. İrademin kazandığı her günü kayıp olarak görmesem de kendimden bir parçayı eklemeye çalışıyorum. Ve şunun da farkındayım ki benim için daha iyi olan herhangi bir geleceği tahmin edip ona göre adımlar atmam sadece benimle ilgili değil. Bu eylemlerimi durduran sebep değil, bahanelere sığınamam. Ancak değişkenlerin her gün arttığı denklemde ve süreçte benim için daha iyisine ulaşmak için değil benim daha iyimi bulma çabasına giriyorum. -*deniyorsun.-

“Yeterince kötü” ifadesi de nedense gülümsetiyor. Sanırım kötü olanı değiştirmek biraz daha kolay ve çok kötü olan için adım atmak karlı değil. Fakat “yeterince” olunca kötünün dozu insan için hep adım atma umudu oluyor. Buradaki çözümcü yaklaşımın insanın kendi hak ettiği ve hak etmediği şeyler ile iç içeliği de göz ardı edilmemeli. Daha önceye tekrar gibi olacak ama insanın kendisini gördüğü yere aynada baktığı kişi bile inanmazken hep daha iyisine olan hak talebi günden güne ondaki haksız dünya fikrini artırıyor. Çok da adaletli bir dünyanın içinde olmadığımızın bilinciyle; her gün kıyaslanabilir onlarca yeni yaşamla karşılaştığımız gezegenimizde sessizce gelip geçebileceğimizin ve bazen hak etmediğimizi düşündüğümüz olay, duygu ya da kişilerle de anılar biriktireceğimizin gerçekliğini biraz olsun kabullenmek belki daha sağlıklı düşünmemize vesile olur. -amin.-

Bir konu da “isteklerinin” ifadesi. Daha iyiye ulaşma istekleri için bir eyleme geçme halinden değil sadece istekten bahsediyor. Sanırım biraz rahatlatıcı geldiği için de bu ifade özellikle seçilmiş olduğuna inancım sürmekte. -inanç başka neden devam eder ki.- Gördüğümüz ya da hayal ettiğimiz her şeye ulaşabilme isteği ve bu isteğin içimizde oluşturduğu hem kendimize hem çevremize hem de evrene karşı olan beklentimiz bizi çok daha acımasız bir sona doğru götürüyor. Kendimizden hiçbir zaman memnum olmadığımız, yaşamımızı sürekli sorgular halde bulduğumuz ve biricik olduğumuz gerçeğinden düzenli uzaklaştırma hali. Yahut biricikliğimizle baş başa, herkesten zihnen izole ve sosyal ihtiyaçlarının farkında olmayan bir halde. Her ikisinde de uzaklaştığımız şey yalnızca kendi deneyimlerimiz ve kurabileceğimiz gerçek bir yaşam hali aslında. Günü kurtardığımız her an şanslı olduğumuzu biraz daha bilsek her gün kendimizi gerçekten kurtaracak adımlarla, ufak da olsa, basamaklara emin çıkarız. -umutlu son, ilginç.-

Yaşam, belki, kavranınca uzak; anlaşılınca, yakındır — ya da, tersi…

UZAK – ORUÇ ARUOBA

Aruoba okuduğum anlaşılıyor sanırım. Bir gün bu alıntıdaki “kavranınca” ifadesini tam olarak anlayabilirsem sanırım anlaşılmış metinler de yazmış olacağım.

İkisi de olmadığında yaşam nerededir? Mantıklı bir soru sormak ya da konuyu dağıtmak için değil ama ben de dahil çoğu insan için yaşamın başlangıcı ve bitişi doğum-ölüm olarak görülürken, kişinin anlaşılmak için attığı adımlar ve bu adımlara çevresinin verdiği yanıtlar kaçımız için gerçek birer yaşam dinamiği ki? Anladığım ve bana iyi gelen kısmıysa ya da tersi dendiğinde gelen “yaşam, anlaşılınca uzaktır.” bölümü. Çünkü sanırım insan anlaşıldığında yaşamı değil an’ı deneyimliyor. Bu deneyim tüm bir yaşam kadar büyük değil ve bu yüzden kendisinden uzak belki ama insanın kendine olan inancını, yaşamına olan olumlu bakışını artıracak önemli bir deneyim.

Günü yaşamın en önemli aracı olarak görmeden kendisine yaklaşmamız pek mümkün değil. Kendimize yaklaşmadan da günü yakalamak. -aforizma çabası, mazur gör.-

Bu metne bir şiir karalaması eklemek istedim. Özledim ve artık düzenli hale getirme çabamda ne kadar üretirsem o kadar besleyici olacaktır. Esenlikler.

sıradan ölüm
yoksul, varlık kusur
ademin elması yeşil, kirli
üstelik toprağı. nefreti kendine
çekmeli insan. dilek hakkı eşit
cennete bilet yahut çözmeli
tanrıyla.

esir, geçmiş sebep duvarına
kürsüde idam kararı, çağın kiri
üzerinde. erken veda sabrından
hem tamamlamamış hatalarını. yüzünde
beraat hali zira emin
kendinden.

koltuk, politik öğreti
sevemedi doğrudan, idmanlı etrafı. günü
ayan güneşe yüzü dönmüyor gündemden. düne
vedası için gerekli yediveren. matemi yoktan
ve vazgeçmeli kendisi için üzülmekten. uzak
zira halen varamadığı
yaren.

Yorum bırakın

Latest Articles