Toplumsal Bireycilik

Birey olarak ortaya çıkmadıkça, uyuşuk felsefemizden vazgeçmedikçe ve tek tek katkılarımızı insanlardan esirgedikçe bizi kim değiştirebilir? Belki sen de Dünya Bankası’ndan kredi almamızı bekliyorsundur.

Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan-Oğuz Atay

Toplum hakkında yazmak beni ürkütüyor aslında. -yazarken ne çok korkum varmış.- Toplumu oluşturan kavramları çocukluğumuzdan beri öğrensek de onlarla birebir iletişimimiz olmadı. Bir imzalarını alamadık. -her gün imzalarıyla bizi çiziyorlar halbuki.- Temel yapı taşlarının yalnızca toplum ve devlet kavramlarını oluşturduğu düşüncesindeyim. Bugün, toplumumuzun geldiği noktayı hiçbir öğretimizin açıklayabileceğini düşünmüyorum. Millet ve toplum farklı mı, hangisi daha ılımlı ve faşizme yakın değil, kimleri temsil ediyor ve ben kimi temsil ediyorum? Bu sorgulamaların ulaştığı bir yer olmayacak sanırım. Toplumun geldiği yer ile kastım da sadece olumsuzluklar değil. İyi yönde olan gelişmelerin de temel düşünceler ile ifade edilmesini zor görüyorum. -millet de bu açıklamayı bekliyordu, teşekkürler.-

Ürkme sebeplerimden biri de, kendimden kaçıyor gibi hissetmem. -ne zaman kaçmıyorum ki?- Kendi sorunlarımı, toplum sorunlarına bağlamak kolaya kaçmak gibi görünüyor gözüme. Sorunlarımı oluşturan şey yetiştiğim coğrafyaysa dahi buna bir sorun olarak bakamam. Varlığıma küfür ile aynı şey olur. Ailemi seçme isteği kadar garip kalır. Ben, kimliğimi bulma çabası içinde bir genç olarak eleştirebilir yahut olumlayabilirim toplumu ve coğrafyayı. Bu minvalde düşününce de, kendi varlığımın topluma hiçbir katkısı olmadığı düşüncesine kapılıyorum. -bunu arzuluyorum, gerçekten.- Ben ne yapabilirim ki? sorgulaması içindeyim sürekli. Aktivist bir düşünce ile yazmıyorum. Öyle de yazabilirim ama bu durum çok daha bireysel bir düşünce. Neyi değiştirebilirim sorgulaması kadar karmaşık. Bireysel kimliğime sövdürmeden, ailemi başka insanların garip kurgularına dahil etmeden neyi gerçekleştirebilirim? -üstelik onlar da toplumun bir parçası. bir.-

En güncel konulardan olan sosyal medyanın gücü de toplumun geldiği noktalardan biri aslında. -hemen her toplumun.- Sosyal İkilem yazısında değinmeye çalıştığım bireysel krizin getirdiği toplumsal etki; bizi doğru bilgiden ve yorumlama yetisinden uzaklaştırıyor. Kriz anlarını yönetmek üzere hayattayız. -isteyip istemediğimiz muamma tabii.- Bu kriz anlarını yönetmek yerine, faydalanmak yahut daha kötüye gitmesi için uğraşıyor gibiyiz. Bu durum, iyi niyetli olsak da başımıza gelebiliyor. Sosyal medyada bir insanın tekrar yargılanmasını sağlayabiliyoruz, bu çok güzel. Ancak, yargılanmayacak insanların da bir daha insan içine çıkamamasına sebebiyet veriyoruz. İyi niyetli olsak da, dediğim gibi. Sürecin bu kadar etkili olması, herkesin ”Biz attırdık onu içeriye!” gibi söylemlerle harekete geçmesi de, herkesin bireysel bir toplumcu olmasına evriliyor. İyi yanları varsa da kullanmak için bekliyoruz sanırım.

Bizi kim değiştirebilir? Bu sorunun ve alıntının geneli için konuşulacak çok şey var. Ama yazılacaklar konusunda emin değilim. -yazamıyorum demiyor da!- Dinlenmeyen telefonlar ile, sadık insanlar ile konuşulabilir saatlerce. -yahut yalnız başına.- Elbette kaçmayacağım yazmaktan ama fikirlerin sansüre uğruyor olmasının bile esprisinin yapıldığı şu günlerde, değişimi başkasından beklemek; hele de topluma bu sorumluluğu yüklemek büyük bir insanlık olur. Toplumun bireye bakışı kavramı gerçek dışı geliyor. Aynı şekilde, bireyin de topluma bakışı söz konusu olamaz. Ancak; fikirlerimiz, düşüncelerimiz, eylemlerimiz, üniversite tercihlerimiz hatta evliliklerimiz dahi bu iki gerçek dışı durumun arasında şekilleniyor. -kurmak lazım ütopyalar.-

İnsan daima fiili durumu içinde alemde ayrı düşmüş bir birey olduğunu hisseder ve dolayısıyla daima kendisinden uzak kaldığını düşündüğü bir şeyle birleşme aşkı ve telaşı içinde, yani bir tür gurbet duygusu içindedir.

Dinlet Tarihi 1-Ali Şeriati

Bu durumun yukarıdaki alıntı ile bağı çok yüksek sanırım. -karşıma çıkan güzellikler, var olsunlar.- Elbette daha dini bir bağlamda açıklanması kabul edilecektir. Ancak, topluma olan gurbetimiz de çok yüksek. Millet olarak birbirimize bağımız, birbirimize duyduğumuz saygıdan daha çok. Bu bağın azalmamasını istiyoruz çoğumuz. Bir futbol maçında, bir milli maçta, uluslararası bir başarıda birleşebiliyoruz. Ancak, başarılar bir anda başarısızlığa dönüşünce de kendimiz dışında herkesi eleştirebiliyoruz. Sanırım bu bahsettiğim gurbet halini seviyoruz biraz. Yalnızca adım atan başkaları olsun, başkaları gelsin bizi bulsun istiyoruz. -kusur.-

Bir yandan da; pandemiye rağmen şu süreçte, toplumla en çok ilişkimizin olduğu günleri yaşıyoruz. Her konuda fikri olan bireyler olarak; artık tek konuda bambaşka fikirler üretmeye başladık. Çabalarımızın daha çok görünmesi için uğraşıyor, birbirimize yardımcı olma gayreti içinde ilerliyoruz. -iki farklı toplumla beraber gibiyiz.- Bu iki amacın da bireysel olan ve olmayan yanları var. Çabamızı gösterme isteğimiz bireysel gibi görünse de, toplumun belli bir kesimine yardımcı olacak bir çaba içindeyiz çoğumuz. -olalım yahut.- Başkalarına yardımcı olma gayretinde de ismimiz ve kimliğimiz önemini yitiriyor. O desteğin karşılığını da beklemiyoruz. Topluma sunulsun yeter. Hangi toplumun bize öğretilen temel yapı taşları ile kurulduğu konusunda sorgulamalarım da artıyor bu sayede. -teşekkürler.-

Elbette her toplumda olduğu gibi tamamen toplumu yok sayan, uzaklaşmak isteyen ve sevmeme duygusu ile yaklaşan insanlar da var. -zaman zaman hepimiz yaşıyoruz bunu üstelik.- Toplumun içinde olduklarını ben unutmuyorum yine de. Bir temsilde -mesela bir sonraki genel seçim.- yine aynı toplum ile iç içe sayılacak ve ayrılmayacaklar. Ayrılamayacaklar hatta. Bunu mümkün kılıp ülkelerinden ve toplumlarından ayrılan insanların hangi toplumu temsil ettiği de sorgulanıyor bir yandan. Evet, başka insanların hayatları hakkında bu kadar düşünceye dalmak makul değil. Ancak, benim eleştirileceğim yahut sevileceğim -ki ikisi de aynı anda mümkün olabilir.-, mesleğim için çaba gösterip değerlendirmeye alınacağım, fikirlerimi sansürlememin makul olduğunu söyleyen de aynı toplum. Burada asıl eleştiri toplum da değil, farkındayım. Eleştiren de eleştirilen de insan. -ne kadar da uzay mahsulü.-

Vatanını, hemen her birey; kendi fikirleriyle yönetil­mek için yaratılmış sanır.

Cenap Şahabettin

İşte bu alıntı dolayısıyla yazılıyor bu yazı. Bu alıntının gücü ve etkisiyle. Geçen yıllarda değişmeyen şeylerin çokluğuyla. -ben doğmuşum o kadar.- Çok doluyum bu alıntıya karşı. Düşüncelerimi doğru ifade etme isteğim de çok dolu. Genel olarak dolu bir süreç yaşıyorum duygusal olarak. -teşekkürler süpermen.-

İlk düşüncem bu alıntıyı okuduğumda, keşke herkes halen böyle zannetse ve bunun için uğraşsa oldu. Çok bireyci bir yaklaşım olduğunun farkındayım. Yine de, düşünceleri ve fikirleriyle keşke herkes farkında olsa hiç kimsenin onun düşüncesini tam anlamıyla yansıtamayacağı ve savunamayacağından. -mış gibi yapmayı en çok uygulayan meslek tiyatroculuk sanılıyor ama benim düşüncem, hayattaki ve toplumdaki gelişmelere ayak uyduran bizler uyguluyoruz en fazla. -bir de siyasiler. maşallah onlara.- Hemen hiçbir gelişmenin bizimle bağlantısı olmuyor, fikirlerimiz o kadar az alınıyor ki; herhangi bir konuda fikir üretmenin anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Ve tabii ki fikir üretmiyoruz. Bundan biraz sıyrılıp fikirlerimizi aktarabilirsek de bu kez karşımıza, bize sordukları konuyla bağlantısız gelişmeler sunan bir topluluk çıkıyor. Fikirlerimizi hatta benliğimizi değersiz görmemizin sebeplerinden biri bu olabilir. -bu.-

Bu kez, şu an herkesin bu eylem ile hareket ettiği düşüncesi geliyor aklıma. Ülkenin kurtarıcısı olarak kendini ilan edenler yahut bunun gerçekten bir kişi ile mümkün olduğunu savunanlar. -yahut parlamenter sistemin gidişiyle.- Ülkemizde toplum algısını yıkanlar; o toplum ile başa gelmiş siyasiler oluyor her zaman. -her zaman, yalnız son yirmi yıl değil. korkak bir açıklama, özür dilerim.- Güçlü olduğunu düşündüğüm bir cümleyi bir ara cümle ile yıkmadım umarım. -devam, çok konuşma.- Bu yıkılan toplum algısı da; hepimizin kolay yollara yönelmesi ve toplumsal olarak eksiklerimizi görmemeye, bir yerden sonra da çevremizdeki insanları görmezden gelmeye sebebiyet veriyor. Fikirlerimizin doğru takibi, gelişmeye açık yapılandırmalar ile rahatlayabilecek yapıları yıkmak için var gücümüzle çabalıyoruz. -bir de yerli uçak için on yıldır çabalanıyor.-

Kendi fikirlerimiz ile yönetilen hiçbir şey olmadığını fark ettiğimiz anda, daha bilinçli hareket etmeye başlayabiliriz aslında. Kendimizi ve düzenimizi bile zorlukla idame ettiriyoruz. -yahut yalnız ben.- Fikirlerin oluşum süreci, etkilenilen insan ve kavramların doğru araştırılması, somut olarak işlenebilirliği gibi kavramları atlayabiliyoruz çoğu zaman. Sınırlı bireyler değiliz. Toplum bizi sınırlıyorsa kendini de sınırlıyordur. Ülke sınırlarımızın kısıtlanmasına kadar da gidecektir bu acizlik hali.

Eğer bir hayvan, bir tür, bir birey içgüdülerini yitirmişse, kendine zararlı olanı seçiyor, tercih ediyorsa; ona yozlaşmış derim.

Deccal-Friedrich Nietzsche

Ben de topluma diyorum, kendimi büyük görerek değil; tam şu an olduğum yer ile. Toplumu bireyden soyutlamaya çalıştıkça eksiliyoruz. Bu, dinin ve o dine mensup olan kişinin tanımı gibi olamaz. Bir Müslüman’ın kötülüğü İslamiyetin yahut bir Hristiyan’ın kötülüğü de Hristiyanlığın kötülüğü demek değildir. Ancak, sürekli yenilenen bir kavram olarak toplum; bireyden bağımsız düşünülemez. -düşünülmesin, rica ediyorum.-

Kuyuya atılan Yusuf, manifestosunu yeni yazmış Marx yahut seçimi yeni kazanmış Hitler. Hiçbirinin etkileri bu kadar büyük olmazdı o anda farklı yollara evrilselerdi. -teşbihte hata olmaz ümidiyle.- Toplumları etkileyen bireylerin varlığı mümkün. Toplumun etkilediği bireyler, çok. Toplumun hayattan aldığı bireyler, gün saatinden daha fazla her gün. Toplumun yıkılamaz oluşunun savunulması, toplumsal bireycilik. -fazla subjektif.-

Hafta ortası, okumak, anne ile hasret giderme, seslendirmeye yeniden başlama isteği. Yoğun bir hafta sonu yaşayacağım. -umarım.- Okumalarımı arttırıyorum, sevinçliyim. Tiyatroya hasretim arttı. Okulların açılması için şart oldu maske. -takınız, uzaklaşınız insanlardan.-

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 49. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne en güçlü ses olabilecek eser de sanırım Beni Hor Görme Gardaşım olur. Çokça sevilir, güzellikler getirir. Siz adım atmadıkça çok daha heyecanlı ama daha az uğraşan insanlar adımlayacak. Korkularınızı yenin. Söyleyince çok kolay, biliyorum. Gerekirse yenilerek. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Sen, Kokularını Yen.

ateş buyurdu

beyaz, temsil etmek ak
çakılı taş bildi, gençliği
huzursuz ayaklanmaları dışında askerin
gençlikti. ihbara güvercin yakıştırması
savaş için yanlış yalnız kuşlar. pusu henüz
dilini ısıran
çocukluğuna

merdiven, yok yükseğe yakışan adem
barış adı verildi yeni doğan yahut yeni
ölen. harfler ile temsili insan
karmaşasının. zor olduğunun itirafı
gecikmedi. sağın enkazı
ağır, solun daim akmakta
pası

mendil, modernleşti sevgisi
kent bölünmekte kesitlere, sürüler
doğru yolda. yüzünü konuşmak, etkisiz
kalmak sonra. avuçlarında devrim beyazı
yahut henüz ısıtmakta
kızılı

Zaytung 49. Gün Ses Kaydı.

Yorum bırakın