Payıma Düşen

Ayrılık vardı hep
Ay gece olunca pay eder ayrılığı

Yedi Güzel Adam-Cahit Zarifoğlu

Pay ve umut ile kurulan bağdan dolayı, payıma düşen kavramını pek sevmiyorum aslında. -sevmediklerim yalnızca başlıkta da kalmıyor çoğu zaman.- Bekleyen, eli dua etmek için açık olmayan, varlığının her şey için yeteceğini düşünen, adımladığı tek yol hayal kurmak olan bir insan kalıbına sokuyor beni. Payımı kendi belirleyeceğim bir dünya da kurmuyorum. Zaten o dünyanın bir parçasıyım. Narsistlik olmadığı kanısındayım. Varlığımı şekillendiren hiçbir anıyı adımlamadan yaşamadım. Payıma düşecek kadar sevmedim yahut payıma düşen ne kadar onu da öğrenemedim. -kimden ve hangi parçadan eksiliyor ki?-

Uzun bir yolculuğun tek amacının ulaşılmak istenen yer olmadığını düşledim her zaman. Yol anılarım kısıtlıdır genelde. Yalnız ve uzun süreli tren tercihime rağmen. O düşü yaşamak için çabam oldu ancak yolda ansızın gelen anılar daha güçlü ve etkili oluyor. Yaşamak istediğin için yaşamadığın gerçeği gibi. -olmak istediğin insan olmadığın için aynı zamanda.- O yolculuk içinde payıma düşen koltuktayım. Onu ben seçtim. Bütçeme göre bir firmayla gidiyorum. Onu da ben seçtim. Yolda olabilecek hiçbir olayı ise seçemem. -seçemedim bu güne kadar.- Yolculuğun uzunluğunu da mesafe/hız formülüyle açıklayamıyorum. Payıma düşen o; ben daha uzun yahut daha kısa zaman geçiriyorum.

Bu yolculuğun ve aslında her şeyin pay düşümünü sorguluyorum. Hangi insan ile bağımızda, o insanın ne kadarlık payıyla tanışabiliyoruz? Yaşam ve yaşamak kavramı, pay düşümünün en acımasız olduğu yerlerden birisi. Demokrasi getirisi adalet kavramı, her demokratik ülkenin hakkı mesela. Yaşamımızda ve coğrafyamızda bu adaleti görme ihtimalimiz ise pay edenin Hammurabi olması ile açıklanabilir. -yahut trajikomik kalır.- Payın ve payıma düşen kavramının, aktivizm çabalarını basitleştirdiğini düşünüyorum bir yandan da. Milliyetçilik, ekonomik güç, madenler, imkanlar doğrultusunda bir aktivizmden de söz etmiyorum. -ki bu durum kapitaktivist kılar herhangi birini.- Kimlik çabasını ve maaş sıkıntısını dahi basitleştirir pay kavramı. Elde edilenin geldiği yere saygımız bu yüzden arttırılmıştır. Gelmesini sağlayana bir hak verilmemiştir. Ve verilmemiştir derken de, bu hakkı kimin vermediği ile ilgili bir bilgiye ulaşılamamıştır. -huzursuz.-

Evet, pay eleştirildi. Yüceltilecek, alıntı övülecek, tekrar eleştirilip anlamı aktarılacak. -kötü bir sinopsis, özür dilerim.- Pay kelimesinin güçsüzlüğünden değil bu durum. Bir kök ve fikir olarak; paylaşmak kavramı kadar insancıl bir kelimeyi doğurmuş. Güçlü, okuması güzel; üstelik üç harfli. -kısa sözcükleri sevmekteyim.- Yalnızca pay olduğu için anlamlı değil alıntıdaki bölüm. Ayı bu kadar güzel aktardığı için de kıymetli, fiyakalı. -ne denirse bundan sonra, fiyakalı kadar etkili olmayacak. teşekkürler.- Pay edilenin geldiği yeri ilahlaştırma isteğimiz de söz konusu burada. Bu kadar rutin hayatlara sığdırdığımız hayal-bilim gerçeklikler ile payımıza düşeni izliyoruz. -perde de karanlık bu kez, gözler yalnız aydınlık.-

Tanrı yeryüzünü insan türüne bahşetti: Peki bana neden bir pay düşmedi? Tanrı doğayı ayaklarımın altına serdi, ama benim başımı sokacak yerim yok!

Mülkiyet Nedir?-Pierre-Joseph Proudhon

Evet, inançlı insanlarsak eğer -ki zıttı da mümkün ve baki mümkün kalacak.-; bir pay edenin olduğunu düşünürüz. Bahşettiği şeyler olduğunu da. İnsanın en üstün canlı olduğunu da. -inancım burada kırılmıyordur umarım, çok düşünüyorum.- Ancak, payın yalnızca benliğimiz olduğunu kavramakta güçlük çekiyoruz. Toprağın gücünü kendimizde görmüyoruz. Doğa ile yarış değil bu, kazananı zaten bellidir. Onun gücünden nemalanmışız. Buna inanmak zor geliyor. Doğayı ve doğduğumuzda elimizin altında olan varlıkları yahut yoklukları, bize bahşedilmiş olarak gördüğümüzden kayıp yaşıyoruz. Onların varlığı bizden kaynaklanıyor inancındayız. Bizim varlığımızın doğaya yahut olmayana bahşedildiği düşüncesi daha insancıl geliyor. -doğa ile bağım için teşekkürler.-

İlk bahsettiğim kavramın en net açıklayıcılarından biri oldu alıntıdaki bölüm. -kitap da gayet iyi ilerliyor. yazarı ilk okuma çabam.- Adımlamayan, bir hane bulma çabasına dahi girmeyen, haneyi maddesel alan bir düşünce yapısını temsil ediyor. Buna zorunlu olan, yaşamında hemen hiçbir şey düzenli olmayan insanlar da var elbette. -keşke onları da temsil edebilse yazdıklarım. çok soyutsal kalıyorum bazen.- O insanların kaçışı ve pay arayışı daha farklı bir yazının, çabanın konusu. Kendi adıma, amaçladığım bir düşünce yahut eylemin gerçekleşme sürecinde, hiçbir kavrama kolay yol ile ulaşmak istemiyorum. Uyanmaktan başlıyorum buna. Uykudan payıma ne düştüyse demiyorum, en kaba örnek ile. Zorlasın, hatta hiç tattırmasın istiyorum bazen uykuyu. Acıyla harekete geçmek mi bilmiyorum. Payıma düşmesin de ben toplayayım istiyorum, kendi ektiğim ağaçtan. -sulanmış olsun mümkünse kıymetli insanlar tarafından.-

Payın ve varlığın bağının kısıtlı olup olmadığını sorguluyorum. Yola geri dönersem; yoldaki varlığımla zaten hareket halindeyim. Payıma düşen bir ömrü mü yaşıyorum? Tanrı tarafından bana pay mı edilmiş? Yahut, nefis sorgulamaları ve karar mekanizması ile ben mi kendi payımı alıyorum? Yine kimden ve neden eksildiğini bilmeden. Huzursuzluğum ilerlememe engel olmuyor. Sorgulamam, yolun yahut payıma düşen zamanın durmasını sağlamıyor. Yol ilerliyor, ben de mekansal olarak paralelim ona. Ancak, fikirsel olarak halen aynı noktada kalıyorum. -navigasyonda genel olarak pek ilerlemiyorum.- Varlığımı, bedenim ile kısıtlamışım zaten. Hareket halindeyken ilerlememek, en zorlu sorgulamaları doğuruyor. -mutlu musun sorusuna benziyor.-

Nihayet; gece, içinden ne renkte bir sabah çıkacağı bilinmediği için ümide de hayli pay bırakan bir kapalı kutudur.

Ateş Gecesi-Reşat Nuri Güntekin

-bu bölümü eklemezsem olmazdı. olmadı.- Her soyutsal kavramı insan olarak bizlerin yarattığı fikrine hayran kalıyorum. Beni bu düşünceye iten de bizleriz. Eğer dinler bir aldatmacaysa -haşa deme isteği. haşa.-; bu aldatmacaları bile kurabilmişiz. Gecenin bitişine de biz pay biçiyoruz. Onu, kendi fikirlerimiz ile yeniden kuruyoruz. Pay kavramını da aynı şekilde, varlığına inanılsın inanılmasın, güçlü kavramlara bahşetmişiz. O kadar da güçlü olmasına dikkat de etmemişiz. Gece de olabilir, Tanrı da, insan da, para da, rüya da, sevmek de, yaşam da. -hangisinin daha güçlü olduğu muamması.-

Kendi kurduğumuz kavramlara olan inancımız ve onların varlığına inancımız, kendi varlığımızı sona erdirecek düşüncelere kapılmak kadar büyüyebiliyor. Payımıza düşen diye başladığımız cümlelerin noksanlık olarak sonlanması; çabayı ve uğraşmayı azaltıyor. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, ne yaparsak yapalım o payın fazlasını alamayacağımızı düşünüyoruz. Payın geldiği yeri sorgulamadan, kendimizi bedenimiz dışında yeniden kısıtlayarak. Düşüncelerimde bile sınırlı yaşadığımı fark ediyorum bazen. Fikirsel olarak, okuduklarıma ve beni yetişirenlere ihanet edercesine, kendimi kısıtlıyorum. Payımı ben de sorguluyorum. Bu kadarına layık mıyım? sorgulaması yoruyor. Ölene kadar layığım! diyerek sonlandırmak istiyorum sorgulamalarımı. -sonlandırıyorum. –

Egonun ve narsizmin ihtiyaç hallerinde kullanılması, daha da önemlisi, o anlarda var olmaları gerekiyor. Pay kalıbının, paylaşmak ve paydaşlık üzre ilerlemesi arzusundayım. Pay çıkartmak olsun bir de. Yaşamdan, adından, varlığından, yokluğunda değişmeyecek kavramlardan. -tüm dünyadan.- Payın en güçlü noktalarından birisi pay çıkartmak. O olsun hayatımda. Zor olsa da olsun. Kurtarmasa da beni, olsun. Kurtulacağım bir şey olmadığını hatırlasam da bunu yazarken, olsun. Pay çıkartayım, bu yazıyı ileride okuyabiliyor olmaktan. -yahut sonrasında ölümümün, karşıma çıktığında.-

Her akşam geçen bir gün ile biraz daha yoksullaşırız. Eğer, varlığımızın en derin katmanlarında sonsuzluğun kaynağından pay aldığımızın ve onunla her zaman hayatı yenileyebileceğimizin gizlice farkında olmamış olsaydık, bu kısa zaman aralığının parmaklarımızın arasından kayıp gitmesini görmek belki de bizi çılgına çevirirdi.

Hayatın Anlamı-Arthur Schopenhauer

-soy adını bakmadan yazabiliyorum artık. tebrikler. teşekkürler.- Evet, okuduğumda sonsuzluğun kaynağını sorguluyorum. Acı değildir ki sorguluyorum. Payıma düşeni sorguluyorum başta. O kavramı hatta. Payımın, adım ile aynı anda kulağıma üflenmiş olamayacağını. Dünya yaratılmadan önce de payımın belirlenmemiş olmasını. -küfre girmiyorum umarım.- Payımı ben belirlemek istemiyorum. Ben zaten belirliyorum. Düşüşü biraz kirletiyor gerçekliğimi. -hangi gerçe.. abartmıyorum.-

Huzur, mutluluk, sevinç, sevmek, hasret sorgulamarını yapacak kadar vaktim olmuyor. Vaktimi, bilmediğim konular ile geçirmek hasretindeyim. Vaktimi, dostluklar kurma isteğine harcamak ümidindeyim. Arzularım ve duygularım içinde yazmaya ayırma çabasındayım onu. Düşenleri kırmamak azmindeyim. Payımı paylaşmak özlemindeyim. -bu kadar duygusal da değilim.-

Pazar, kahvaltısız, işte, Fenerin maçına rağmen yazmak. Dolu bir gündü, saatleri doldurduğum yeri sayarsak. Düşünsel olarak ilerlediğim yerleri, birkaç saat önceki Zümrüdüanka toplantısı oldu. Annem evde, beklemekte beni. Yazacaklarım -ve hiçbir şey.- onun kadar sadık değil. Kaçırmama ümidiyle.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 46. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Başlangıcı ve sözleriyle, tınısıyla beni çok çeken bir eser ile -üstelik doğaçlama.- ses olacağım. Neşet. Tabii ki siya, yeniden. Sağ olsunlar. İş yerinde ülke kurtarmak, dünya dertleri başlığında hepinizin bir kitabı olabilir eminim. Düşünün bunu. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Kitabın, Düşün.

sıfır beş

zeytin, göz düzeni palet
rüyası aykırı kutsalına. hani
evrim yanılgısı? kalabalığa yüzü
dönük konuşmayı, diz çökmeyi sonra
zorluğun yalnız

terazi, tümevarım
çocuğunun adıyla başlayan
sevmek kadınları. avlusunun karıştığı
intihar girişimleri, avuç içinin. parmakta
tetiğin. kusur bulamadığı insan yapımı
yaratılmışa küfrü yahut
küfre karışmışlığı

tohum, su ihtiyacı
işaret edilmişliği baba adı
ismiyle. anı kalan yüz hatları. nadir
oluşan gamzesiyle. nazar edildi
anne sesiyle. az rastlanılan, kırılgan
kalemi emri

adaletsizliğiyle

Zaytung 46. Gün Ses Kaydı.

Yorum bırakın