Kendi arzumla yaklaştığım için bir uçurum görüyorum, kıyısından kaçmayı kesinlikle istemediğim bir uçurum. Bir an için uykusuz gecelerimin her zamankinden de daha katlanılmaz hale geleceğini düşünüyorum, ne de olsa artık somut bir derdim var; gönlümü kaptırdım.
Aldatmak-Paulo Coelho
İnsanlığın varoluşundan bu yana ortada olan bir kavram için yazıyorum bugün. -yahut ben öyle inanıyorum.- Diğer yazılarda da değindiğim ömrümüzün basitliği ve ömrümüzün içine aldığımız zamanın hepimiz için kısa oluşu; bizleri daha az uğraşan ve çabalayan insanlara dönüştürdüğü gibi, daha çok çabalayan, uğraşan, emek veren, anın kıymetini fark eden hatta kendi ömrüyle yetinmeyip başka insanların ömrüne de emek veren insanlar haline getiriyor. -emir altında çalışmak kölelik, orası ayrı değil.- İkinci kısımda isek eğer, ömrümüze sığdırdığımız ve ömür sonunda da sona ermemiş dertlerimiz oluyor. Okulumuz, maddi imkansızlığımız gibi bireyselliklerin yanında; tecavüzler, cinayetler, çocuk istismarları, liyakatsiz yönetimler, torpil gibi çevremizi de ilgilendiren konularla da dertleniyoruz. Bu dert öyle ağlamalarımızı arttıracak kavramlar değil. Harekete geçirecek dertler. -varlıkları güzel.-
Her kesimin dertleri olduğuna inanıyorum. Bugün, ülkemizdeki her yaş ve her statüdeki insanının derdi var. Kimimize anlamsız gelse de, ”O da dert mi?!” diyeceğimiz şeyler de olsalar -ki denmemeli. ayıp.-, her insanın yaşadığı dünya tek katmanlı değil. Bu dertlerin bireysel tarafları beni biraz yormaya başladı. Bir arkadaşımı yahut dertli bir insanı dinlerken yorulmuyorum. O durum çok kıymetli. Kendi dertlerimi kendime anlatırken -evet, yapıyorum bunu.-, kendimden soğumaya başlıyorum. Yukarıda ayıp dediğim cümleyi kendime kurabiliyorum. -ayıp değil.- Zorlu kelimesine karşı ön yargılarım oluşmaya başladı. İstemesem de bu durum böyle. Zorlu bir hayatım, çokça derdim olsa bile yalnızca onlar için çabalama fikri korkutuyor beni. Kendi dertlerimi daha hızlı çözüme kavuşturabileceğimin farkındayken üstelik. Türk Lirasının değerini arttırmak mesela, çok daha zor. -benim dertlerim dolar karşısında daha değerli sanırım.-
-trajikomik esprinin yeri değildi.- Bu korkunun bir sonucu olarak, kendi dertlerimin üzerini örttüğümün de farkındayım aslında. Güçlü görünmek gibi bir çabam yok. Başka dertler, daha çok insanın etkilendiği dertler ile kurduğum bağ güçlü görünme isteği uyandırıyor. Biliyorum ki eninden sonunda bir kenara attığım sıkıntılar ve dertler ile yüzleşeceğim. Bir protestonun ortasında dahi olabilir. Arkadaşımın sorunu hakkında konuşurken de. Propaganda amaçlı bir yazı hazırlığı için kitap okurken ya da. Beni en olmadık anda bulacaklar. Onların sabrını ölçüyorum sanırım. -ki sabır taşı değiller.- Bu durum en azından şu an için, başka dertler ile dertlenmemi ve çözüm üretme çabamı engellemiyor. Biraz da bu yüzden aynı şekilde devam ediyorum. -yahut kaçmayı sürdürüyorum.-
Ne de olsa somut bir derdim var. Bu sevinç kadar saf bir sevinç ile çok az karşılaştım. Başarı kadar kıymetli görüyorum bunu. Bilinçli bir aydınlanma. Uykusuzluğu da anlamlandırarak, neden uyumadığını değil de neden uyuduğunu sorgulayarak. -halbuki dinlenmek? yok.- Hiçbir zaman da geri dönemiyorsunuz o sorgulamadan. Yirmi bir yaşımda olsam da bu konuda ısrarcıyım. Bir dert ile dertlenmenin gücü, insanın ömrüne sığdırabileceği en büyük güç oluyor.
Ey Tanrım aşk adına aşka kıl tutsak beni
Leyla ile Mecnun-Aziz Nesin
Bir an aşk belasından eyleme ırak beni
Azaltma derdi benden dermanım derdim olsun
Yani aşktan yandıkça aşka daha yak beni
Dermanım derdim olsun. Bu çabanın bir mahsulüyüm aslında. -evet, çok kazıldı toprağım.- Alıntının bütünü de çok güzeldir bu arada. Aşkın güçsüzlüğünü görüyorum bu bölümü okudukça. Daha fazlası için ancak duanın çözüm olabildiği. -ki çözümdür.- Yine de, insanın derdi ile bütünlüğü ve ona duyduğu saygı; kendisine duyduğu saygı ile eşdeğer oluyor. Ondan ne kadar koparsa o kadar azalıyor, yitiriyor saygısını. İsterse yalnız başına, bir odada dertlensin; isterse topluluk önünde haykırsın derdini. Anlatamadığı her dert için çıkıyor ortaya yeni dertler.
Burada dert kavramını da sağlıklı bir şekilde görmem gerekiyor. Beni amaçsızlığa sürüklememesi, kendimden uzaklaştırmaması, yaşadığımı hatırlatması, her şeyin ve benim de, dolayısıyla karşıma çıkacak herhangi bir insanın da mükemmel olamayacağını anlatıyor. Dert, bir yara olmuyor bende. Yara elbet kapanır, kendi kendine de iyileşir. Zaman, ilacı olabilir. Dert daha gayb işi geliyor. Varlığı kesin olan bir gayb temsili. İnsan gibi, çiçekler gibi, ölüm gibi. Somut olarak temsili mümkün değilken de varlığı kesin. Dertsiz bir dünya kurgusu çok ütopik hatta distopik kalıyor. Mümkün olmayacak güzellikler yerine, sonucu mümkün olan bir dert sahibi olmak daha insancıl geliyor. -biri bin ederek.-
Derdin insana kattığı sorumluluk algısı daha sürekli bir algı. Yirmili yaşlara gelinceye kadar edindiğimiz hemen her sorumluluk toplum ile bir arada yürütülen, kul ve vatandaş olmanın getirileri olan, sorgulanmamalı olarak gördüğümüz şeyler. Ancak, dert sahibi olunca gelen sorumluluklar; direkt bizim seçtiğimiz, sonucunun farkında, yapılmazsa olacakların bilinciyle harekete geçiren şeyler. Bu yüzden güçlü. Hangi düşüncede olursak olalım, fikirsel olarak geliştikçe kazandığımız dertler; benliğimizi, ailemizi, çocukluk anılarımızı, yaşama bakışımızı şekillendiriyor. O ve onlarla daha da dönülmez bir yola giriyoruz. Yolun anlamı yeniden artıyor. Yolun çakılları daha çok batıyor. Bu yüzden de çakılsız alana doğru adımlarımız hızlanıyor. -mümkünse.-
Üç derdim var birbirinden geçilmez
Üç Anadolu Efsanesi-Yaşar Kemal
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Bu konuya girmeden olmazdı. -olmadı.- Kendi adıma dertlenirken bu üç derdin ikisini eliyorum halen daha. Ölüm, yalnızca o hayatta kalabiliyor. Diğer iki kavram, uzun zaman canımı sıkmış olsa da, daha hızlı üstü kapanır cinsten. Yoksulluğu tam anlamıyla yaşamadım, böyle görmemin sebebi budur belki de. Ancak ayrılık, dert edindiğim bir konu olmaktan çıktı uzun süredir. -kendimden ayrıldığımdan beri sanırım.- Ayrıca, alıntıdaki bölümü tekrar okuyunca biraz daha derinleşti sözleri. Bu üç derdin yalnızca birer olay için kullanılmış olması fikrine ulaştım. -yanlış bir seyahat olmuş olabilir.- Yoksulluk için halen geneli kapsasa da; yalnız bir ayrılığı ve yalnız bir ölümü temsil etmesi daha da güçlendirdi. -yalnız bir de çok felsefi geldi. özür dilerim.-
Bireysel dertlerden uzaklaşamıyorum yine de. Yukarıda anlattığım onca şeye rağmen, toplumsal dertlerin gücüne rağmen kendime dönüp duruyorum. Zaten, kendim dışında herkesin derdi makul geliyor. -bu kadar da kopulmaz.- Duygulardan dahi soğuduğum fikrine kapılıyorum. Ama yine de onlar, varlıklarıyla bana ulaşmaktan geri durmuyorlar. -sağ olsunlar.- Burada; aşk, ayrılık, sevda gibi daha bireysel dertlerin basite indirgendiği düşünülebilir. -ben mi? yapmam canım öyle bir şey.- Aslında anlatmak istediğim bu değil. Halen daha kendi yazılarımda sevda, ayrılık etkilerini görmekten mutlu oluyorum. Onlar bir ediyor beni. Bir insan kılıyor. O duygu ve bireysel dertler, her zaman sanatın en etkileyici yanları oldular. Devam da ediyor bu durum. Yalnızca, bu durumun yanında daha çok insanı ilgilendiren dertlerin azlığından yoruluyorum. -uyuyunca gün geçiyor yalnız.-
Biliyorum ki bireysel dertlerinin dahi farkında olmayan, dertlerini düşünmeyen yahut onları sonlandırmak için çabalamayan bir insan daha çevresel dertler için hiçbir efor sarf etmeyecek. Her şeyde olduğu gibi burada da başlangıç yine insanın kendini bilmesi oluyor. Dert sahibi insanlar olmak güzel, dertleri paylaşmak da, dertler için çözüm üretmek de, dertsiz kalmanın bir dert olduğunun bilinci de güzel. Hangi hikayenin içinde görürsek kendimizi onun bir oyuncusu oluruz. Kendi hikayemizde daha çok yahut daha az dert barınabilir. Başkalarının dertleri sorun gibi görünmeyedebilir. Gerçeklik ölüm gibi aslında. Aynı haneden değilsek anlayamıyoruz etkisini ve kıymetini.
Fikir mi? Bende fikir çok. Zaten işin zorluğu da burada. Benim derdim budur. Hiçbir zaman bir tek konu düşünemem. Aklıma en aşağı beş konu gelir. Aralarından birini seçerken de bayağı işkence çekerim…
Briç Masasında Cinayet-Agatha Christie
Benim fikrim çok da değil aslında. Derdimin ne olduğunu anlatacak kadar da net değilim. Burada dert olarak ülke sorunlarını yazmak da anlamsızlaşacak. Hangisini sorun olarak gördüğüm dahi başka insanlar için dert olacak. Ve o da dert olacak. Evet, hiçbir zaman tek konuda düşünemiyorum. Derdim bu mu onu da bilmiyorum. Bin dermana değişmem diyeceğim hiçbir şey de yok. Dermanın dertten daha etkili olmayacağını biliyorum. -yahut kendimi kandırıyorum.-
Sabah gençlik sorunları, ara öğün kaçırılan çocuklar, öğlen kadın cinayeti, ara öğün iki yüzyılın müjdesi, ikindi dolar kurusu, akşam siyasi gaflar, gece daha da şişmek için adaletsiz yargılamalar. Ülke sorunları bunlar mıydı? Her gün için öğünüm değişiyor. Dertlerimin aynı kalması ise korkunç bir gerçek. Doydum yeterince, yeterince yirmi birimde. -ömür dilerim.-
Anne ile filmler izlenen, okumalar yapılan, biraz seslendirme katılan bir gün. Haftalık seri yaklaşmakta, heyecanlıyım. Kusursuz olduğunu düşündüğüm kitaplara başlıyorum. Okumak için. -komik olduğunu sanıyor. af.-
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 50. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugüne yeniden dinlemeye daldığım Merve Kayserilioğlu’nun coverı ile ses olayım. Dinlenir, sesine çiçekler beslenir. Dertleriniz diri kalsın. Dersler kadar çok şey öğretir. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Dertlerin.
kurtaran ekspres
sürgün, mektup hasreti
henüz görülmemiş yerlere bakışı, son
bileti olmadan galataya. ki sevmez
istanbulu, yakışmaz kamburu yedi
tepesine. yenilgi kabulü hem
sonuç yazılı
alnında
kurşun-yahut sevda
sıfırı tüket, ömrü? çocukluğu
komünist rejimin dönemleri. elma
şekeri ile sevdiğinin yüzü. hayatın tadı
yahut batışı büyüdüğü
yılların
ellerin, bir de mektup?
umut için yeraltı kaynakları daha
anlamlı, yüzü kirlenmekte yerin
tüller ile kapanmıyor çirkinliği. sır tut
söyleme, çoğulluk ürkütür
/gerçekliği