Ötelemek

Ertelemek, ötelemek bile bir maharet istiyor, bense o derece mahir değilim.

Büyük Kederler Küçük Öyküler-Ali Lidar

Boşluk. Kendi boşluğumu daha da net anladığım iki gün geçirdim. Üzücü günler değildi ancak içimdeki boşluğu tarif edemeyeceğim. -korkak.- Kendime verdiğim sözlerden birini daha gerçekleştirememiş olmanın boşluğuydu. İki gece yazamadım Aysar’a. 2 gece. Koca 48 saat. -yazmadım, yazamadım değil.- Ne olursa olsun boş geçmemeyi, her gün yazmayı arzuladığım blogda iki günü es geçtim. Hevesim kırılmadı, artık böyle devam edeyim ya da ne olacak canım demedim. Hiçbirini demedim ama yine de psikolojik olarak yaşadığım zorluk yetti. Yazamama sebep olan şeyler ile yazıyı dağıtmayacağım. Vakit ayırabilecek kadar sakinleşemedim, ilk kez mental ve fiziki yorgunluğa yenildim. -mağlubiyetlerim artıyor.-

Bu sürecin bir karşılığı olup olmadığını bilmesem de, ötelemek kavramının verdiği zararları yazmak istedim. Kalbimdeki üzüntüyü biraz olsun azaltır umarım. -hayır.- Neden her gün yazmak bu kadar önemli sorusunu ilk kez bu iki günde sormadım. -yazmadın, ondandır.- Öneminin bilincinde olsam da her gün sormak mutlu ediyor. Yaptığımı ancak böyle söyleyebiliyorum kendime. Şu iki gün; iş ve arkadaşlarım ile geçen zaman beni mutlu etti. Zümrüdüanka’ya da bir eser yazdım. Kitap okumalarım da eksilmedi. Arttı hatta. Ancak, iki saatlik bir yazım süreci ile o iki günü taçlandırmayı yine de istedim. -isterim.- Öteleme de değildi; biliyorum ki bunu ötelemem mantıklı değil. Kendimi orucunu bozmuş bir niyetli gibi hissediyorum. Sırf bu yüzden de; kendime ek sorumluluklar yükledim Aysar ile ilgili. Yakında olacak buralarda. -haftalık köşe ilk, sonrası kerim.-

Ötelediğim bir eylem olmasa da; ötelediğim diğer eylemleri hatırlattı bana bu süreç. Seslendirme ve okumaları dahil bile etmeden, yaklaşık 100 sayfa yazabilirim. Maddeler halinde, dilime mahkum etmeden hem de. Bunların içinde ilk başta da babam geldi. Ancak, ötelediğim şeyler ile ilgili değil. Öteleyecek bir sözümün dahi olmaması. -yüzlerce şey söylerim aslında.- Hep söylenen ”Başına bir şey gelirse anlarsın kıymetini, yaşanmamışlıklar o zaman koyar.” sözünü her zaman hayatımda uygulamaya çalışsam da, maddesel olarak yaşayınca ancak hayat olabiliyor sanırım. -gerek yoktu halbuki bu kadar gerçekliğe.- Kısır bir döngüde olmadığını kanıtlıyor evren. Hiçbir zaman ötelemediğini kendi eylemlerini. Kendine en saygılı şeyin o olduğunu. Bir acının yahut mutluluğun yaşanma şekli kadar hayatın devamlılığını ifade eden bir şey yok. Ötelersek bu duyguları; gerçekten kaybettiğimiz hiçbir şey olmadığını düşünmeye devam edeceğiz. -kendimi kaybederken.-

Sanırım ben de mahir değilmişim bu konuda. Alıntıdaki samimiyet ile kızıyorum kendime. Aslında kızgınlığıma sebep benken herhangi bir gelişme olamayacağının da bilincindeyim. Hem o derece mahir olmayı da istemezdim. Ötelediğim hemen her şeyin yapıldığını izlediğim bir biyografi filmi izlemek isterdim mesela. Paralel evrende de yapmıyorumdur, biliyorum. Bir yerlerde yapılmışına rast gelmeyi çok isterdim. -aslında istiyorum halen.- Ne olacağını görmek ve merak şu anda kızdırıyorsa beni; o zaman neye kızacağımı ve neden üzüleceğimi görmek isterdim. Yine de buralarda aciz bir insan olmak daha çok hoşuma gidiyor. Acizliğe sığınıp daha önce eleştirdiğim; ”Ben de böyle bir insanım işte!” düşüncesi ile yazmıyorum. Gerçekliğin içindeki acizlik kadar acizim. -yeterince.-

Ölmeden yaklaşık on saat önce bana şöyle dedi: “Sen haklıydın, ertelemek doğru değil. Şimdi kafamdaki tüm sorularla birlikte ölüyorum. Unutma, bütün tavsiyelerim yanlıştı. Sen haklısın, hiçbir şeyi erteleme. Kafanda bir soru belirdiği zaman, yanıtını en kısa zamanda bulmaya çalış.”

Ölmeden Önce Ölünüz-Osho

Kitap isimleri ile kurduğum bağların en önemlilerindendir bu kitap. Yazmanın uyandırdığı heyecan ve bilmemezlik gibi yaşam da. -çok minimalize.- Yazdığın zaman yorumlatma özgürlüğün ve bu işin senin adına iyi isimleriyle hasbihâl etmen mümkün. Yaşamda bunu ancak kitaplar ile sağlayabiliyoruz. Yazı yazmadan iyi yahut kötü olacağını bilemiyorsun. Kötü olduğunu yine okumadan da bilemiyorsun, okudukça oluşuyor edebiyat. Yaşamadan, yaşamımızın kötü olacağı hissineyse çoğu zaman kapılıyoruz. Emin olacağımız en son şey iken yaşamak. -hatta her şey sonuncudur. biz galip kılarız emin olmayı.- Kafamızdaki sorulara aradığımız yanıtların bir cevap anahtarı yok, olmayacak. Bulduğumuz zaman bile ”Neden daha erken ulaşmamışım?” sorgulaması ile kendimizi yemeye devam edeceğiz. -yahut kurtlara bırakacağız en güzel yerlerimizi.-

Uzun zamandır takılıyorum öteleme kavramına. Hayatımın basit bir anında dahi -ki neyin basit olduğu da net değildir.-, en zamansız anlarında bile hiçbir şeyi ötelememeye gayret ediyorum. Bu gayretim eylemselden çok duygusal ve düşüncesel olarak dile getirmek oluyor. Yahut eğlenmek. -ağlamayı uzun zamandır öteliyorum.- Hislerime karşı çok yalnızlaşıyorum. Hissimin galip gelmesi için karşıma hiçbir rakip çıkmayacağını düşlüyorum her defasında. Olumlu-olumsuz fark etmeden. Seviyorsam sevilmediğimin dile getirilmeyeceğini kurguluyorum. Bu gerçekleşse de sorun etmiyorum çünkü asıl karşılaşma kendimle aramda oluyor. Gerçekliklerimi dile getirmek için kuruyorum bu hayali rakipleri. Kendimi ortadan kaldırarak inandırıyorum o hissimin mutlaka dile getirilmesi yahut yaşanması gerektiğini. Galibiyet yalnız karşılığında olumlu bir hediye ile mümkün olmuyor. -olumlu gördükten sonra her şeyi.-

Ömrün kıymetli olduğunu fark etmek geç oluyor sanırım. Duygusal ve mental olarak kendimizi toparlayacak an ve olaylardan uzaklaşıyoruz git gide. Duyduğumuz her kelimeden nem kapmaya, bize dokunan bir şey olmasın yeter düşüncesiyle hareket etmeye kadar evrildik. Hata yapmayı dahi öteleyebiliyoruz. -ki maharet ister.- Yirmili yaşlarda deneyimlememiz gereken olayları o kadar geç hayatımıza dahil ediyoruz ki, hayatta kalma şansımızı zora sokuyoruz. Maddesel olarak diri kalabiliriz, ruhsal olarak yığıntı haline gelebiliyoruz. Olgunluğumuzdan seçimlerimize, insanlara bakışımızdan hayat görüşümüze kadar her şeyi etkiliyor bu durum. Kimliğimizi öteliyoruz aslında. Duygularımızdan ibaret olmadığımızı, fiziksel olarak ayakta kalmanın yeterli olacağı kanısındayız. Çaba ve emeklerimizin mental varlığımızdan daha önemli olduğu çok az durum var. Ancak ölüm-kalım meseleri dahil olabilir buna. Ruhumuzu ve duygusal varlığımızı kendimize kanıtlamadan ilerleyeceğimiz tek yer oluyor diploma, evlilik, çocuk ve bilumum rutin yaşamsal faaliyetler. -belki onlarla saf güzellik bulunuyordur. deneyimlememe tercihi için teşekkürler.-

Vakitlerini iki iş arasında bölüştürürler; kendilerinin yok olma anını ertelemek  ve telaşlı bir çaba ile, kendi türlerinden olan başkaları için bu anı çabuklaştırmak.

Sorgulayan Denemeler-Bertrand Russell

Çoğumuzun yaşadığı ortam itibariyle özgür diyebileceğimiz bir yaşamı olmadığı gerçek. Özgürlük ile mutluluğa erişilemeyeceği de. Bir rutin içerisinde ilerlerken, o yaşanılanların rutin olduğunu anladığımız an bir reaksiyon vermemiz gerekiyor. Henüz bilinçli değilsek dahi bir karar almamız, onu uygulamak için de rutinimizi bozmamız gerekiyor. Truman Show’daki hikayeye dönüştü, farkındayım. Oradaki hikaye kadar kurgu bir rutini yaşıyoruz aslında. Daha erken sorguladık sadece; kim bizi yönetiyor, bu rutini kim oluşturdu ve seyircileri kim? Erken sorgulamamız, ne yazık ki, erken bir cevap alabildiğimizi göstermiyor. Yine de, filmin yapabildiğini yapabilmek konusunda özgürüz. Fikirlerin rutinde kalması mümkün değil; evrenin buna izni olduğunu sanmıyorum. -izleyip gülüyor sanırım.-

Bu rutin yaşam içerisinde, kendimizi sınırlandıran eylemlerin yeterliliğini sorguluyoruz üstelik. Kaç yaşında hayata atılacağımız ve hayatın doğumda başlamadığını düşünmemiz arasında ciddi farklar oluşuyor. Rutinden sorgulamaya geçiyoruz. Kısa bir an dahi olsa o sorgulama, ömrümüzü şekillendirebilir. Kaza ve kader kavramlarına inancın bu düşünce ile zıtlığı da yok diye düşünüyorum. İrade ve karar mekanizmasının varlığı ile insan olabiliyoruz. Kararı verilmiş bir davanın sanığı olarak yaşama devam etme fikri pek iç açıcı gelmiyor. Sorgulamanın kazandırdığı özgürlük alanı içinde yaşama çabasına girişiyoruz bu sayede. Özgürlüğün ertelenmesi ne kadar yavansa, yarına ertelenen her şeyin de hayattan erteleniyor olması o kadar yavan. Kimliğimiz doğar doğmaz çıkıyor, onunla birlikte atılıyoruz hayata.

Kusursuz olma çabasına girişiyoruz çoğu zaman. İmkansızlığını bilsek de yapıyoruz bunu. İlk adımının her zaman için en azından kendimize saygıdan geçtiğine inanıyorum. Kendimize saygının alanının genişliği içinde kaybolmadan, hislerin temsil ettiği bir yaşam olduğunun farkında olarak ilerlemek doğru geliyor. Elimizden tutan ilk ve son kişinin anne-babamız olacağını düşünerek. Bir adım dahi ileriye yalnız kendi çabamız ile gidebileceğimizi bilerek. Erteledikçe kaybettiğimiz basamaklar artıyor. Yükselme çabasında olmasak da, merdivenlerin nereye çıkacağını bilemeyiz. Yahut aşağı inen basamaklar ile hayatı daha net görebilmenin ihtimali diri. Olmayacak olan tek şey insanların ”Ol!’‘ demesiyle bir gelişme olması. Fikirlerin doğumu büyük bir çaba ve birikimin sonucudur. Ona ihanet ile kusursuzluğun ilk adımını dahi atlamış oluyoruz. -paytak adımlar ile ilerleyemeyiz.-

Sonuç adına şimdiyi ertelemek, yaşamı ertelemektir.

İnsanın Acısını İnsan Alır-Şükrü Erbaş

Sonucun tadına hiçbir zaman varamayacağız üstelik. Üzerimizdeki toprağı göremeyeceğiz. Kiminle yan yanayız bilmeyeceğiz. Unutmak isteyeceğimiz yahut tekrar yaşamak istediğimiz bir cenazemiz olmayacak. Ertelediklerimiz ile yaşamış olacağız ömrümüzü. Hayatın devam ediyor oluşuna şahit olamayacağız bile. Hayatta yalnızca bir ömürlük ömürlük özgürlüğümüz olduğunu fark edemeyeceğiz. -etsek dahi kaçınılmaz son. ve evet, uymadı kafiye.-

Saat, durmayan bir zaman göstergesi dediği gibi Atay’ın. Durmayan ömür, insanlar, duygular, hisler. Duran ancak iyi bir soyadı olabilir. Ötelemek de ancak fiziğin konusu. Sana hizmet eden kavramlara köleleşmek ile çözülmez hiçbir şey. Sen bile çözülemezsin. Sen bile gerçekten bir ömür geçiremezsin. -gerçekten bir ömür, ötelenmeyeninden mümkünse. yağsız.-

İki hatta üç koca gün. -tekrar hatırlanması yazmamanın.- 22 saati iş yerinde, uzunca bir süresi dostlar ve anne ile, bir süresi de okuma ve izleme ile geçti. Zümrüdüanka’ya eser tamamlandı, içime sindi. Dilimin sevgi ve aşktan uzaklaşmış olduğunu daha net fark ettim. Fikrim ve eylemlerin değilken garip hissettirdi. Haftalık serinin başlangıcı bu hafta sonu olacak, heyecanlıyım.

Vetabii bir şiir karalaması ve Zaytung 52. gün seslendirmesi de aşağılarda. Okunmak ve dinlenmek üzere hazır-nazır. Bugün için de sorgulamalarımı eser ile ifade eden bir eser ile ses olayım. Bilmem Şu Dünyaya. Siya, evet. Eksilmiyor onlara sevdam. Yolda öğrenilen bilgiler ile büyüyoruz. Büyümenin durmaması için ertelemeyin biletinizi. -tek kişi okuyordur diye düzeltme.- Erteleme, Biletini.

esirgenen

asit, intihar çabası
çocukluktu, hatıra eski. kumda
yanmıştı yüzü. ateşle ilk yüzleşme
fukara bahanesi, yalnız elma yetişir
toprağı ertelemekte. güneşe ihtiyaç
duymaz, gece daha akça görünür
yüzün

mevzi, hücreye özlem
yağmur daha azimli. bulutları eflatun
gösterir gözleri. kusurların neden
kayboluşu? içinde evrenin yalnız
tek varlığın. üzülmüyor samanyolu
hem, çirkinleşmekte arzun

araf, tecrübeyle bilinen
mürekkep harcamadan tarifi
bakış malum. gölgeler kadar saydam
varlığın ile mümkün kılma isteği ölüm-süz
takvim. sevileni söylemek, utan
sesinin titremesinden. örgütlenmedi
bu kez kalbin

Zaytung 52. Gün Ses Kaydı.

Ötelemek” için 2 yorum

  1. “Saat, durmayan bir zaman göstergesi dediği gibi Atay’ın. Durmayan ömür, insanlar, duygular, hisler. Duran ancak iyi bir soyadı olabilir. Ötelemek de ancak fiziğin konusu.”

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın