Yaşımın Doğruları

Olur olmaz şeylerin üzerine durmayacakmışım. Böyle emrediyor ilerleyen yaşım.

Süreyya Berfe

Doğruları sorguladığım günleri yaşadığımı defalarca dile getirdim bundan önceki yazılarımda da. Bu sorgulamanın içindeyken bir yandan da yaşımın, cinsiyetimin, okuduğum bölümün, anne-babamın maddi durumunun doğruları ile yüzleşiyorum. Yeterince yetmiyor sanırım sorgulamalarım belli kesimlere. Kimliğimin oluşmasını isterken bocalamaktan ileri gidemiyorum zihnimde. Yaşımın sene sene değil de aylık büyümesini istiyor çevrem. -ailem değil aslında.- Yahut ruh halime yakıştırmıyor yaşımın 21 oluşunu. Kendimi anlatırken dahi yaşımın diliyle konuşmam gerekiyor. Rüyamı anlatırken, bir şarkı dinlerken, susarken -ki çok sevilir hükümetlerce konuşmayan genç nesil.- ya da konuşurken… Her eylemimin yaşım ile bağdaşması gerektiğini hissediyorum. Aslında hissettiriliyor. Tanıdığım ve yaşıtım olan insanların farklılıkları daha da sorgulamaya yönlendiriyor. Çocuğu olan da var, işsiz kalanı da, benim gibi okuyanı da. Yaşım yüzyılları temsil ediyor. -çeşitlilik artarak seyri alem ediyor.-

Bu hissin en çetin noktası da düşüncelerimi ifade etmem ile başladı aslında. Kendimi ve fikirlerimi dile getirirken kullandığım dil, üslup ve tavrım ile uyuşmadığı takdirde cahil yaftasını yemem zor olmuyor. Bildiğim bir konuda bildiğimi söylemeden espri yapmam da aynı yola çekiyor. Bilgim ile aynı yükseklikte olmam gerekiyor sanırım çevrem adına. Ne kadar bilgiliysem o kadar uysal ve sessiz kalacağım hissi uyanıyor. Akıllarında hapsolmuş bir kavramı biliyorsam kesin suçluyum mesela. Bilgili olduğum iddiası ile söylemedim aslında. -değilim.- Kendimi açıklamam bile belirli kesimlerde bu düşünceyi uyandırıyor. Her ne kadar doğru insanlar ile konuşmanın, düşüncelerini dökmenin daha doğru olduğuna insansam da; fikirlerimin sorulduğu herhangi bir ortamda da dile getirmek mutlu ediyor. Bir kişi bilgilenir diye değil -ne haddime?.-, ben farklı bir düşünceyle karşılaşırım ümidiyle. Yaşımın, bilgilerimin önüne geçmiş olmasına sinirlenmeye devam ediyorum. -çıkar yol çok uzun.-

Kendi hayatımın içinde tanıştığım çeşitli fikirdeki insanların yaşını sorguladığımı hatırlamıyorum mesela. Belli düşüncelere erken ulaştıysa, okuduğu ve dile getirdikleri beni etkilediyse ona gıpta ile baksam da; neden kendisini yorduğunu, bunlar için erken olduğunu, zamana ihtiyacı olduğunu dile getirmiyorum mesela. Varlığına sözle dahi olsa müdahale etmek kimin haddine ki? Biz gençleri hayattan soğutan en önemli noktanın da bu olduğunu düşünüyorum. -tüm gençleri temsil etmiyorum asla, haddime değil.- Yaşımız ile değerlendiriliyor oluşumuz. Neler yaptığımız, nerede olduğumuz, amaçlarımız ve uğraşlarımız dinlenmiyor. Daha doğru ifadeyle; ülkemizin içerisinde gençleri dinleyen kitle çok çok az. Dinleyen bir topluluk bulduğumuz zaman kendimizi ifade edebiliyoruz. Ancak, özellikle ülkesi içerisinde yalnızca fikir ve çalışmalarıyla hareket eden bir gencin kâle alınma ihtimali çok ama çok düşük. Halen daha ”Sen Kimsin?” gibi sokak jargonuyla ilgi çekilmeye çalışılıyor. -onun cevabını da dinlemiyorlar.-

Süreyya Berfe ile aynı sorunlarımın olması garip hissettirdi. -sağlam şairdir, haddimeyse.- İlerleyen yaşında ona söylenen bu ifade, benim her zaman geriye doğru gittiği düşünülen yaşımda da söyleniyor. Korkularım ve sevinçlerim sınırlanıyor. Hemen her inanışta her insana duyulan saygı kavramından dolayı eleştirilebiliyorum. İnsanları ayırmadığım için fırça yiyebiliyorum. Bunların hiçbirine de cevap vermemem bekleniyor. Yalnızca ben değil hemen her genç yaşıyor üstelik bunu. Yasa 18 diyor ama evlilik ve maddi özgürlük gibi kavramlar olmadan -ki yetmiyor asla, son model bir de çakarlı araba.- umurlarında olmayı geçtim konuşmama bile ağız eğerek bakıyorlar. -yazma yolu özgür, buraya uğramıyorlar.-

“Söylesene Sivrisinek. Kaç yaşındasın?”
“Gerçek yaşımı mı, yalancısını mı?”
“Gerçeğini elbette. Yalancı bir dostum olmasını istemem.”
“Öyleyse söylüyorum: Gerçek yaşım beş. Yalancısı altı. Çünkü altı yaşında olduğumu söylemesem okula gidemezdim.”

Şeker Portakalı-José Mauro de Vasconcelos

Yalancı olmaya zorluyor şu anki sistem her bir genci. Kimliklerimizde yazan tarihi bile, varlığımızı bile yalanlamamızı arzuluyorlar. Zamanında başka hükümetlerin yaptığı yaş büyütmeyi, bu kez dinlenmemiz ve ötelenmememiz için istiyorlar bizden. -yine adaletsiz.- Öğrencilik dönemi içinde olan yaşıtlarım için de geçerli değil bu durum. Her ne durumda olursa olsun, çalışsın, baba-anne olmuş olsun yasalardaki yaşı geçmiş olması yetmiyor. Kurulan düzen içerisinde gençlerin yeri; birilerinin onlar hakkında kurduğu alan kadar. Fikirlerimizin 1+1 öğrenci evi kadar dar olduğu kanısındalar. Bir gün sıkıntısını dinlemedikleri gençlerin sorunlarla boğuşması yetmezmiş gibi, bildik tavırlarıyla her yaptığımızı yönetmek istiyorlar. -dikta bir kıran olmaya devam ediyor.-

Bu konuşmalar ve bu yazılanların, aslında benimle hemen hemen aynı düşüncede olan insanlara ulaştığı düşüncesi daha çok sorgulatıyor beni. Kendi içinde sürekli moda konuşan, maddi övgülerle bir arada duran, üstüne üstlük her defasında eleştirdiğim elitist bir durum haline geliyor. Kendin çal kendin oynaya dönüyor. -pardon, konser ve tiyatrolar kapanıyor doğru.- Olur olmaz durumlarda aklıma geliyor bu. Zaten çevremin büyük bir kısmı benim düşüncelerime hakim. Biliyorlar, eleştirip kaygı duyuyorlar ve çabalıyorlar. Neden halen daha adım atabileceğimiz bir alan yok? Ne kadar temiz bir alan olabilir? Kaçımıza etki edebilir? Sorular arttıkça daha da çekiniyoruz adım atmaktan, farkındayım. Ancak, yalnızca muhalif kalmak sanatçılara düşüyor. Olmadan -ki olamayacaksın.- önceki son şanslarımız. -parti kurmayalım, lütfen.-

Benliğimi ve yaşadıklarımı bilen tek kişi benken, çevremdeki hiç tanımadığım insanların dahi beni sorgulamasını anlamakta zorlanıyorum. Okula gidip okulda olanları sorgulamamam isteniyor mesela. Ya da ülkemde yaşayıp yaşanan gelişmeler hakkında yorum yapmamam, ailem ve zaman geçirdiğim çevrem ile aynı düşünmem isteniyor. Hangisi mümkün ki? Oy kullanmamı bile sorguluyorlar. Kime oy attığım kim olduğumdan daha önemli hale geliyor. Kimi yerde gerçekten sevmem bekleniyor, kimi yerde günlük sevmemin daha doğru olduğu konuşuluyor. Kimi yerde ise sevmekten kaçmam gerektiği, henüz erken olduğu konusunda ısrarcı bir kesim var. -sevmekten kaçmak?- Eylemlerime değil yalnızca, hislerime dahi kalıp dikmek hoşlarına gidiyor. Düzenin içinde düzensizlik çıkaracak tek kesimin gençler olduğu düşüncesi hakim. Çünkü, düzenin sürdürülebilir olmasını da onlar sağlıyor. Adımlarımız takip ediliyor her an. Ancak, sorun ve sıkıntılarımızı dinlemek için kırmızı halılar serilmiyor. -pardon, turkuvaz.-

Dünyayı yerinden oynatacak bir güç buluyorum kendimde, ama neylersiniz ki yaşım daha yirmi bir ve çok yalnızım.

Vadideki Zambak-Honore De Balzac

Aslında çok yalnız değilim. Tamam, dünyayı yerinden oynatacak ifadesi çok iddialı ama benim de elimden gelebileceğini düşündüğüm şeyler yok değil. -fazlasını istesem de.- Kaç yaşına kadar bu düşüncede olacağım bilmiyorum ama, bilinçli bir insan için yaş kavramı önemini yitiriyor. Beslenme, çalışma koşulları gibi detaylar önemli evet. Bahsettiğim şey, çaba ve uğraşlarını yaşına göre değil, bilgisine göre idame ettirebiliyor oluşu. Gençken de daha ileride yapılmasına toplumun alıştığı işleri yapabiliyor. Daha ileride de gençken dinlenmesi gereken -kim demiş!- şarkıları dinleyebiliyor. Doğru ve yanlış kavramlarının içinde ufacık bir yeri kaplıyor yaşım. Kendimi yaşımla ifade edebileceğim bir dönemin geleceğini düşünmüyorum. Hem hiçbir zaman çocuk bölümünden de giyinemedim. Yaş ile aram pek iyi değil. -çok komik! sözde yazar.-

Derinlemesine bir analiz yapma isteğim pekişti bu yazıyı kurgularken. Daha önce bahsettiğim Arayüz Kampanyası ve Simurg Derneği gibi içerik ve çabası olan toplulukları ile iletişime geçme, fikirsel olarak gençlerin dinlendiği ortamları araştırma çabası içindeyim. Geçirmeye çalıştığımız ömrün içinde her bir an kıymetliyken, ”Hele bir işe gir, düzelir her şey.” gibi kavramların basitliğine sıkışmak itemiyorum artık. Mezun olunca geçecek herhangi bir durumun içinde değiliz. Kurtarıcı bekledikçe; mahkum olduğumuzu daha da hissedip, kurtarıcı sandığımız insana bağlanmaya başlayacağız. Çabanın ve emeğin, okumanın ve empati kurma yeteneğinin sözde yüceltildiği bir ortamda dahi durumlar bu haldeyken, herhangi bir gencin dinlendiği ortamlar az, yorum yaptıkları mecralarda yorumları kapanıyorken nasıl bir yol izleneceğini çok merak ediyorum. Kapılarını ranta değil gençlere açan herhangi bir kurum, devlet kurumu olacak mı sorusunu sormak bile yoruyor. Cevabı çok açık. -düşüncelerimiz de.-

Düzenli bir hayatı arzu etmeye başladıkça daha duyarlı bir çevre isteği uyanıyor. -mümkün değil!- Çelişkili fikirleriyle çocukların yapabileceği, onların düşünebileceği şeyleri atlayan onlarca hatta yüzlerce yönetici varken; aynı çocukların ileride geleceği yeri ve bilgili hallerini düşünmeden yermeyi seçiyoruz. Bir gencin yardımda bulunması suç oluyor mesela; sağlık yardımını maddiyat verince olduğu kabul ediliyordu. Yapanın bakan olması sorun yaratmıyordu mesela. Görmüyordu çünkü. Hem yaşı da yerindeydi. -yerinde sayıyordu.- Ya da çocukken kullandığımız laf sokma sözleriyle ideoloji yarıştırılması heyecanla karşılanıyor. İdeolojinin başlangıcı olmasa da kabul görüyor, doğum tarihi ile de yüceltilebiliyor. Kendine bir şey katmaması eleştiri oklarının odağı olmuyor. Aslında yaşımızın doğrularını belirleyenler henüz herhangi bir sorgulama yapabilme kapasitesinde değiller. Sorguladıkları başkaları ve özellikle de gençler oluyor. -karşı partilerden sonra.- Yalnızca siyasi olmasa da bu eleştirilerimin karşılığı, ilk başta o kesime olduğunu yadsıyamam. -çok umurlarında emin ol.-

ne kadar ölüme ilerlese yaşım
işe bak
o kadar çocukluğuma yakınım

Böyle Bir Sevmek-Attila İlhan

Ne kadar ölüme ilerlese yaşım? Bazen seçme isteği uyanmıyor değil. Gençliğimden bıktığımdan değil, genç olduğumu yeni yeni fark ediyorum. Bana genç diyenlerin hiç genç olmadığına gerçekten inanıyorum. Benim yaşadığımın bir ütopya hatta şu dönemde yaşadığım için bir distopya olduğuna eminim. -isterdim nazımla karşılıklı oturup daha kötü şair oluşumu hissetmeyi.-

Yakınlık ve uzaklık ile ilgili değil aslında ölüm. Herkesin korkusu artık ölmek. İstemiyorlar güzellikleri kaçırmayı. Bazen bilinç normal düşünebilme yetisini kaybettiriyor. Geleceği bilmek ile bugünü yaşayamazdın. Geleceği bilmeden gelecek hakkında çok rahat konuşuyorsun halbuki. Yaşın ilerledikçe de gelmediğini görüyorsun. Ne yapıyorsan bugün, yaşının doğruları bugünlük. -sonrası yanlışları konuşulur.-

Evde geçen bir gün. Okuma, dinleme, seslendirme biraz, izleme ve anne ile yemek hazırlama. Okul da var, online diye tabir edileninden. Okumalarım güzel ilerliyor ne mutlu ki. Ne kadar yansıyor bilmesem de yazılara. Seslendirme ve haftalık seri hakkında gerekli açıklamaları da avukatım yapacak. -yavaş ilerliyor. başka soru almayacağım.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 54. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne bir üçlü seri ile ses olayım. Siyasiyabend, evet. Yaşınızın kaç olduğu pek mühim belli kaynaklarca. Önemli olan adımlarınız. Yol herkesin, köprüler bizim değil. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Yaşın, Adımların.

yıldız dağı

pas, ihtiyar çaba
enkazları artmakta doğallıktan uzak
afetlerin. çoğulun konuşmadığı konulara
hakim. tavanını iyi bilmekte misal, düştüğü
günler hatrına. kurtuluş ilanı
girdiği son savaş
yenilgi

oku, bilmeden inanış
kapısı açık hücresinden
duymuyor yaşama dair. çağın insanı
olmadığı. hem hayat boyu figüran.
yüzü hatırında. çokça derin anlamlar, ifadesi
yalnız sevinç. inanmakta toprağın
ev sahipliğine
.mümkünse.

gölge, cehennem izi
güz çok sonra gelir, elleri daim
güneş. belgeler ıslak, kilit. hem
ziyaret kısa. mahluk olduğunu unutmak
isteği ilk. tutmuyor baş harfleri adının
sessizlikte konuşmaya.

Zaytung 54. Gün Ses Kaydı.

Yorum bırakın