Şipşak Foto

Fotoğraf albümleri zamanla bir mezarlık tutanağına döner.

Dublörün Dilemması-Murat Menteş

İkinci kez yazıya oturduğumda devamında çokça eser çıkmıştı ortaya. -şimdi de öyle olacak diye bir durum yok, umutlanma.- Fakat bugün yazıyı seçtiğimde kendimi biraz sorgulamadım değil. -sadece bugün mü?- Uğraşlarım ile yazını birleştirmek mutlu etse de düşünce yazılarını farklı konularda yazma isteğimi tekrar anımsadım. O da olacak yakında, az kaldı. -elbet.- Yoğunluklarım biraz azalmışken fotoğraf çekmeye çıktım bugün yeniden ve İzmir’in alışılmışı şipşak sahil fotoğrafçıları daha çok dikkatimi çekti bugün. Her gün önlerinden geçtim hemen hemen 5 yıldır ama bugün daha farklı geldiler. Elimde makineyle gezmenin etkisi sanırım, kendimi benzettim onlara. Sürekli manzara ile beraber, birileri için orada yine de. Manzaranın bir parçası olduğunun bilincinde mi? -sen bu sorgularda emin misin?-

Bir emekçinin düşüncelerini sorgulamaya girmeyeceğim elbette. Yahut “Neden bunları düşünmüyor ve yapmıyorlar acaba?” diye de sormadım kendime. Bana yönelecek soruları açığa çıkardı aslında. Yaptığım şey gerçekten anın büyüsünden uzaklaşmak mı acaba? Çektiğim fotoğrafların içinde ben olduğunu fark ediyor muyum? Yahut bensiz de orada çekilecek bir şeyler olduğunu? Ve çektiğim şey fotoğraf mı an mı? -yoksa bu sorgulama boş mu?- Elbette ikisi arasındaki ayrımın farkındayım fakat bu sorgulamaların ,diğerlerinde olduğu gibi, yaptığım eylemi daha çok araştırmama ittiğini de fark ediyorum. Fotoğrafın tarihi, anlamı, inanışlardaki yeri, nasıl ilerlediği ve şu an ne durumda olduğu. Hepsi birer araştırma konusu olarak ekleniyor. Ve benim çektiklerimin bu evrende nerede olduğu. Bir uğraş ve hazzın doğurduğu araştırma sanırım derslerden ve siyasetten daha ilgi çekici geliyor. -yahut onlar tek düzeleşti.-

Karşımda, sağımda ya da solumda olan detayların varlığını bilmek neden yetmiyor? Bir kez daha gideceğimde orada bulacağım şeylerin yerini neden işaretliyorum sürekli? -artık hiçbir şey/yer bıraktığın gibi kalmıyor.- İnsanların olduğu fotoğraflardaysa neden bir kez daha görmeyeceğim insanların fotoğrafları ile doluyor hafızam. Benimn hafızam, kartlar mühim değil. Hepsinin cevabı ve değeri var elbette. Hiçbiri bir anda olup bitsin diye olmuyor. Yıllanmış bir fotoğrafta ne gördüğüm ile çektiğim zaman ne gördüğüm arasındaki uyanışı hemen hiçbir şey hissettirmiyor. -sığ yaşıyor olabilirsin.- Artık fotoğraf olan hiçbir şeyi ilk önce fotoğraftan göstermemeyi öğretti mesela bu çaba bana. Çektiğim şipşak andan ibaret değil o fotoğraf yahut tecrübe. Onlarca hikaye ve kavrayış için gezmeye, bulunmaya ve deklanşöre basmaya çalışıyorum aslında. Çok bir şey değil, övünülecek hiç değil. Yalnız, hayatın parçalarını hayatın duvarlarına asma çabası. -pek şiir yazmadı, belli.-

Mezarlık tutanağı. Bu kalıp ile çekti beni alıntı aslında. Yoksa, ömrümüzün sonunda kalan her şey birer canlı kalıntısı olacak. Hatta fotoğrafar bunların arasında en canlı kalacak hatıra aslında. Nereye gittiğin ve kimlerle olduğundan çok neler yaşadığın ve izleyici olduğun anları anımsatacak çevrendekilere. Gidip döndüğümüz yerler hikayelerde mekan yalnızca. Eylemleri, mekanı, sıfatları oluşturan akılda kalacak. Yahut silinecek kadar az konuşulacak. Ne olursa olsun mezarlığın tutanağı gerçek bir ölüm için tutulacak. Yaşamış biri için. Bebeklerin ve çocukların vefatının ardından ölü ifadesinin kullanılmaması hep bu düşünceye itti beni. Henüz yaşamamış için ölü demek de pek mümkün değil. Ölüm, yaşam formunun son hali. Tüm kavramlar ile hayatta olalım ki gerçek bir ölü olabilelim. Fotoğraflarda dahi yaşayan bir ölü. -konu gerilim havasına girdi, stop.- Fotoğraf ile yaşam bir arada keyifle ilerleyebilecek bir alan. Hoş, yaşamı ölümle düşleyince hemen her şey öyle fakat gözlerimizde her şeyi tutamaycaksak fotoğraf bizi zenginleştirir. -dört gözlülüğe kılıf.-

… gerçeği iki boyutlu temsil eden ve dolayısıyla yalandan ibaret olan bir fotoğraf hiç değişmeden kalabiliyordu, sonsuz bir sadakatle.

Havva’nın Üç Kızı-Elif Şafak

Birkaç fotoğraf var ki bu düşünceyi en güzel şekilde aktarıyor. Hatta birkaç demeyeyim; hemen tüm yandaş medya fotoğrafları. -kimin yandaşı olduğu önemsiz.- Haber fotoğrafçılığı sanırım en çok yalana yönlendirebilecek alan. Fikir ve eylemleri manipüle etmekte üzerine yok. Perspektif oyunları, göz yanılmaları bir hiç bu alanın yanında. Tabii siyasi eleştiri harici da fotoğrafın yalan bir görsel olduğu belli noktalarda bir gerçek. Hiçbir fotoğraf gerçekte ne hissedildiğini sunmaz bize; diğer sanatlar gibi bakanın/muhatabın ne hissettiğini merak eder. Bir mezar yeri fotoğrafında taşta adı yazanın yakınları muhatap olmaz genelde. Kilometrelerce uzaktaki gencin kendi kaybını uyandırır zihinde. Bu yüzden yalandır. Ölümü fotoğrafta ölene değil bizim ölülerimiz ile düşündürtür. -bizim ölülerimiz, sahiplenmek için ilk kez doğru bir an.- Ancak fotoğrafın kahramanları, en azından içinde olanları baktığında biraz gerçek hale gelebilir. O anda da üzerine konulmuş onlarca yılın ardından kurmaca bir hatıra sunar. Fotoğraf bizi kandırmaz aslında, biz her anı kendimiz için kurgulamaya çalışırız. -yahut sen.-

Her fotoğraf çekiminde bu sorgulamalar ile eylemde olmuyorum. -bir zahmet.- Eylemin en güzel yanı düşünceleri değil yapılanı öncelemesi oluyor. Şu anda yazı yazdığımı düşünürsem kötü olup olmayacağı korkusu ile yitirebilirim kelimeleri. Fakat nasıl olacağı değil benden olacağı için yazıyor olmak, eylemde olmak yaşatıyor insanı. Her sanat dalında olacağı üzere çalıntı fotoğraflar da çekebilirim, çalıntı bir yazı da yazabileceğim gibi. Fakat çalıntı olmayanlar çıktıkça o eyleme daha da sarılmaya başlıyorum. Buradaki çalıntı ifadesi görüp etkilendiğim her şey için geçerli. Direkt çalmak değil tabii. -onu da yapsan tam olur zaten.- Gördüğüm her fotoğraf karesi deklanşöre basarken kendimi değiştirmeme sebep olabiliyor. Okuduklarım, hiç değilse kelimeleri seçtiriyor. Benden parçalar oluyor elbette, beni sorgulamama da sebep oluyor. Gün sonunda yaptığım en ben olan şey fotoğraf çekimine çıkmış olmak oluyor. Çekilenler isimlenecek, arşivlenecek, kimi biraz rötuşlanacak kimi de bekletilecek. -hepsi olmuyor, her manzara senin değil.-

Fotoğrafları isimlemek iki sanatı birleştirmek gibi hissettiriyor. Bu eylemi bir fotoğrafçı büyüğüm aktarmıştı, ben de kullanayım burada belki ilgilenen olur. Özellikle sergi yapacak olanlar için aktarmıştı bunu, ben her gün seçtiğim 15-20 fotoğraf için yapmaya çalışıyorum. Elenen fotoğraflara bakıp akla ilk gelen kelimeyi arkasına yazıp görünmeyecek şekilde bırakıyorum. Ardından hepsi isimlenince de bir sıralama ile diziyorum hepsini. -bir kısmı pcde yapılıyor tabii.- Sonrasında fotoğrafları o sıralama ile paylaşıyorum. Ve her günün de bir kelime dizisi olmuş oluyor. Tüm fotoğraf günlerinin sonunda yapamadım ne yazık ki ama her fotoğraf teması için uyguladım. Bakıp sıralayınca başka, isimlerine göre sıralayınca bambaşka bir düzen çıkıyor ortaya. Daha senden bir sıralama, daha yakışan bir hale geliyor. Bu düzen için çabalamak güzel bir his; herhangi bir düzen için çabalamak güzel aslında. Durağan bir yaşantı dahi olsa, her gün yalnızca fotoğraf çekiyor olunsa da güzel. -bir tek fotoğraf çekmiyordu bir aralar.-

Ama mutluluk fotoğrafa yansır mı acaba? Fotoğraf dediğin neyi gösterir? Fotoğraf dediğin gerçeği gösterir.

Mavi Kuş-Mustafa Kutlu

Yukarıda savunulanları bir çırpıda atacak mıyız/m? Hayır tabii. Ancak bu alıntıda sorular beni çok daha fazla çekiyor. Gerçeği gösterdiği anlar da var, bir aldatmaca olduğu anlar da. Fakat gerçekten; mutluluk yansır mı? Her soruyor “Bunu gösteren birkaç fotoğraf var aslında.” diye cevap vermek fazla ortayolculuk, farkındayım. -ama sen zaten öylesin.- Cevaplarım bu olursa da yazılacak farklı şeyler kalmıyor, bunun da farkındayım. Bilinçli bir eylemsizlik yeniden. Ancak mutluluk kavramının bir fotoğrafa yansıması daha gerçekçi geliyor bana yine de. Portre ve toplu fotoğraflardan daha çok ani fotoğraflarda daha belirgin. Mutluluk da mutsuzluk da. Portrede ve toplu fotoğrafta genel bir mutluluk görebiliriz belki; yahut birkaç kişinin aslında mutsuz olduğunu. Ancak ani olan ve çekildiğinin farkında olmayan anların yansıttıkları daha gerçek oluyor. Görüyoruz gerçekten mutlu olup olunmadığını. Bazen bir şenlik havası bazense mutlu topluluğun matemini yaşayan bir çocuğu. -neden çocuk?-

Neyi gösterir peki? Bahsettiğim şipşak fotoğrafçılardan birinde çekilmiş bir fotoğrafımız var babamla beraber. O zamanlar kepçe kulaklı ve yıllar sonra babasının boyunu geçeceğinden habersiz bir kısalıkla, kısık gözlerle ben ve gülen babam. O fotoğraf sanırım çektiğim ya da çekeceğim tüm fotoğraflardan çok daha farklı hissettirecek bana her zaman. Kim için gösterir sorusuna evriliyor o fotoğrafa baktıkça soru. Beni ve babamı, çok net ama kim için? Mezarlık tutanağı olduğunu kanıtladı yeniden fotoğraf. Her baktığımda acımın yahut ne hissettiğimi bilmemenin gizlendiği bir gülümseme sunuyor bana. Benim için mi o fotoğraf? Annem görünce ne hissediyor? Onun için mi? Yahut babamla bakabilseydim, iki muhatabı da yan yana, bizim için mi olacaktı? Fotoğraf yalnızca kendisi için var sanırım. Dili yok; senin çektiğin yahut güldüğün yahut baktığın kadar. Senden ama sana sunduğu şey senden çok daha fazlası. Çünkü bizi bilmeyen biri için o fotoğraf iki insanın resmi yalnızca. Muhatabından uzaklaştıkça yalınlaşıyor fotoğraf. Kendi oluyor. Senin gözünden çıkmış bir birey oluyor. Ve paylaşıyor senin gözlerini. -stop, bir nefes alalım.-

Gösterdiği çok şey de var elbette. Bir yüzüğün değerini, yıllar önce neye ne kadar daha para vermediğimizi, neden bazı seçimlerin yanlış olduğunu, tarihin hangi yanlışlardan ibaret olduğunu, değersizleştirildiğimizi, hüznün yalanı ve gerçeğini. Mirasların en güzellerinden biri. Kitaplarda yazanlara detaylı bir eklenti. Payımıza düşen fotoğrafsa, sanırım daha güzel çok az şey kalır elimizde. Karşınızda duranı hissedip fotoğrafa aktarırsanız -sen yaparsan yani. önce sen.- o zaman daha anlamlı hale gelecek. Daha sizin gözünüz olacak. Herkes fotoğraf çekiyor, herkesin elinde fotoğraf makineleri. -telefonunu çıkarma yine de.- Bizim olanı çekmek asıl mesele. Hissettiğimizi. Çok anlam yükleniyorsa bile iyi ki çok anlam yüklenebilecek bir eylem fotoğraf çekmek. Bugünü daha anlamlı kılar mı bilmiyorum ama bugün görüp hissettiklerimizi daha anlamlı kılar. Gerçekten yahut yalandan ibaret olsa da kılar. Biz, ihtimaller vardır, gerçek olmasak da kılar. Bizden bir dünya çok zor ama içinde olduğumuz dünyaya gözlerimizi aktarmak çok değil. -biraz.-

Ben çok eski bir fotoğrafta duruyorum. Yüzüm o fotoğrafta bile eski bir fotoğrafa benziyor.

Ba-Birhan Keskin

Henüz çekilmemiş bir fotoğrafın içinde duralım. Durduğumuz tek yer fotoğraflar olsun. Söylemesi kolay, bir yerlerden yazmak daha kolay. Eylemleri yönetmek kolay değil, güncelde kaybolmamak, sigara zamlarına bir sigara yakmamak mesela. İsim verilmeyi hak ediyor fotoğraflar. Gözlerimiz, gördüklerimiz çekilmeyi hak ediyor. Dünya bir gözü daha hak ediyor. Daha eski fotoğraflara bakmayı bırakmadan, güncelin ölü soğukluğunda yaşayan yerler bulalım. Bizim ömrümüzden daha uzun ömürlü biz bırakmak için. -kamu spotuna dönmeden, stop.- Zor olan kendimiz için yapmak, kendimize bakıp gördüklerimizin değerini sorgulamak. Sonrası gelecektir. -sonrası kalır. espri değil.-

Yüzüm çoktur eski bir fotoğrafa benziyor, kulaklarım düzeldi yalnızca. Fotoğraflardan ibaret bir evren keyifsiz, fotoğraflarda yaşamak da öyle. Fikirlerimiz ile kendimize verdiğimiz değeri hatırlanabilir kılarız belki. Hem kendimize hem de üç-beş sevdiğimize. Söylenmemiş sözler olduğu gib çekilmemiş fotoğraflar da var. Gözlerimiz görüyorken. -stop.-

Ayakta bir gün, yoğun bir fotoğraf gezisi, keyifli sokak müziği dinletileri ve yeniden yazıyor olmanın kıymeti. Yoğun haftanın ortası, iş ve sahne telaşı ve güzelliği ile. Gün yine fotoğraf kapağı ile kapanıyor. Bugün ötelenmedi, bir. -dur bakalım, yeni.- Ötelenmeyecek nicelerine.

Vetabii bir şiir karalaması da aşağılarda. Okunmak üzere hazır-nazır. Zaytung ile birlikte daha çok ses kaydına itecek bir podcast daha gelebilir. Kıymetlenir sesim belki. Ulus Baker’e geçilecek uyku öncesi, gün yorgun bitecek. Bugünkü yaz havasına ithafen, Can Ozan-Yaz Şarkısı ile ses olayım bugğn de. Biraz hareket, lirizm benden değil. Fotoğraflar çekilecek, gözlerim miyop ama belki çektiklerim net olur. -bir ara.-

tutanak

düğüm, açık yol
tercihen muhafazakar. tercihen ne
yavan yanında demokrasinin. masallarda
gerçek yaşam. kusurlu güneşe
bakışı. modern söylemleri çoğulun. henüz
eşiklere erişmemiş haram

ilmek, sorgulama bir
sandıklarda kitapları, çağın çocukluğu
kilit vurmakta. mektuplar kirli
görülmekte. yazmaya bağlanmış inandığı
dünya görüşü. kabukları ile elinde
cenneti-cehennemi

muştu, yalan haber
ilkel inanışlardan, düşünceleri
dağınık. gül kokusu anlamsız, sarılmadı
tütün henüz. kurmaca kimlik, ölüm
hakkında hem
gerildi iplik

Yorum bırakın