Denizler gibi derindim,
Bütün Şiirleri-Sabahattin Ali
Gözlerine sığ göründüm,
Karlı dağlardan serindim,
Sana sokuldum, yandım hey!
Şiir ve düz yazının bağı her geçen gün artıyor kendi içimde. Daha önce çok önem vermediğim detayları yeniden hatırlama ve anlamlandırma sürecindeyim. Sabahattin Ali, bu anlamlandırma çabasının ilk isimlerinden oldu. Öykü ile bağımı anlattığımda değinmeyi unutmuşum. -hadsizlik.- Öykü ve hikayesel bir dünyanın kıymetini arttırmıştır bende. Şimdi, şiirlerini yeniden okurken de başka bir dünyanın kapılarını aralıyorum. Elimdeki Kültür Bakanlığı basımı Sabahattin Ali kitabının geldiği yeri de düşünüyorum, basıldığı zaman nerelerin atıldığını da hayal ediyorum. Anı ve ülkemiz gerçekliklerini bir arada yürütme zorluğuyla karşılaşıyorum. -çıkmazlarıma ben de şaşırıyorum.-
Sığ olmak ve derin olmak arasında bir boşluk ve mesafe olmadığını düşünmeye başladım. -kendi sığlığım ortaya çıkmasın istiyorum sanırım.- Şu an yaptıklarım ve şu an yaptıklarım hazırlayıcısı geçmişimi düşündükçe, sığ veya derin olduğunu düşündüğüm çok az şey olduğunu fark ettim. Aslında, herhangi bir çaba ile adım atarken, onun sığ veya derin olduğunu düşünmeden atıyorum. Evet, sonrasında bana ne katabilir, ben bir şey katabilir miyim sorularını sormuşum ve soruyorum. Ama, bir çabanın benim için temsili olmamış hiçbir zaman sığ yahut derinlik. Şu an da, yazmak ve okumak gibi genele derin gelen, anlatıldığında -ki dostlarıma anlatmak mutlu eder.- uğraş gerektirdiği söylenen bir süreçte bile kendime genellikle ne kadar sığ kaldığımı hatırlatıyorum. -hoş, hayat benden daha net vuruyor yüzüme.-
Günlük hayatta çok kullanmadığımız kavramlar olmasından dolayı olabilir bu durum. Sığ yahut derin diye değil de; günah-sevap, ahlaklı-ahlaksız, para kazandıran-kazandırmayan şeklinde sınırlandırdığım-ız çabalar bütünü ömrümüz. Elbette belli kısımları bu sorgulamaları gerektirse de, sığ ve derin kavramları ile de sorgulamaya ihtiyacı var. Kendi adıma bu sorgulamayı bilinçsiz-bilinçli şeklinde yaptığımı fark ediyorum. Sevdiğim şeyleri şu an düşününce tam anlamıyla anlatabilirim. Hatta eksik kaldığım çok yer olur. Çünkü onların sürekli içindeyim. -elimden gelen ve payımı çıkarttığım kadarıyla.- Ancak, bu çaba ve uğraşlarımın uzun zamandır benimle olması daha çok sorgulamamı sağlıyor. Yıllar önce, henüz okumak eylemini tam olarak yapamazken kendime; Bu eylem derin bir eylem, devam ettirmeliyim. demedim. -halen daha demiyorum aslında.- Demediğim için bir yandan mutlu bir yandan tedirginim. Geçmişimde başka herhangi bir olaya karşı da bu kadar düşüncesiz olabilir miydim diye. –geçmişine tedirgin. aşağıdaki şiir karalamasının başlığı hazır. iyi okumalar.-
Anlatmaya çabaladığım şeyi uzattığım fikri uyandı şu an. Anlatma çabamın da bir derinliği olmadığı kanısındayım. Aslında insan için değil de insanla olan hiçbir şeyin derinlikle alakalı olmadığını düşünüyorum. Bize ihtiyaç duyan eylem ve kavramlar ile yaşıyoruz. Onlar uğruna ölüyor, doğuyor, evleniyor, çalışıyoruz. Olmadığımızda yok olacak kavramlara düşkünlüğümüz derin olabilir. Ancak, onların sığ olduğu gerçeğine de engel olmaz. -yaza yaza kazanacağız. mağlup olmak her zaman iyidir.-
Halk bir denizdir, derin yeri de vardır, sığ yeri de…
Toprak Ana-Cengiz Aytmatov
Düşündüğüm kavramlar, son zamanlarda, belirleyici taraf, kavramın-eylemin çıkış noktası ve sürdürücüleri oldu. Her eylem ve kavrama yüklüyorum bu sorgulamayı. Sığ ve derinlik için de durum böyle. Denizcilik terimleri kadar net açıklamaları yok. Ki olmamalı da. Herkes için subjektif olan bu tarz kavramların, hayatımızda bu kadar yer etmiş olması da işin bir yandan zorlayıcı bir yandan da tutucu tarafı. Bu kavram ve kalıplara girmek için uğraşıyoruz çünkü. -hemen hepimiz.- Benim amacım bir yazar ve tiyatro emekçisi olmaksa, tak diye o kalıbın içine giriyorum. Bunca zaman, gençlik dönemim boyunca sıyrılmaya çalıştığım ve eleştirdiğim kalıpların içine. -yeterince sıkışmamışım gibi bedenime.-
Aytmatov’un değindiği halk ile uyuşuyor muyuz bilmiyorum. Yahut ne kadar sığ veya ne kadar deriniz? Derinliğin başlangıç metresi kaç? Ve bir metre sonraki ile kilometrelerce ötedeki de aynı statüde mi? Statü kavramı güzel bir kavram mı? -krema reklamına dönmeden sonlanması gerekli.- Tüm bu sorularımın çıkış noktasının da her insanın hatalı olduğu bir konu, noksan olduğu bir insancıl özellik olduğunu düşünmek olduğu kanısındayım. İlk insanla net şekilde başlayan bu hatalı ve noksan olma durumu, sığ ve derin kavramlarının da hatalı olduğunu gösteriyor bana. Toplum yapısının içinde de, ilk insan ve peygamberden bu yana hatalı olanlar ile bir bütünlük sağlandı. Üstelik, Adem ve Havva varken yalnızca; toplum yalnızca hatalıydı. -şu an geldiğimiz nokta.. iyimser olamıyorum.-
Aklımda kurduğumda bu yazıyı, yukarıdaki paragrafın son bölümünü yazabileceğimi düşünmüyordum. Düşüncemi -kendi adıma.- bu kadar net ve özgür ifade edebilmiş olmanın mutlulu içindeyim. Bunu neden sizinle paylaşıyorum? Neden yazıyorsam o yüzden, neden yazan bir gençsem o yüzden. Henüz yolun başında, bilet parası cebinde bir gencin heyecanı bu. -mazur görün.-
Yazının bir yandan da farklı noktalara gitmemesi için büyük mesai harcıyorum. Halkın sığ kısmı ile ilgili eleştirilerimin -ki herkes gibi benim de haddime.-, derin kısmı ile ilgili eleştirilerim kadar olmayacağı düşüncesindeyim. Sığ olmanın bilinçli olmak ile bağı; bilincin bilinmiyor oluşu kadar o durumda. Ancak, derinlik kavramı ile bilinçli olmak bir arada, kol kola, ıslanılan yağmurlarda yürümek kadar iç içedir. Halen sığ olduğunu düşünen biri olarak; ilk verdiğim örnekte henüz gençken, farkında olmadan seçtiğim yollar ile bugün sığ ve derin kavramları hakkında fikrim var. Bu yol ve seçim farklı alanlara ilerleseydi, sığ ve derini deniz terimi olarak dahi bilmiyor olabilirdim. Tercih benim olduğu için suçu kabul etsem de, toplumu en azından ev hapsine mahkum etmek isterdim.
saçların ve parmakların
Şiirler-Erdem Bayazıt
ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında
ve aynaların sığ görünümünde
bunalıyorum..
-aşk risalesini lütfen okuyunuz erdem bayazıttan.- Bu bölümü ilk okuduğumdan beri; aynaların sığ görünümü, beni ayrıca kendine çekti. Sorgulamalarımın bazen bir şey katmadığı düşüncesi, hatalarımı bilmeme rağmen eylemsizlik hali, sürekli mutlu olan yapımın ruhuma verdiği zararı sorgulattı. -yeniden o sorgulama bir şey katamadı.- Aynanın, ancak ona bakıldığında görünür olmasını anlamlı kıldı. Ancak o zaman bir ayna olduğunu görmemi. Aynı zamanda ona baktığımda aslında kendime baktığımı yeniden hatırlattı. Boş olan, iki saniyelik bir sekans olmadığını. Somut varlığını değil aynanın, soyutsal kıymetini. -kapalı anlattım güzeldir. bir de.-
Kendime bir damga yahut kalıp sokmak; hayatım boyunca yapacağım en zor ve en acımasız davranış olarak geliyor bana. Zaten doğumumla verilmiş olan insan kalıbının içindeyim. Sonrasında sırayla; evlat, bebek, çocuk, öğrenci, genç, işçi gibi kalıplar da verildi. Çok da istemiyordum kimilerini. Buna rağmen, eninde sonunda kendimi tarif edecek bir kalıba muhtaç olduğumun da bilincindeyim. Bu kalıp, sığ yahut derin olup olmadığı ile ilişkilendirilecek. Sosyal statüm ve maaşım derinliğimi yansıtacak. Kitaplarım, uğraşlarım, çabalarım pek de kıymetli görülmeyecek. İşte burada bile -cek takısıyla yazarken, yukarıda ve daha önceki yazılarda eleştirdiğim kim tarafından? sorgulamasına rağmen yazıyorum. Neden öyle görülmesi yahut görülmemesi kıymetli olsun ki? -annemin el-alem dediklerine korkum.-
Toplum içindeki ayrıştırıcı onlarca hatta yüzlerce unsurun arasında, onlara rağmen sosyalleşme çabasındayız. Hangimiz hangimizden daha sığ-derin sorgulamasınıysa, genellikle, tanışma evresinden uzunca bir süre sonra yapıyoruz. Kendimize sormadığımız soruları, kendimiz için düşünmediklerimizi başkasına sormak ve onun hakkında düşünmek kadar zor çok az şey var. Derinliğimizi yahut sığlığımızı da bir ortamda, çevremizde gösterme isteğiyle oluşturuyorsak -evet, sığ olma çabası da güdülmekte.-; kendi dünyamızda, bireysel evrenimizde çoktan ölmüşüz demektir. Çevre ve toplum, biz içerisinde fiziksel olarak dahil olana kadar yoklar. Bunun bilincindeyiz hepimiz. Ve yılan olarak görülenlerden biri olmadığımızı da çok geç fark edeceğiz.
Zaman ve dünya, para ve güç; küçük ve sığ insanların elinde bulunacak her zaman. Asıl insanların elinde ise hiçbir şey. Yalnızca ölüm.
Bozkırkurdu-Hermann Hesse
Asıl insan. Bir emir olarak da kabul edebilirim. Edilebilir. Çünkü, kavramsal olarak ifade ettiğinin karşılığı çok az. Yahut, görünürlükleri çok kısıtlı. Sığ olmak, şu an bunu yazarken dahi düşündürmekte beni. Derin olunca düşünmeyeceğim korkusu var. Düşünüp sorguladıkça yaşadığımı hissediyorum. Bunları da ancak sığ insanlar yapabilir. Öyle öğretildi. -öğrenildi.-
Kusur ile arasında bağ olmayan ender kavramlardan birisi. Sığlaştıkça, kalıplara girme arzusu artmakta. Bedenimizden çıkma isteğiyle paralel. Başka bir kalıpta özgürleşme inancı. Derinlik, sanırım daha uzun yol gördükçe kazanılıyor. O yollar; başka kalıpta değişmeyen, daha da sıkışan bedenleri gösteriyor. Derinlik, sığ olmadan yaşanmıyor. -ezcümle.-
Hafta başı, biraz uyku, arkadaş selamı, okuma, anne ile sohbet. Güzel bir hafta olması ümidim. Seslendirmeler devam etmekte. Videolara biraz daha var. Haftalık seri kendini tamamlamakta. Azdan çok zamanı kaldı. Okumak üzre saatler harcamak güzelleşiyor git gide.
Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 47. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugünün sessizliği güzel. Annemin sesiyle dinleneceğim için, aynı ayarda bir ses olmadığı kanısındayım. -her annenin sesi.- Çantanızın içindeki kitabı tekrar okuyun bugün. Yoksa, mutlaka bir tane koyun. -tek kişi okuyordur dye düzeltme.- Çantanın, Oku, Koy.
geçmişine tedirgin
beşik, sonrası kelle koltuk
fani olduğu tek dünya içinde
çok sevilmiş ismi. aşkın
ondan önce tadıldığı anne-baba. dolu
dizgin dünyası kul olma
hali yokmuşcasına
marş, devrim milliyetçisi
resmi konuşmalara hakimiyeti, politik
atışmalar içinde seçilir şapkasından. çok
mühim varlıkları, baba parası-devlet
yalnız, düşledikleri dünya düzeninde işçiler
daim paydos!
taş, isimsizlere övgü
yirminci yüzyıl ateşinde, bedeninin
tutuşması an, meselesi dünyevi
insanlık. göç ettiği gerçeği, hem
eğrimiş ampulleri. itiraz dilekçesi hazır
lakin sırat köprüsü?
isteniyor geçmesi